Lübnan raporu

Türkiye'nin gündemi bu kadar yoğunken, Lübnan'dan söz etmek biraz garip kaçacak ama Lübnanlılar öyle düşünmüyor. Türkiye'nin Ortadoğu'daki rolünün giderek arttığını ve dolayısıyla ilgisinin de arttığını varsayıyorlar.

Türkiye'nin gündemi bu kadar yoğunken, Lübnan'dan söz etmek biraz garip kaçacak ama Lübnanlılar öyle düşünmüyor. Türkiye'nin Ortadoğu'daki rolünün giderek arttığını ve dolayısıyla ilgisinin de arttığını varsayıyorlar. Her seferinde, görüştüğüm Lübnanlı yazar çizerlere Türkiye'de Ortadoğu'yla, hele Lübnan ile ilgili fazla haber ve yorum çıkmadığı gerçeğini alıştırarak anlatmaya çalışıyorum, çok şaşırıyorlar.
Benim bu kez burada bulunma nedenim, Şam'da iken, burada Tarafsız Ortadoğu Haberciliği ile ilgili bir toplantı olduğunu öğrenmem ve hızla buraya intikal etmem. Tarafsız habercilikle ilgili tartışma, toplantıyı düzenleyen Al-Ahbar gazetesinin kimliği ile başlıyor. Zira, gazete Lübnan'daki Direniş koalisyonunu desteklediği için, İran tarafından desteklenmek ve Hizbullah'ın yayın organı olmakla yaftalanabiliyor. Oysa, gazete yönetici ve yazarları seküler ve sol kimliklerinin altını çiziyorlar. Toplantıdan geç haberdar olduğumuz için Türkiye'de Ortadoğu'ya ilişkin haberlerin taraflı dili üzerine bir oturum düzenlemekte geciktik. Ancak gazete yöneticilerine bu konuda bir yazı yazıp göndermeye söz verdim. Bu konuda veya Türkiye-Ortadoğu ilişkileri üzerine yazacak
tüm yazarlara açık olduklarını da belirttiler, ilgilenenlere duyurmuş olayım.
Toplantı konusu dışında, Lübnan'da asıl gündemi kaplayan cumhurbaşkanlığı krizleri devam ediyor. 12 Kasım seçimin son tarihi olmakla birlikte, hükümet ve muhalefet cephesi halen mutabakata varmış değiller. Ortalıkta uzlaşma isimleri dolaşıyor, ama iki tarafın uzlaşma isimleri de birbirinden farklı. Bu durumda bir değişiklik olmazsa, daha önce bir politik kriz döneminde olduğu gibi, iki ayrı hükümet ihtimali belirecek. Yani iktidar mutlak çoğunluğu yeter sayıp kendi adayını seçecek, buna karşın mevcut cumhurbaşkanı Lübnan Anayasası'na dayandırdığı gerekçelerle kendi başbakanını atayacak.
Suriye'de Lübnan üzerine konuştuğumuz birçok kişi, en muhtemel tablonun bu olduğunu düşünüyor. Muhtemel veya inşallah değil, bu tablo Lübnan için krizin daha da derinleşmesi anlamına geliyor. Aslında, Lübnan'da yaşanan siyasi kriz bu denli derinleşmese, uzlaşma ismi bulunsa da, sorun çözülmüş olmuyor, sadece erteleniyor. Çünkü, iktidarın temsil ettiği ve Batılı müttefiklerinin desteklediği siyaset rotası Hizbullah'ın silahsızlandırılmasını öngörüyor. Muhalefet cephesini destekleyen Lübnanlılar için bu plan Lübnan'ın İsrail karşısında güvenliğinin yok edilmesi, elinin kolunun bağlanması anlamına geliyor. Hizbullah ile ideolojik olarak çok uzak grupların ve Hıristiyanların bir kısmının Hizbullah önderliğinde bir koalisyonu desteklemelerinin nedeni bu.
Bizse, Hizbullah denilince Türkiye'de bu adı taşıyan ve Lübnan Hizbullahı ile uzaktan yakından ilgisi olmayan bir örgütün hâlâ birbirine karıştırıldığı bir ülkede yaşıyoruz. Sıradan vatandaştan bahsetmiyorum, geçen sene Türkiye Hizbullahından biri yakalandığında, TV haberlerinde Lübnan Hizbullahının silahlı askerleri görüntü olarak kullanılmaya devam ediyordu. Ben, zaman zaman garip kaçsa da, karınca kararınca Ortadoğu'ya ilginizi çekmeye çalışacağım.
Şimdilik bu kadar, zaten artık dönüyorum.