'Müzakere' çağı

Hürriyet'te dünkü yazımda, Türkiye'de yaşanan sürecin, 'önce adını koyalım' dedim.

Hürriyet’te dünkü yazımda, Türkiye’de yaşanan sürecin, ‘önce adını koyalım’ dedim. Çünkü bu sürecin ‘demokratikleşme’ diye tanımlanmasının vakayı tarif etmediğini düşünüyorum; söz konusu olan daha radikal bir değişim süreci. Radikal değişimlere, aslında ‘devrim’ diyoruz. Ancak artık modern çağın devrimler süreci ve koşulları geride kalmış vaziyette. Bizim de içinde yaşadığımız süreç, modern devrimler dediğimiz, eski radikal değişimlerin yerini alan bazı farklı tecrübeleri hatırlatıyor.
Malum, modern devrimlerin getirdikleri ve götürdükleri konusunda, Thomas Paine ve Edmund Burke ile başlayan tartışma siyasal teorinin merkezi konularından biridir. Bu tartışma bir yana, modern tipte devrimci değişimlerin, tarihsel koşulları da artık söz konusu değil. Ancak köklü değişim dediğimiz şey, hiçbir devirde tabii, yumuşak ve maliyetsiz biçimde hayata geçemiyor. O nedenle, iyi yönetilebilmesi ve her şeyden önce, tüm boyutlarıyla algılanabilmesi, üzerinde düşünülmesi gerekiyor.
Geçen sene, Türkiye’deki süreçle, Doğu Avrupa’da, Sovyetler’in çözülüşü ardından yaşananlarla benzerlik kurmuş, o yönde bir tartışma açmaya çalışmıştım.
Hatta, ‘Ya bizden yana bir demokratsın, ya da düşman!’ diyen koronun mensubu biri tarafından akademinin tozlu raflarında kalmakla itham edilmiştim.
Allah’tan memlekette herkes idraksiz değil. Son olarak, Newsweek Türkiye dergisinde, Soli Özel’in, 6 Aralık tarihli, ‘Müzakereli Devrimler’ yazısının, bu istikâmette çok ufuk açıcı bir değerlendirme olduğunu gördüm. Bu yazıyı görmediyseniz, mutlaka bulup, okuyun.
Müzakereli devrim (‘Negotiated Revolution’) deyimini, bildiğim kadarıyla ilk kez, siyaset bilimci George Lawson, Şili, Çekoslavakya ve Güney Afrika örneklerini merkeze alarak kullandı (Rewiew of International Studies, 2005/31, 473- 493).
1989’da, Sovyetler’in çözülüş sürecini fazlasıyla iyimser yorumlayanların başında gelen Timothy Gordon Ash’in, 1989 sürecinin 20. yıldönümü dolayısıyla yazdığı, ‘Kadife Devrimler’ merkezli değerlendirmesi de, Lawson’un kurduğu çerçeveyi tekrar gündeme getirdi (The New York Review, 3 Aralık 2009).
Diğer taraftan, Jeremy Jones, ‘Değişim Müzakesi’ başlıklı kitabında (Negoitiating Change, Tauris,
2007), bu çerçeveyi, diğer örneklere doğrudan gönderme yapmadan ve devrim yerine değişim
başlığı altında, Ortadoğu ülkelerine taşımayı deniyor. Jones’un Mısır, İran, Filistin, Suriye ve Lübnan,
Ürdün, Umman, Dubai, Türkiye ve Irak örnekleri üzerinden kurmaya çalıştığı değişim modelleri, aslında fazlasıyla sığ ve tartışmalı. Ancak, ‘müzakereci demokrasi’ kavramından öte bir hızlı değişim
modeli olarak, ‘müzakereci devrim’ veya ‘müzakereci değişim’ kavramları ve bu tartışmalar üzerinden düşünmeye başlamakta yarar var.
Yeni bir tartışma zemini ihtiyacından söz etmeye çalıştığım bu yazıyı yazdıktan sonra, Koç Üniversitesi ile Radikal gazetesinin ortak düzenlediği, ‘Yeni Anayasa’ toplantısına gideceğim. Toplantının konuğu, ünlü Anayasa uzmanı, Prof. Andrew Arato. Arato’nun Türkiye’de yeni Anayasa tartışmaları konusunda yorumlarına, 2008 Haziran ve Ağustos aylarında Milliyet gazetesinde geniş yer verilmişti.
Arato’nun son kitabı, Irak’daki Anayasa yapma sürecine ilişkin (Constitution Making Under Occupation, Colombia University Press, 2009).
Arato, bu çalışmasında, Irak’da işgal ile gerçekleştirilmeye çalışılan radikal değişim planının başarısızlığı karşısında ve Anayasa çalışmaları etrafında, farklı toplumsal, siyasal aktörlerle ‘müzakereci’ bir çıkış yolu ihtimalini irdeliyordu.
‘Müzakereci devrim’, ‘müzakereci değişim’, ‘müzakereci Anayasa süreci’ kavramlarını gündeme getiren tarihsel örnekler aslında pek iç açıcı değil, ama Türkiye’de yaşanan süreci değerlendirirken bu süreçleri ve kavramları dikkate almakta yarar var diye düşünüyorum. Belli ki, çağımız bir ‘müzakere çağı’ olacak, umarım müzakereli değişimlerin maliyetleri vaat ettiklerine galebe gelmez.