Kâbus gibi

Kötümserliğe savrulmak istemem, ama gerçekten kâbus gibi. Asker müdahale etti, bu zaten yeterince utanç ve kaygı verici.

Kötümserliğe savrulmak istemem, ama gerçekten kâbus gibi. Asker müdahale etti, bu zaten yeterince utanç ve kaygı verici. Ardından oluşan tablo da, gerçekten 'rejim krizi' olduğunu gösteriyor, bunun inkâr edilecek tarafı yok. Yok, bazılarının iddia ettiği gibi, irtica tehlikesi olduğu için rejim krizde değil, sisteme ilişkin darboğazlar, sorunlar sürekli ertelendiği ve bu noktaya gelindiği için kriz söz konusu.
Öncelikle, günlerdir televizyon tartışmalarında demokrat aydınların bir kısmının (burada Prof. Ahmet İnsel'in adını özellikle zikretmek istiyorum) altını çizmeye çalıştığı gibi, '12 Eylül rejimi' krizde, bir türlü değiştirilemeyen 12 Eylül Anayasası, seçim ve siyasi partiler kanunları ciddi bir tartışmaya ve değişime uğramadığı için bu darboğazı yaşıyoruz. Yüzde 10 barajının doğurduğu temsil krizinin sonuçları ile yüz yüze geldiğimiz için kriz yaşıyoruz.
Fakat dahası var, Türkiye'de siyasi kültürün iki ana damarını oluşturan 'cumhuriyetçi' merkez sol ve 'demokrat' merkez sağ söylem ve anlayışların temel sorunları dolayısı ile iflas noktasına gelmesi nedeniyle kriz yaşıyoruz. Birincisi, 'Toplumun şu veya bu kesimi, şu veya bu kadarı ne derse, ne talep ederse etsin fark etmez, Cumhuriyet'i, laikliği, demokrasiyi biz nasıl tarif edersek odur, aksi takdirde maraza çıkarırız' diyen bir anlayış. Bundan medet uman, sırası geldiğinde sırtını askere dayamaktan çekinmeyen bir siyasi gelenek. Diğeri, 'Milletin, milli iradenin asıl temsilcisi biziz, demokrasi sandıktır, başka da bir şey değildir, yetti azınlığın çoğunluk üzerinde tahakkümü' diyen ve çoğunluğun tahakkümünü demokrasi zanneden anlayış.
Şu anda, bu iki anlayış arasında boğulma, bir kör dövüşe kurban gitme, feci bir savrulma tehlikesiyle karşı karşıyayız. Gün, 'Darbeye karşıyım' deyip ruhunu kurtarma günü değil. Darbeye veya herhangi bir askeri müdahaleye karşı olmak demokrat olmanın olmazsa olmazı, ancak bunun ötesine gitmeden ruhumuzu, vicdanımızı kurtarmamız söz konusu değil.
Türkiye'nin, toplumla iletişim kurmaktan ısrarla kaçınıp ikide bir asker gölgesine sığınanlarla, onlara karşı çareyi 'Hodri meydan'da gören çoğunluk tahakkümcülerinin sıkıştırdığı çıkmaz sokaktan kurtaracak acil demokrasiye ihtiyacı olduğunu görmek zorundayız. Bu son şansımız olabilir.
Ben, aydınların kendini siyasal temsilin üzerinde, ahkâm kesiciler olarak görmesine karşı biriyim, ancak bu tür darboğazlardan çıkışta, Türkiye'nin aydın-demokrat birikimini dikkate alması, kulak vermesi gerektiğini düşünüyorum.
Son olarak, tekrar belirteyim; kimse kusura bakmasın, başörtülü kadınların okula gitmelerini ve mesleklerini icra etmelerini yasaklayan kararlar, direnişler karşısında 'gerilim yaratmama' siyasetini güdüp, ses çıkarmamakta sakınca görmedikten sonra, Çankaya'ya çıkamadığı için gerilim yaratmaktan kaçınmayanların yanında yer almanın demokratlık gereği olduğunu düşünmüyorum. Kim ne gerilim çıkarırsa çıkarsın, kuşkusuz askeri müdahaleye karşı olduğumun altını çizmeme gerek olmamalıydı, ancak okuduğunu anlamayanların bol olduğu bir ortamda bu gereksiz vurguyu yapmak zorunda hissediyorum.