Ortadoğu kazanında son gelişmeler

Yaz başında, haziran ayında, Ortadoğu'da iki önemli seçim olacak. Önce Lübnan'da, sonra İran'da. İran'ı daha yakından izliyoruz, ama Lübnan, savaş olmadığı sürece fazla ilgimizi çekmiyor.

Yaz başında, haziran ayında, Ortadoğu’da iki önemli seçim olacak.
Önce Lübnan’da, sonra İran’da. İran’ı daha yakından izliyoruz, ama Lübnan, savaş olmadığı sürece fazla ilgimizi çekmiyor. Oysa, Lübnan’daki siyasi denklem, Ortadoğu’nun tümü için çok önemli.
Lübnan, bizim bildiğimiz ülkelerden biri değil.
Farklı dini cemaatler ve onların sadece ülke içinde değil, bölge denkleminde neye karşılık geldiği, siyasi denklemi belirliyor.
Ayrıca, Lübnan denkleminde en önemli belirleyici unsurlardan biri Hizbullah adlı silahlı örgüt. Lübnan’da siyasi parti ve hiziplerin silahlı örgütleri olması Hizbullah ile başlamış bir şey değil. Ancak, 1976’da başlayan iç savaştan sonra, nihayet 1989’da Taif Anlaşması ile, ülke içinde silahlı örgütlerin silahsızlanması politikası benimsenmişti. Bu anlaşma dışı bırakılan tek örgüt Hizbullah oldu. Bu istisnanın nedeni, Hizbullah’ın, silahlı mücadele vererek, Güney Lübnan’daki İsrail işgaline son vermesiydi. O günden bu yana, öncelikle Şii nüfusun büyük kesiminin desteklediği Hizbullah, İsrail’e karşı ülkeyi koruyan başlıca güç olarak, silah bırakmayı reddetti.
2004 tarihli ve 1559 nolu BM kararı ile Hizbullah’ın silahsızlandırılması yönünde bir adım atıldı. Ancak, o günden bu güne Hizbullah’ı silah bırakmaya ikna etmek veya daha doğrusu zorlamak mümkün olmadı. 2006 yılında, İsrail’in Lübnan’a saldırısını başarılı bir şekilde püskürten örgüt, fazladan prestij ve güç sağladı.
‘Gene ne oldu, şimdi niye bunları hatırlatıyorsun?’ diyebilirsiniz. Olan şu; Hizbullah, bölgede İran ve Suriye cephesinin desteklediği bir örgüt. O açıdan, ABD ve Batı politikaları açısından Hizbullah’ın gücünün kontrol edilmesi hayati önem taşıyor. Şu aralar, bu konuda iki noktadan gelişme beklenebilir. Biri, Refik Hariri’nin öldürülmesini araştırmak üzere kurulan Uluslararası Mahkeme’nin seyri. Bu mahkeme, Suriye ve Hizbullah’ı sıkıştırmak için kurulmuştu. Mart ayında, çalışmaya başlamasına rağmen mahkeme cephesinde, eski hareketlilik yok. Bunun nedeni, Suriye üzerindeki baskının hafifletilmesi olsa gerek.
Lübnan seçimlerine giden yolda ise, şimdiden hareketlilik başladı. Hizbullah’ın siyasi ittifakına karşı, mevcut hükümet çevresinde oluşan karşı ittifak şimdiden, Hizbullah’ın seçim güvenliğini tehdit ettiğinden şikâyete başladı. Diğer taraftan, geçtiğimiz günlerde, Mısır’da önemli bir gelişme oldu. Mısır Cumhuriyet Savcısı, Hizbullah’ın, Mısır’da rejimi devirme faaliyetlerine bulaştığını iddia ettiği 49 kişiyi gözaltına aldı.
Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, gözaltına alınanların hepsi değil ama bir kısmının örgütlerine bağlı olduğunu, ancak bunların rejim devirmek değil, İsrail ile savaşmak üzere Gazze’ye silah sevk etmeye uğraştıklarını açıkladı. Malum, resmi politikalara, uluslararası anlaşmalara uysun uymasın, bölgede, İsrail ile savaşmak adına yapılan her şey meşru sayılıyor. Hatırlarsanız, bizim ‘Davos zaferi’ de, bölgede bu çerçevede kutlanmıştı.
Sonuç olarak, belli ki, Hizbullah, başka bir ülkede yasadışı faaliyetlerden dolayı sıkıştırılacak. Nitekim, Mısır’da savcı, Nasrallah’ın İnterpol tarafından yakalanması gerektiğini bile söyledi (Şark el-Evsat, 11 Nisan 2009). Yine belli ki, Hizbullah, ‘İsrail ile mücadele eden direniş örgütü’ kimliğini sonuna kadar kullanacak. Bu o kadar etkili bir silah ki, Hizbullah suçlanırken, olay daha ziyade Mısır rejimine yönelmesi ve hatta Mısır’ı ‘Şiileştirmesi’ tehdidi çerçevesinde takdim ediliyor. Bizde bu konuda benim rastladığım tek haber-yorum da (Zaman, 12 Nisan 2009) bu çerçevede verilmiş.
Tekrarlarsak, Lübnan seçimleri, bölgede İran etkinliği açısından son derece önemli olacak.
Seçim öncesi gelişmeler de, bu nedenle çok dikkat çekici ve izlenmeye değer. Türkiye’de
çok az insanın bu gelişmeleri önemsediğini biliyorum, yine de ilgilenen çıkar diye, son gelişmeleri yazmaktan kendimi alamadım.