Kürt meselesi ve iktidar

Gazetelere bakıyorum, bir iktidar partisi milletvekili, 34 PKK'lının şovuna tepki göstermiş, 'Serbest kalanlar da, bırakanlar da yargılansın' demiş. Bunun istisnai bir düşünce olduğunu sanmıyorum, aynı düşüncede olup sesini çıkarmayanlar da, parti disiplininden veya...

Gazetelere bakıyorum, bir iktidar partisi milletvekili, 34 PKK’lının şovuna tepki göstermiş, ‘Serbest kalanlar da, bırakanlar da yargılansın’ demiş. Bunun istisnai bir düşünce olduğunu sanmıyorum, aynı düşüncede olup sesini çıkarmayanlar da, parti disiplininden veya ‘bizimkiler ne yapıyorsa ses çıkarmamak lazım’ gibi bir tedbirden dolayı ses çıkarmıyorlar.
Kitle partileri biraz böyledir, bölgesel farklılıklar, ideolojik farklılıkların zaman zaman önüne geçer. Karadenizli partili ile Güneydoğulu partili arasında muazzam fark olur. Ancak, Kürt meselesi gibi büyük meselede hâlâ, bir partinin kendi milletvekilleri veya bölgesel tabanları arasında bunca fark olması hayra alamet olmaması gerekir. Bizde, buna ‘pragmatizm’ deniliyor. Kitle partilerinin, orada öyle, burada böyle konuşmayı marifet saydığı bir ülkeden söz ediyoruz. Sonra da kalkıp, bir büyük ‘toplumsal barış’ projesinin yol almasını bekliyoruz.
İktidar partisi, sadece Kürt meselesinde değil, genel olarak bir demokrasi sürecine temel teşkil edecek bir zihniyet dünyası yaratmış değil. Mesele, ara sıra çatlak ses çıkması veya çıkmaması değil, bir siyasi heyetin ve onun toplumsal tabanın ufkunun ne olduğu. Genel Başkan Yardımcısı Arınç da, ‘Acı ilacı içip kurtulacağız’ diyerek, tabanındaki tepkilere karşı, aslında ‘Olanları hazmedememekte haklısınız, dişinizi sıkıp acı ilacı için, sorunu kökten çözelim’ diyor.
Peki, tabanın teskin edilmesi kötü mü? Kısa vadede değil, ama bu yolla yatışmış tabanın beklentisi, zamana yayılmış bir barış süreci değil, hızlı bir düzenleme olacaktır. Kürt meselesini hızlı bir düzenleme ile halletme vaadi ise yanıltıcıdır.
Sonucu, bir büyük kafa karışıklığının aynen devamı, büyük zigzaklar ve savruluşlar olur.
Son yerel seçimler bir kez daha muhalefet partilerinin Güneydoğu bölgesinde tamamen yok olmuş olması, dolayısıyla Kürt meselesinin çözümünde ne ölçüde geride kaldıklarının en iyi göstergesidir.
AKP, Türkiye’nin her yerinde varlığı olan tek parti durumundadır. Sadece iktidar olduğu için değil, Kürt meselesinde inisiyatif alması böyle bir meşruiyet zeminine oturmaktadır. Bu meşruiyet zeminin örselenmesi, demokrasiye büyük zarar verir.
Ancak, iktidar partisinin, kendisinin de, genel olarak, demokratik meşruiyet alanını, mutlakiyetçi bir siyaset anlayışı ile örselemekten kaçınması gerekir. Kaçınmadığı ölçüde, milliyetçi muhalefetin sabotajına maruz kalacak. Dahası, Kürt meselesinin çözümüne ilişkin çerçeveyi muğlak bir iktidar popülizmi içinde kurduğu ölçüde, milliyetçi baskılar partisi içinde de ön alacak.
‘Demokratik meşruiyet’ sorunu, Kürt meselesinin ötesinde bir büyük sorunumuzdur. Buna kafa yormadan büyük adım atmaya kalktığımızda her şey kısa devre yapabilir. Profesörünün kendini padişahlık devrinde sandığı bir ülkede, ‘demokratikleştireceğim, ses çıkaranı yakarım’ noktasına da gelirsiniz, olanları geriden izleyen milletvekiliniz aniden ‘Şehitler ölmez vatan bölünmez!’ konuşmasına da soyunabilir. Bir işinize yarar, iki susturursunuz ama sonu sarpa sarar.
Sorunları demokrasi içinde çözmek, zor iştir, ama sağlam bir zemin vaat deder. Öyle acı ilaç
içmek gibi, hızla dertlerinize deva da olmaz, ama daha kalıcı, daha güvenilirdir.