'Ölme/öldürme hakkı'

Dünkü gazetelerde, İngiltere'de, 'ünlü bir orkestra şefinin karısıyla birlikte ötanazi yaptırdığı' haberi dikkatinizi çekti mi bilmiyorum. Çekmediyse, ben dikkatinizi çekeyim...

Dünkü gazetelerde, İngiltere’de, ‘ünlü bir orkestra şefinin karısıyla birlikte ötanazi yaptırdığı’
haberi dikkatinizi çekti mi bilmiyorum. Çekmediyse, ben dikkatinizi çekeyim,
zira çok önemli bir konu. Bir kere, olay tam olarak ‘ötanazi’ değil, ‘intihar’, daha doğrusu, yaygın deyimle ‘yardım alarak intihar’ (‘assisted suicide’).
Son 10 yılda, bu tür intiharların hukuki ve etik boyutu üzerine yapılan tartışmalar yoğunlaştı. Son olayın geçtiği yer olan ‘Dignitas’ kliniği 1998’de İsviçre’de kurulmuştu. Önceleri daha çok Almaların ilgi gösterdiği kliniğin İngiltere’den ilk duyulan müşretisi veya o zaman basına yansıyan tabirle ‘intihar turist’i, Reginald Crew adlı 74 yaşında bir parkinson hastası idi.
Dignitas, yardımla intiharın mümkün olduğu tek yer değil, ancak özellikle İngiltere’de, basında en çok yer alan olayların geçtiği yer. Avrupa’da da, ABD’de de, ötanazi ve intiharın sınırının muğlaklaştığı uygulamalara geçit veren ‘liberal’ yasalara sahip
başka ülkeler, eyaletler var.
Malum, ötanazi, yaşama şansını tüketmiş, fazlasıyla acılı bir son dönem geçirmekte olan hastaların ölüme terk edilmesi veya ölümüne yardımcı olunmasının doğru olup olmadığına ilişkin bir konu. Yardımla intihar ise, çoğunlukla ilerleyen bir hastalık, düşkünlük ve yaşlılık gibi nedenlerle ölüm kararı vermekle ilgili bir tartışma. Öyle olunca, ağır depresyon da, bir yardım gerektiren, geçerli bir intihar konusu olabiliyor.
Dolayısıyla, ‘yardımla intihar’ mevzuu, ötanazi meselesinin ötesinde tartışma. Bu noktada, işin bir boyutu, ‘insanın ne zaman öleceğine karar vermesi’nin bir insan hakkı olup olmadığı. Nitekim 70’li yıllardan bu yana, bu hakkı savunan ‘right to die’ grupları var. Takdir edersiniz ki, bu hakkı savunanlar, sadece intiharı değil, yardımla intiharı savunuyor. Zira, herkesin bireysel olarak intihar etmesi zaten engellenebilir bir şey değil. Dahası, engellendiği zaman, kurtulduğuna çok sevinen de çıkıyor. Hal böyleyken, depresyonun dibine vurmuş birine ‘yardımcı olmak’ ne ölçüde savunulabilir, düşünmek lazım.
Dahası, bir noktadan sonra, işin içine, bugüne kadar, çoğu sadece depresyon hastası olan 102 kişinin intiharına ‘yardım’ etmekle övünen ve nihayet kanuni takibe alınan Amerikalı rahip George Exoo gibilerin, telefonla intihara teşvik hatlarının girdiği vahim bir tablo söz konusu oluyor.
Konunun etik boyutu bir yana, ötanazi, intihar asistanlığı derken, ‘ölme hakkı’nın yasallaşmasıyla, yaşlı ve bakımı zor ve/veya pahalı hastaların, ölümünün kolaylaştırılmasının ekonomik bir faydaya dönüşmesi gibi tehlike de mevcut.
İngiltere’de, bu tehlikeye işaret ederek, NHS sağlık bütçesinin yarısından çoğunun 64 yaş üzeri insanlara harcandığı hatırlatılıyor.
Hal böyleyken, ‘ölüm hakkı’ tartışmaları etrafında, neredeyse özendirici, teşvik edici bir atmosfer giderek yayılıyor. İsviçreli öncü kuruluş, Dignitas, Latince ‘vekar’ anlamına geliyor ve adeta parola olmuş vaziyette. Bu bakış açısından, ‘başkalarına muhtaç olmak’ noktasına gelmek, ‘maddi, manevi yük olmaktan’ kaçınmak’ ve bu nedenle ölüme karar vermek saygın bir davranış, ‘vekar’ sayılıyor.
Geçen sene, İngiltere’de, 13 yaşında bir kız çocuğunun yaşayabilmek için sürekli tedavi
altında olmayı redderek erken ölmeyi göze alması, basında ‘ölmek için kendi kararı’ (Hannah
Jones, ‘Her decision to die’, The Guardian, 12.11.2008) başlığı ile verildi.
Tabii asıl sorun, kalkış noktasının, bu insanların başkalarına (veya tabii devlete) maddi, manevi yük olmamak kararı mı, yoksa çevrelerindeki insanların yardıma muhtaç yaşlı ve hastalarını sıradan bir ‘yük’ olarak görmeye başlamış olması mı olduğu. Ayrıca, sosyal devletin çöküşü ardından giderek azalan sağlık ve sosyal yardım bütçelerinin ve siyasetlerinin yarattığı boşluğun, ölme hakkı gibi kampanyaların ardına gizlenmesi riski de, çok ciddiye alınması gereken diğer bir konu.
Şimdilik, tüm bu tartışmalara rağmen, ‘ölüm hakkı’nın yasallaşması kampanyası tüm
hızyla sürüyor. Geçtiğimiz nisan ayı başında ‘Dignitas’ kliniğinin kurucusu Ludwig Minelli,
hiç sağlık sorunu olmayanlara intihar konusunda yardımcı olmak üzere yasal düzenlemeler yapılması için girişimlere başladı. Henüz, AB üyesi ülkelerde durum bu noktaya gelmiş değil, ancak, bu konularda, Hollanda gibi ‘liberal’ ülkelerden daha çok direnen İngiltere’de bile, geçen seneden itibaren, ‘intihar turistleri’ne eşlik eden yakınları hakkında soruşturma açılmaktan vazgeçildi.
Ne de olsa biz de, AB tam üyelik adayı bir ülkeyiz, ‘Nabucco ile üyeliğimiz de hazır sağlamlaşmışken’, ‘ötanazi’ diye geçiştirmeyelim, bu yasal düzenlemelerle biraz ilgilenelim diyorum.