Katar?dan tatlı-ekşi izlenimler

Neredeyse bir haftadır Katar?dayım. Aslında buradan Suudi Arabistan?a geçmek istiyordum. Doha-Riyad arası karadan beş-altı saatmiş.

Neredeyse bir haftadır Katar’dayım. Aslında buradan Suudi Arabistan’a geçmek istiyordum. Doha-Riyad arası karadan beş-altı saatmiş. Sağolsun Riyad’daki büyükelçimiz Naci Koru vize için, Cihan Haber Ajansı’ndan eski dostum Nazif Erişik yolculuk konusunda yardım vaadettiler ancak buralarda (daha ziyade Suudi Arabistan’da) kadınların tek başına seyahat etmesi sorunlu olduğu için fazla zorlamak ve işi daha da uzatmak istemedim, Suudi Arabistan’a başka bir zaman doğrudan gitmeye karar verdim. Böylece, Doha’da kaldıkça kaldım. Nazif Erişik, Katar’ı da iyi biliyor, ayrıca, burada daha önce tanıdığımız Katar Haber Ajansı’nda çalışan genç gazeteci arkadaşımız Hişam Güney çok iyi bir rehber. Buradaki büyükelçimiz Mithat Rende, Katar’ı tanımamızda her zaman en büyük yardımcımız.
Biz Körfez ülkelerini, finans ve enerji merkezleri olarak tanıyoruz. Katarlıların en büyük sorunu da bu. Katar, diğerlerinden farklı olduğunun altını çizmek için elinden geleni yapıyor. Bu nedenle kültür alanında öne çıkma gayreti içindeler. Geçtiğimiz kasım ayı sonunda açılan, İslam Eserleri Müzesi bu açılımın sonuçlarından biri. Senfoni ve filarmoni orkestraları bile kurmuşlar. Kültür denilince, akla hep Batı kültürü ve senfonik orkestra gelmesi beni hep rahatsız etmiştir o başka.
Katar’ın son zamanlarda asıl öne çıktığı alan Ortadoğu’nun siyaset sahnesi. Halihazırda bölgedeki mevcut Batı yanlısı muhafazakâr rejimlerle, İran-Suriye ekseni arasındaki kutuplaşmada dengeleyici, arabulucu bir role soyunmuş vaziyetteler. Geçtiğimiz yıl Lübnan’da yaşanan politik kriz ‘Doha Anlaşması’ ile yatıştı, bu yıl Gazze krizinde yine etkin rol oynamaya çalıştılar. Ben bölgedeki kutuplaşma ve kronik krizin aşılmasının son derece zor olduğunu düşündüğüm için, bu çabalara mesafeli bakıyorum. Dahası, bölge müdahalelerinde kalkış noktası olan, büyük bir ABD üssünü barındıran ülkenin, nasıl bir denge oluşturacağı sorusu söz konusu. O nedenle hem ABD’ye, hem Suriye’ye eşit mesafede olduklarına inanmadığımı söylediğim, yönetici aile mensubu bir Katarlı bana uzun uzun, bu bölgedeki hayatın gerçeklerini, ne kadar samimi olduklarını anlattı.
Bu konuya kuşkucu bakmanın anlamlı olup olmadığını zaman içinde göreceğiz.   
Katarlı dostlarımı üzmek istemem, ama bu ülke ve benzeri Körfez ülkelerinin en önemli bir diğer sorunu da, tabii ki insan hakları mevzusu. Düşünce özgürlüğü ve siyasi haklar bir yana, buralarda, ülke vatandaşı olmayan ve dolayısı ile temel yaşama haklarından mahrum büyük bir nüfus yaşıyor. Bu ülkelerde çalışmak üzere gelen Hindistan, Güney Asya, Afrika kökenli fukara insanların insanlık dışı çalışma ve yaşama koşulları şimdiye kadar çok tartışma konusu oldu. Hatta, bu konuda, özellikle Dubai merkezli çalışmalar yapıldı. Bunlara karşı daha geçenlerde, Dubaili bir mühendis ‘Napalım efendim, uygarlık kurmak böyle bir şeydir, Mısır piramitleri inşa edilirken de binlerce insan canlarından olmuştu’ şeklinde, insanlıktan nasibini almamış bir açıklama yapmış, bu bazı Batılı gazetelerde yer almıştı. Birkaç ay önce, BBC’nin düzenlediği ‘Doha Tartışmaları’ (Doha Debates) proğramının konusu da buydu, Katarlı eski bir politikacı ve Bahreynli bir gazetecinin tüm insani yaklaşım gayretine karşı, ‘Bunların ülkelerindeki hayat daha da berbat, buradaki koşulları kabul ediyorlar da geliyorlar’ türünden bir savunma cephesi, bu rezil durumu sonuna kadar savunuyordu.
Medeni Batı dünyasının insan hakları hassasiyetinin sınırı, malum, çıkar ve para! Bu coğrafyada çıkarları olduğu ve burada bu kadar para olduğu sürece, buralara çalışmaya gelen dünyanın yoksullarının hastalandığında ölüme terk edilmeye varan yaşama koşulları, belli ki sorun edilmeyecek.
O nedenle, buralara dair izlenimlerimiz hep, en iyi ihtimalle, tatlı-ekşi soslu olacak.