Küresel Ergenekon (2)

Küresel Ergenekon'dan söz etmişken, dünyada olup bitene göz atmaya biraz daha devam edelim diyorum. Bakıyorum da, onca küreselleşme lafına karşı, nedense dünyada olan biten bizi hiç mi hiç ilgilendirmemeye devam ediyor.

Küresel Ergenekon’dan söz etmişken, dünyada olup bitene göz atmaya biraz daha devam edelim diyorum. Bakıyorum da, onca küreselleşme lafına karşı, nedense dünyada olan biten bizi hiç mi hiç ilgilendirmemeye devam ediyor.
Mesela yaz başında, Honduras’da bir darbe oldu, Batı dünyası hiç olmazsa usulen kınadı. Bizim basın, o sıralar İran seçimlerinin ardından çıkan siyasi kaosa geniş yer verdi, ama Latin Amerika’nın bu küçük ülkesinde, ABD yandaşı ordunun gerçekleştirdiği darbe ile ilgilenmedi. MediaBite.org’da, David Manning ve Miriam Cotton imzalı bir yazı, Batı basınının İran olaylarına yaklaşımı ile Honduras darbesine yaklaşım üzerine çok anlamlı bir değerlendirme yapmış. Bizim basının tutumunu daha iyi anlamak açısından da faydalı, bir göz atmanızı tavsiye ederim.
Diğer taraftan, dikkatinizi çekti mi bilmiyorum, son günlerde Libya’ya ilişikin bir gelişme oldu. 1988’de, bir Pan Am uçağının bombalanması sonucu, Lockerbie’de 270 kişi ölmüştü. Uzun bir soruşturma sonucu, olayın ardından Libya çıkmış ve ve Megrahi isimli bir Libyalı suçlu bulunarak hapse mahkûm edilmişti. Geçtiğimiz günlerde, İskoç Parlementosu, ölümcül bir hastalık sonucu çok az ömrü kalmış olan Megrahi’nin, son günlerini geçirmek üzere Libya’ya dönmesine izin verdi.
Bu kararın ardında, Libya’nın Batı’ya açılması kararı ardında, kuşkusuz, Libya’nın ‘terörist devlet’ statüsünden çıkması gelişmesi var. Ancak, bu pazarlığın ardında, Biritanya’nın Libya’daki
ekonomik çıkarları olduğu iddiaları ve bombalamada ölenlerin yakınlarının başını çektiği muazzam kamuoyu tepkisi, Britanya hükümetini zor duruma düşürdü. ABD ve Britanya, Megrahi’nin Libya’da kahraman gibi karşılanmasını bahane edip, Libya’yı uyarmak suretiyle imaj düzeltmeye çalıştı.
Oysa, iki yıl önce, tabii Libya, Batı dünyası ile arasını düzelttikten sonra, Megrahi’nin, delil yetersizliği iddiası ile, yeniden yargılanması bile söz konusu olmuştu.
1 Temmuz 2007’de Sunday Times’da çıkan ve bu ihtimali söz konusu eden haberi okuyunca gözlerime inanamamıştım. Megrahi’yi mahkûm ettiren delillerin uzun uzadıya sorgulaması yapılan haber metni içinde, aslında bombalanmanın ardında, PFLP-GC adlı ve İran bağlantılı bir Filistin örgütünün olabileceğine işaret ediliyordu. Eğer yeniden yargılama olursa, ‘Britanya en büyük adalet yanılgısı olmuş olacak’ deniliyordu. İşler o yönde gelişmedi, Megrahi hastalıktan affa uğradı.
İşte böyle bir dünyada yaşıyoruz. Başta ABD olmak üzere Batı ile işbirliği yapan devletler, bir günde ‘terörist devlet’ diye suçlanıp, rahatlıkla bombalanabilirken, ertesi gün ‘Medeni Dünya’ya kabul görebiliyor. Terör eyleminden bir gün hüküm giyen, köprünün altından akan sularla affa uğrayabiliyor.
Böyle bir dünyada, İran’da seçimle gelen Cumhurbaşkanı dikatatör, Arap dünyasında seçimin adını ettirmeyen rejimler ‘ılımlı İslam ülkeleri’ oluyor. Kaddafi, dün ‘terörist devletin başındaki dikatatör’, bugün Batı başkentlerinde ağırlanan olgun siyasetçi sayılıyor. ‘İran’da seçime hile karıştı, sayılmaz’ denip, Afganistan’da içine her şey karışan seçim, ‘demokrasinin zaferi’ olarak takdim ediliyor.
Böyle bir dünyayı değiştiremiyorsak, bari lafla sorgulayalım, onu da yapamıyorsak buğz edelim diyeceğim ama neden lafla bile sorgulayıp, kınayamayalım? Sakın, küresel bir Ergenekon çetesi bizi yıldırıyor olmasın? Gücümüzün yettiği Ergenekonla uğraşmayalım demiyorum ama gücümüzün yetmediğini de bari sorgulayalım da, samimi olduğumuz, meselenin bir ilke işi olduğu anlaşılsın diyorum. Haksız mıyım?