Kürtler ve İslamiyet

Tempo dergisinin son sayısında, Ahmet Tulgar'ın Mehdi Zana ile yaptığı röportaj, 'Kürtler, İslamiyet'i kabul ettiklerinde kaybettiler' başlığı ile yayımlanmış.

Tempo dergisinin son sayısında, Ahmet Tulgar'ın Mehdi Zana ile yaptığı röportaj, 'Kürtler, İslamiyet'i kabul ettiklerinde kaybettiler' başlığı ile yayımlanmış. İnsan ister istemez 'neyi kaybetmişler?' diye düşünüyor. Aslında bu çok tanıdık bir söylem, ne Zana'ya, ne Kürtlere mahsus. Kürtlerden önce, Müslüman dünyanın tüm halkları aynı şeyi düşündüler. Modern Batı'nın yükselişi, tüm Doğu halkları üzerinde aynı tesiri yaptı.
'Neden onlar (Batılılar) zengin, ileri, üstün, biz neden fakir, geri, yenik düştük? Neden onlar, lokomotifi, ampulü keşfetti, biz yapamadık da bu hale düştük?' Akıllara düşen soru buydu. Oryantalist söylem, bu sorunun cevabını kültüre bağlıyordu; 'Sizin kültürünüz statik, bizimki dinamik, bilime, gelişmeye açık, işte o yüzden' diyordu. Müslüman halklar, moderleşme tarihleri boyunca, bu cevabı benimsediler, büyük ölçüde kültürlerini belirleyen dinlerini, başlarına gelenlerden sorumlu tuttular (aslında hâlâ da tutmaya devam ediyorlar). Bu uzun ve hazin bir hikâyedir. Modernleşme tarihleri boyunca, tüm Müslüman halklar, modern kimliklerini, dinlerinden mümkün mertebe uzak bir biçimde yeniden kurmaya giriştiler. Bu arada, İslamiyet öncesi tarihlerine sığındılar, Iraklılar Babil'e, Suriyeliler Asur medeniyetine, Lübnanlılar Fenikelilere, Antik Mısır medeniyetine, Türkler, Orta Asya geçmişlerine, olmadı, Antik Anadolu medeniyetlerine gönderme yapmaya başladılar. Bu modern ulus-devlet kurma ideolojilerinin, arka planını oluşturdu.
Şimdi sıra Kürtlerde. Kürtler de modernleşme süreçlerinde, kendi ulus-devletlerini kurma heves ve iddiası içinde aynı yollardan geçiyorlar.
Dahası kaderlerini, kendi kurtuluşlarını temin için, Ortadoğu'nun 'makûs' kaderinden ayırmanın yollarını arıyorlar. Tarihsel konjonktür, bu türden bir kurtuluş projesine son derece uygun. Diğer halklar da, birbirlerinden ayrılıklarını vurgulayan kimlik ve reçetelerle emperyal projelerin buluşma noktalarında, ulus-devletlerini inşa etmişti. Osmanlı İmparatorluğu dağılırken, Araplar İngiliz-Fransız, Türkler Alman emperyal projelerinin peşine takılmışlardı. 'Şimdi aynı şeyi Kürtler neden yapmasın?' diye düşünülebilir. Belli ki, zaten akıllarına yatmış, aynı yoldan ilerliyorlar. Ancak, insan, neden tüm halklar hep aynı hataları tekrar eder diye düşünmeden edemiyor. Kuşkusuz, bu bölgenin tarihinin benzer yerlerde patinaj yapmasının tek sorumlusu Kürtler değil, devlet kuramamış kavimler, hâlâ tek kurtuluşu kendi devletlerini kurmakta görüyorsa, bunun sorumlusu öncelikle, devlet kurmuş, kurdukları devletlerde azınlık durumuna düşmüş Kürtleri her türlü baskı altına almış olanlarda. Ama her şeye rağmen, tarihten hiç mi ders alınmaz, benzer çıkmaz sokaklara sapmadan, ortak bir kurtuluş ufku gelişemez? İş gelir, yine dar bir milliyetçiliğe, kavmiyetçiliğe dayanır, bundan medet umulur?
Neden, Zana gibi, sol mücadelenin içinden gelen, üstelik yaşını başını almış bir siyaset adamı döner dolaşır bu kavmiyetçiliğe sığınır? Zana'da Kürt siyasetçi ve aydınlarının şimdilerde hemen hepsinin dediği gibi, 'Kürtler ister Türkiye'de, ister Irak, Suriye ve İran'da olsun, birbirlerinin derdine, sevincine ortak olur' diyor. İnsanın aynı dili konuştuğu, aynı kültürü paylaştığı insanlara daha yakın hissetmesi kadar doğal bir şey olamaz. Ama, tarihin geldiği noktada, insanlık adına, siyasete taşıyacağımız bundan ibaret midir? Türk veya Kürt olarak, kendi kavmimizden olmayanların başına gelenlere üzülmek, sevinmek durumunda değil miyiz? İşin kötüsü, sadece Türklerin, Kürtlerin, hatta sadece bu bölge halklarının değil, tüm dünyanın bu türden bir karanlık yola girmesi. Dahası, bu karanlık gidişata karşı yeterince itiraz sesinin yükselmemesi.
Konu Kürt meselesi olunca, şimdi bir de, herhangi bir itiraza karşı, 'Vay sen ezen kimliğinin içinden konuşuyorsun' susturucusu icat edildi. Türk veya Kürt doğumlu olmak hiçbir şekilde söylediklerimizin önüne geçmemeli, bu türden gerekçelerle susturulmayalım diye demokratikleşme mücadelesi vermiyor muyuz? Şimdi, aynı mücadeleyi, bir de Kürt aydın ve politikacılarına karşı mı vermek durumunda kalacağız?