Mütevazı bir adım

Araya Obama'nın Türkiye ziyareti girecek, ama belli ki, ?derin' seçim muhasebelerine, uzun bir süre devam edeceğiz ve de etmeliyiz. Ama önce sıradan bir gerçeğin altını çizmekte fayda var.

Araya Obama’nın Türkiye ziyareti girecek, ama belli ki, ‘derin’ seçim muhasebelerine, uzun bir süre devam edeceğiz ve de etmeliyiz. Ama önce sıradan bir gerçeğin altını çizmekte fayda var.
Son seçimin en umut vaat eden yanı, tek parti rejimine doğru tehlikeli bir gidişin eşiğinden dönmüş olmamızdır diyorum. Umarım, bu dönüş hakkıyla değerlendirilir ve de yine laf dalaşları arasında boğulup kalmaz.
Yine umarım, mevcut iktidar sonuçları bir zaaf olarak görerek, daha da bilenmiş biçimde aynı gidişte ısrar etmez. Muhalefet parti ve çevreleri ne derse desin, halen önemli ölçüde koruduğu siyasi gücünü, yıldırma, susturma aracı olarak kullanma yoluna gitmez. Halihazırda, AKP çevrelerinde telaffuz edilen, ‘sadece muhalefet partilerine karşı değil, bir siyasi güç haline gelen medya çevrelerine karşı mücadele’ söylemi ümit kırıcı olmaya devam ediyor.
Bunu söylerken, medyada iktidara muhalefet adına sergilenen tutum ve kullanılan dili her zaman sorunsuz gördüğüm sanılmasın. Ancak, iktidar ve çevresinin, AKP güzellemesi yapmayan herkesi bir ‘fitne ve fesadın’ parçası olarak görmesi, bu söylem etrafında dönüp dolaşması, eleştiri, farklı düşünce ve ifade özgürlükleri adına çok ama çok büyük bir sorun. Daha önemlisi, Başbakan başta olmak üzere, AKP çevresinin basına karşı tahammülsüz tutumunu, iktidarı destekleyen yayın organlarında yazan arkadaşlarımızın hiç tartışma konusu yapmaması.
Onca demokrasiden söz ettikten sonra, (beğenin beğenmeyin, sevin sevmeyin) basının bir kısmına bunca tahammülsüzlüğü, ‘anlayışla’ geçiştirmek yadırganmıyacak gibi değil.
‘Beğenmediğim görüşe isteyen istediği baskıyı yapsın, bana ne’ veya neredeyse ‘oh olsun’ denilebilen ülkede, ister istemez özgürlüklerin sınırı, güçlü bir iktidarın tahammül veya tahammülüzlük sınırı oluyor. Hazır tek parti rejimi tehlikesi biraz gerilemişken ve ancak seçim sonuçları hepimizi ciddi bir siyasi kriz üzerine düşünmeye davet etmişken, yeniden bir durum değerlendirmesi yapalım diyorum.
Sonuçta gelinen noktada, şu veya bu basın grubundan, iktidar veya muhalefet partilerinden herkesin, seçim sonuçlarının önümüze koyduğu, Türkiye’nin acil sorunların ağız dalaşının ötesinde bir üslup ve anlayışı gerektirdiği ortada. Siyasetin üslup değişikliği bir yerden başlayacaksa, keşke basından başlasa diyorum. Yok, tüm yazan çizen ortak bir yerde buluşsun, pembe panjurlu bir basın kulübü inşa edip sonsuza kadar mutlu yaşayalım demiyorum. Herkes kendini, üslubunu, yazıp çizdiğini, bir gözden geçirsin diyorum.
Bir taraf, iktidarı desteklemek gerektiğine inanıyorsa da, bir iktidarın her yaptığının iyi olamayacağını teslim etmeli, zaten hep güzelleme yazmanın iktidarın da işine yaramadığını görmüş olmalı. Diğerleri, lise binalarında mescit kovalamanın, Büyükşehir Belediye Başkanı’nın ‘eşini seksi bulup bulmadığını’ tartışmaya açmanın, itici olduğunu fark etmeli, Türkiye’de laikliği korumanın yolunun bu olmadığını artık idrak etmeli. Bilmem, kimsenin aklına yatar mı, ama bu türden mütevazı bir adımdan bahsediyorum.