Kendimi ihbar ediyorum!

Yerel seçimlerin ardından, televizyon televizyon gezip değerlendirme yapmaya çalışanlardan biri de bendim. Ben yorum yaptığımı sanıyordum, ne gaflet!

Yerel seçimlerin ardından, televizyon televizyon gezip değerlendirme yapmaya çalışanlardan biri de bendim. Ben yorum yaptığımı sanıyordum, ne gaflet! Meğer, ‘AKP’yi bölüp parçalama’, dolayısı ile darbe ortamı yaratma planlarına hizmet ediyormuşum!
Şöyle ki, NTV’de katıldığım bir programda, iktidar partisinin Güneydoğu’da neden oy kaybettiği konusuna yaptığım yorum üzerine, telefonla programa bağlanan bir büyükşehir belediye başkanı, söze ‘Nuray hanım, AK Parti’de ikilik yaratmaya çalışıyor’ diye başladı. Kulaklarıma inanamadım. Sayın belediye başkanının duyduğunu kavramakta zorlandığını, siyasi yorumu ‘fesat’ diye savuşturma anlayışında biri olduğunu düşündüm, bunu da ekranda söyledim. Allahtan tüm parti/partililer bu kafada değil, diye avundum. Nitekim, yine telefonla bağlanan İstanbul İl Başkanı söyledikleriyle yüreğime su serpti, belediye başkanının kötü bir istisna olduğuna kanaat getirdim.
Meğer öyle değilmiş! Belediye başkanı, hükümet partisi ve destekleyenleri arasında yaygın bir anlayışı seslendirmiş. İki haftadır, ortada dolaşan ‘AKP ve Fethullah Gülen’i bitirmek’ planı üzerine yazılan bir yazı, gazetelerdeki yorumları da, bu planın parçası halinde takdim edince durumu kavradım.
Bu anlayışa göre, hükümet partisi üzerine eleştiri de değil, yorum yazmak bile, yorumun cinsine göre darbe planlarının bir parçası olarak itham edilebiliyormuş. Öyle ya, her parti, özellikle de kitle partileri için kolaylıkla yapılabilecek, parti içi ayrışma yorumları ‘fitne’ olarak değerlendirilebiliyorsa, artık yorum yapmanın anlamı kalmıyor. Bu, sözün bittiği yerdir!
AKP’ye yönelik, kapatma davası üzerine de, ‘siyasetin bittiği yer’ diye yazmıştım. Öyleydi, o nedenle, demokrasiden yana olan hepimiz canhıraş biçimde karşı çıktık. Ama, siyasetin sonu sadece, kapatma davaları, darbe girşimleri ile gelmiyor. Susturmanın, yıldırmanın türlü yolları var. Geldiğimiz noktada, birileri hâlâ darbelere bel bağlayarak, susturmaya çalışıyorsa, diğerleri de, her sesini çıkaranı ‘darbe destekçisi’ diye itham ederek, zan altında bırakarak köşeye sıkıştırıyor, susturuyor. En azından gayret bu yönde.
Bakın, Türkiye’de ‘darbe’ karalaması artık bir susturucu, bir deli gömleği haline geldi. Bu çok vahim bir durum. Demokrasi hassasiyetini kalkan edinmiş bir yıldırma kampanyası var. Ünlü Türk demokratlarından hiç kimse, bu tehlikeli gidişe karşı gık demiyor. Olayı, bir medya/hükümet savaşı zemininde görme hafifliğine kapılanlar var. Bu gidiş böyle devam ederse, ortada söz söyleyecek kimse, söylenecek hiçbir yer kalmayacak. Türkiye’nin büyük demokrasi mücadelesinin geldiği yer bu mu olmalıydı? Böle bir gidişten ne hayır beklenir?
İslamcıların muhalefette olduğu dönemde, büyük haksızlıklar yaşandı. O zaman en azından tüm dayatmalara karşı çıkacak, mütevazı ama dik durabilen bir zemin vardı. Yeni Şafak gazetesinin bugün koruduğu kalite o zemine dayanıyor.
Diğer taraftan, eski İslamcıların, muhafazakârların, o dönemde, biriktirdikleri kızgınlık ve öfkeyi anlamak mümkün. Ancak, iktidar gücü, o günlerin acısını köpürte köpürte çıkarmak yönünde işleyince, nefes alacak yer kalmıyor, daha da kalmayacak. Siyasi partiler, siyasetçiler kavgalarının hoyratlığında bir yere kadar mazur görülebilir, asıl umutsuzluk uyandıran, eli kalem tutanlar içinde onları destekleyenlerin öfke sarmalına teslim olmakta beis görmemeleri.