'Kaht-ı Rical'

Eskiler 'adam' yokluğunu böyle tabir ederlerdi. Eminim her devirde, 'Doğru dürüst adam ne kadar az' türünden şikâyetler olur, herkes kendini 'doğru dürüst adam' addeder, gerisi için şikâyetlenirdi.

Eskiler ‘adam’ yokluğunu böyle tabir ederlerdi. Eminim her devirde, ‘Doğru dürüst adam ne kadar az’ türünden şikâyetler olur, herkes kendini ‘doğru dürüst adam’ addeder, gerisi için şikâyetlenirdi. Kimin ‘doğru dürüst adam’ olduğu konusu ise hep izafi idi.
‘Hâlâ öyle!’ diyeceğim, ama değil. Ortalama bir düzey, ortalama bir edep, o kadar da su götürür, izafi şeyler olmamalı. Siyasi tartışma, gazete polemiği derken, edep, seviye diye hiçbir kaygının devreye girmediği bir ortam söz konusu. Söyleyecek doğru dürüst lafı kıt olan, işi edepsizliğe döküyor, hadi
o döküyor, kimse de kınamıyor. Kınamadığı gibi edepsizlikte sınır tanımayan ön alıyor, sırtı sıvazlanıyor, artık bulunduğu çevreye göre, kâh laikliğin yılmaz savunucusu, kâh demokrasi mücahidi sayılıyor.
Son devirde, ikincisi prim yaptığı için, o cenahta hareketlilik, ön alma çabası ve bu çabanın tatbiki geniş zemin bulur hale geldi. Edep, hakkâniyet duygusu rencide olmadan gazete okumak artık imkânsız... Değerli dostum Mehmet Bekaroğlu, bu türden bir saldırganlığın kurbanı olduğunda, tüm bunları bir kez daha hissettim. Fikirleri beğenmediğiniz adamı yumuşak veya sert bir şekilde eleştirirsiniz, kim karışır veya karışabilir? Bu başka, işi edep sınırları dışına taşırmak başka. Bekaroğlu’nun uğradığı saldırı karşısında bir arkadaşımız, kendini savunsun diye gazete sütununu ona açtığını yazmış. Doğrusu,
gazete sütunları, saldırganlık ve haksız rekabet için cephe halini aldı, ama bence, sütun açmaya falan gerek yok, Bekaroğlu’nun kendini savunmak için sütunu olması gerekmiyor. Bugüne kadar hiç lekelenmemiş, haysiyetli siyasi duruşu yeter. Birçok konuda ters düşmüşlüğümüz de, sıkı tartışmışlığımız da olmasına rağmen bunu rahatlıkla söyleyebilirim.
Yine de savunmak babından değil, ama hakkâniyet adına, uğradığı saldırı (veya iftira) konusunda illa bir şeyler söylemek istiyorum. Bekaroğlu demokrasi mücadelesi verirken, ‘28 Şubatçı’lık edenler şimdi kalkmış ona ‘Ergenekoncu’ diyerek demokrasi havariliği yapmaya kalkıyor. Edep, adab bir yana, aklımın, vicdanımın isyan ettiği husus bu!
Bakın, tüm tartışmalı tarafları bir yana, meşhur Ergenekon davasının, ben de dahil olmak üzere birçoklarının içine sinmemesinin en önemli nedenlerinden biri bu husus. Yoksa, iddia ettikleri gibi, Ergenekon’a arka çıkmak falan değil! Olabilir mi?
Ergenekon davası, arkasına sığınılıp, bir günde ‘demokrasi havarisi’ kesilmenin, sıradan ön alıp, piyasa yapmanın, en önemlisi her şeyin temize çekilmesinin mükemmel bir aracı oldu. Güneydoğu’da çatışmanın en sert olduğu dönemde siyasi danışmanlık yürüten, ABD bir ülkeyi düpedüz işgal ederken alkış tutan,
28 Şubat destekçisi veya zamanında sadece tutunamadığı ve bugün tutunmanın yolunun burdan geçtiğini görenler Ergenekon karşıtı, demokrasi havarisi olacak, gerisi Ergenekoncu! Biraz akıl, biraz insaf sahibi kimsenin bu işte bir ‘terslik’ olduğunu teslim etmemesi mümkün değil. Niyeti halis olanlara bu hususu tekrar tekrar hatırlatmak isterim. Umurları değilse yapacak bir şey yok, hepimiz kaybederiz, zira böyle demokrasi mücadelesi, ahlaki zeminini yitirmiş bir davanın ucu, selamet olmaz bilesiniz!