Lübnan-Suriye

Geçen hafta, Beyrut yine bir siyasi suikasta tanık oldu, bir milletvekili bombalı saldırı sonucu öldürüldü. Lübnan'da neler olduğunu baştan anlatmak uzun sürecek, biz sondan başlayalım.

Geçen hafta, Beyrut yine bir siyasi suikasta tanık oldu, bir milletvekili bombalı saldırı sonucu öldürüldü. Lübnan'da neler olduğunu baştan anlatmak uzun sürecek, biz sondan başlayalım. Öldürülen milletvekili, Sinyora hükümetini destekleyen koalisyona mensuptu ve suikast haberi, tüm Batılı haber ajanslarında 'Suriye karşıtı milletvekili öldürüldü' şeklinde geçti. Dolayısıyla, olay Türkiye medyasında bulduğu kısıtlı yerde de, bu çerçevede takdim edildi.
Birisini, her şeyden önce ve sadece 'Suriye karşıtı' diye takdim edince ve sonu suikast olunca, haberin kendisi 'itham' mahiyetinde oluyor. Öldürülen Suriye karşıtı olduğu için ve herhalde Suriye veya Suriye taraftarları tarafından öldürülmüştür kanaati başından belirleniyor. Bu taraflı ve yönlendirici haber dili, Lübnan'da olanlara özgü değil, tüm Ortadoğu'da olanları bu tür bir filtreden süzülmüş haliyle öğreniyoruz. O nedenle, Lübnan konusunu, bu konuya işaret etmek için vesile yapmak istiyorum.
Lübnan'da şu anda iktidarda olan koalisyon bir süre önce dağıldı ve aslında eski Başbakan Refik Hariri'nin öldürülmesinin ardından oluşan
kamplaşma netleşti. Bir yanda, şu andaki Başbakan Sinyora'nın mensup olduğu ve liderliğini Hariri'nin oğlu Saad Hariri'nin yaptığı Sünnilerin önderliğinde, Dürzilerin lideri Velid Canbolat'ın sözcülüğünü yaptığı, Maruni Hıristiyanların bir kısmının desteklediği 14 Şubat grubu var. Karşılarında, öncülüğünü Şii Hizbullah hareketinin çektiği, Şillerin Emel örgütü, Maruni lider Michael Aoun ve Lübnan Komünist Partisi başta olmak üzere birtakım sol partiler ve küçük bir Sünni ve Dürzi grubun desteklediği muhalefet cephesi var. Evet, bu cepheleşme, uluslararası zeminde, ABD ve Batılı devletlerin desteklediği hükümet ve karşısında Suriye ve İran'ın desteklediği muhalefet resmi ile örtüşüyor.
Ancak, Lübnan'da olanlar son derece karmaşık ve karanlık, bu nedenle hükümetin temsil ettiği koalisyondan birinin başına gelen her şeyden muhalefeti ve/veya Suriye ve İran'ı suçlamak mümkün değil. Zira, muhalefet cephesini destekleyenlere sorarsanız, olanların sorumlusu, muhalefeti ve Suriye-İran'ı suçlamak üzere operasyon yapan yabancı istihbarat örgütleri ve onların ötesinde Lübnan içindeki karmaşık iktidar mücadeleleri. Hangi tarafın tezinin doğru olduğunu anlamak, bugünkü koşullarda imkânsız.
Hal böyleyken, bir suikastın ardından haber yaparken, öleni sadece Suriye karşıtlığı ile tanımlamak fazlasıyla yönlendirici. Oysa, ölen milletvekili ve daha önce yine suikasta kurban giden Bakan Pierre Gemayel, Falanjist Partisi mensubu idi. Bugünlerde Falanjist Partisi (Kataib) Batılı haber ajanslarında, demokrasi yanlısı cephenin bir unsuru olarak takdim ediliyor. Falanjist partisi milis gücü ile Lübnan iç savaşında karanlık bir yer teşkil eden, katliamlara imza atan bir parti ve çevre. Bu katliamların en bilineni Sabra ve Şatila katliamı. Daha geçen hafta İsrail Başkonsolos Yardımcısı Mihal Gur-Aryeh, Radikal'de, Falanjistlerin Sabra Şatila katliamındaki sorumluluğuna değinen bir yazı yazdı (21 Eylül 2007). Gur-Aryeh bu katliamda sorumluluğu olan Falanjistlerin de Suriye ile bağlantısına değinmiş, ama Falanjistlerle İsrail'in ittifaklarına, doğal olarak hiç değinmemiş.
Gur-Aryeh, bir hafta önce Radikal'de yazısı yayımlanan Filistin İçin Kadınlar Örgütü'nden Sonja Karkar'ın, Sabra ve Şatila katliamının baş sorumlusunu İsrail olarak gösteren yazısına cevap yazmıştı. Ama bırakın olaya tek taraflı bakan birini, Sabra ve Şatila katliamı üzerine yazılmış onca kaynaktan çoğunda, Falanjistler ve İsrail ilişkisi farklı şekilde anlatılıyor. Bunlardan biri, Musevi asıllı Amerikalı ünlü gazeteci Thomas Friedman'ın 'Beyrut'dan Küdüs'e' başlıklı kitabı.
Lübnan, ilk planda İsrail ve Suriye'nin daha geniş planda, tüm bölge güçlerinin ve bunlara bağlantılı olarak Batılı güçlerin siyasi manevra alanı. Neredeyse, kimsenin kimseden hesap sorması mümkün olmayan karanlık bir tarihi var. Bir örnek olarak bakın, yine, Friedman'ın kitabının bir yerinde, bugün aynı koalisyonun baş destekçileri olan Dürziler ve Lübnan Güçleri'nin Maruni lideri Samir Geagea'nın geçmişte nasıl karşı karşıya geldiklerine dair çok çarpıcı bölümler var.
İç savaşın bir noktasında, Dürziler, kaçırdıkları 14 Hıristiyanı öldürünce, Geagea 'Onlar 14 öldürdüyse biz en azından onlardan 20 kişiyi öldürmeliyiz' deyip, ellerindeki rehine listesinden isimleri hızla, hiç düşünmeden ve sıradan bir iş yapıyormuşcasına duygusuzca işaretlemeye başlamış. Bu olaya tanık olan, arabuluculuk yapmak üzere orada bulunan İsrailli üst düzeyli bir askerin ağzından anlatılan bir olay bu (From Beirut to Jerusalem, Harper/Collins, s.217-8).
Lübnan'da Suriye karşıtı, Batı ve demokrasi yanlısı koalisyon denilen cephenin üyeleri, unsurları bunlar. Ortadoğu ile ilgili haberleri dinler ve okurken, aklınızda bulunsun diye yazıyorum.