Köşk, mevki, makam ve vicdan

Gül, adaylıkta ısrarlı. Makam, mevki sahiplerinin haklarını savunmak daima cazip ve kolay.

Salı günkü 'İkinci Cumhuriyet' başlıklı yazımı seçim sonuçlarını partiler açısından değerlendirmelerine bir giriş olarak yazmıştım. Ancak, bu girişin devamını erteleyip, bir parantez açmaya karar verdim, zira seçim sonuçlarının hemen ardından, Cumhurbaşkanlığı konusu kaldığı yerden, yeniden gündeme oturdu. Abdullah Gül, dün yaptığı basın açıklaması ile, Cumhurbaşkanlığı adaylığında ısrarlı olduğunu dolaylı yoldan açıkladı.
Ben yine, büyük bir hayal kırıklığı içinde olduğumu söylemeye, hatta daha yüksek sesle söylemeye devam edeceğim. Gül'ün adaylığının açıklanmasından sonra, bu konudaki düşüncelerimi açık biçimde ifade etmiştim. Söyledikleriniz ne kadar açık olursa olsun, bu gerekçelerin değil, başka bazı gizli veya kişisel nedenlerin varoluğu düşüncesinin hâkim olduğu bir ülkede yaşadığımızı, bu süreçte bir kez daha, büyük bir üzüntü ile gördüm. O nedenle, daha da açık konuşmakta fayda olduğunu düşünüyorum.
Benim, Gül'ün adaylığına itirazımın gerekçesi çok açıktı, hâlâ öyle. Gerekçelerimin Gül'ün kişiliği ve kariyeri ile alakası yok, öyle olsa, adaylığını en başta destekleyenlerden biri olurdum, zira sayın Gül, önemsediğim ve fazladan sempati duyduğum bir isimdir, bunu yakın çevremdeki herkes bilir. Ben diyorum ki, madem ki başörtüsü bu ülkede bir semboller savaşının konusu haline gelmiştir ve de AKP hükümeti bu konuda gerilim yaratmaktan kaçındığı için başörtüsü sorununun çözümünü zamana yaymak gibi bir siyaset izlemiştir, o halde, söz konusu cumhurbaşkanlığı olduğunda bu tutum neden terk edilmektedir? Madem gerilimden kaçınmayan bir siyaset izlenecekti, neden aynı ısrar sorunun çözümü konusunda sergilenmedi? Bu başörtülü kadınların mağduriyetleri konusunda çok büyük bir haksızlık olmuyor mu?
Benim mantığıma ve adalet duyguma göre, önce cumhurbaşkanlığı, sonra başörtüsü sorununun çözümü olmaz, doğru ve adil olan önce bu sorunun çözümüdür. Cumhurbaşkanlığından feragat etmek büyük bir fedakârlık değildir (dahası Başbakan bunu yapmaktan kaçınmamıştır), ama başörtülü kızların üniversiteye girmekten, sonra mesleklerini icra etmekten men edilmeye belirsiz bir geleceğe kadar katlanmasını istemek, kıyaslanmayacak
kadar büyük bir fedakârlıktır.
Bunun bir adım ötesinde, başörtülü kadınların parlamentoya girmesinin yasak olduğu, bu yasağa sessizce boyun eğilip, (hepsini aynı kefeye koymasak da) başörtüsüz vitrin kadınların Meclis'e girdiği bir ortamda, cumhurbaşkanlığında bu konuyu görmezden gelip, mücadele vermek hangi vicdana uygundur? Bu koşullar altında, başörtülü kadınlar, bir yerlerde kabul görmek için, hep 'eş durumu'na katlanmak zorunda bırakılmış olmuyor mu? Dolaylı yoldan önerilen çözüm, başörtülü kızların, eğitimlerini yarıda bırakıp veya tamamlayıp, bulabilirlerse muhtemel bir milletvekili, bakan, Cumhurbaşkanı eşi olma seçeneğine razı olmaları olmuyor mu?
Erkek, kadın ayrımı yapmaktan hiç hoşlanmam, ve bu konunun tümünün vicdan ve adalet duygusunun merkezinde olması gerektiğini düşünürüm ama, bu koşullarda, ayrıca sayın Gül'ün eşinin vicdanına seslenmek isterim. Başörtülü kadınların milletvekili olamadıkları, meslek icra edemedikleri, üniversiteye giremediği bir ülkede, eşi dolayısıyla Çankaya'da oturmak hiç mi vicdanını sızlatmayacak? Ne sayın Gül'ü ne de ailesini hiçbir şekilde incitmek istemem ancak, ben onbeş yıldır başörtüsü yasaklarına karşı mücadele eden biriyim. Bu nedenle, şu anda söylediklerimi söylemek zorundayım, zira son durum karşısındaki samimi hislerim bunlar.
Daha önce de yazdım, Fazilet Partisi, başörtülü bir milletvekili yüzünden kapatıldığında, başı açık biri olarak büyük bir utanç ve vicdan azabı duydum. Aynı vicdanı, başörtülü mevki sahibi eşlerinden de beklemek durumundayım. Bu nedenle diyorum ki, son seçimlerdeki yüzde 47 oy, bir beklentiye cevap verecek, siyasi bir kredi olarak kullanılacaksa, bu cumhurbaşkanlığında ısrar değil, başörtüsü sorununun çözümü istikametinde kullanılmalıdır. Çankaya'da başörtülü eş bu sorunun çözümünü hızlandırmak bir yana, daha da erteleme riski taşımaktadır. Dört buçuk yıllık AKP iktidarında bu sorunun çözümlenememiş olması, bu kuşkumu doğrulayan en büyük gerekçedir.
Demokratlık adına, bugün Gül'ün cumhurbaşkanlığını destekleyen kalemlerden bir kısmı, daha düne kadar başörtüsü sorununu tamamen unutmuştu,
birisi, 'AKP iktidardayken, başörtüsü konusunda parmağımı kıpırdatmam' diyordu. Makam, mevki sahiplerinin haklarını savunmak her zaman cazip ve kolaydır, ama adil olan isimsiz hak mağdurlarına sahip çıkmaktır. Ben bunu yapmaya çalışıyorum, herkesten de bunu yapmasını bekliyorum.