Salman Rüşdi'nin şövalyeliği

Salman Rüşdi, İngiltere'de 'Şövalye' unvanıyla taltif edildi. Ardından, bazı Müslüman ülkelerde tepki gösterileri düzenlenmeye başladı, hatta 'ölüm fetvası'nın yenilenmesi çağrısı yapanlar oldu.

Salman Rüşdi, İngiltere'de 'Şövalye' unvanıyla taltif edildi. Ardından, bazı Müslüman ülkelerde tepki gösterileri düzenlenmeye başladı, hatta 'ölüm fetvası'nın yenilenmesi çağrısı yapanlar oldu.
Lütfen, kimse kalkıp, Salman Rüşdi'nin edebi değerinden falan bahsetmeye kalkmasın. Bu, bir edebiyat ödülü değil, kaldı ki edebiyat ödüllerinin bile siyasetle alakalı olmadığını sonuna kadar iddia edecek durumda değiliz. Hatırlarsanız, 11 Eylül'ün hemen ertesinde, Nobel Edebiyat Ödülü'nün, edebi kişiliği kadar İslam karşıtı yazıları ile de tanınan V. S. Naipul'a verilmesini, siyasi bulmuş ve eleştirmiştim.
Rüşdi, olayına dönersek, 1989'da, 'Şeytan Ayetleri' adlı romanı yüzünden, İran'da ölüm fetvası çıkarılmış olmasını eleştirmek başka şey, bu olayın Rüşdi'nin kimliğini sonsuza kadar belirlemiş bir şey olduğunu inkâr etmek başka şey. Şunu söylemeye çalışıyorum, bir yazarın romanından dolayı, hakkında ölüm fetvası çıkması, bunun uluslararası krize neden olması, bu yazarın o andan itibaren yıllarca güvenlik tedbirleri altında yaşamak durumunda olması, başlı başına 'aşırı' bir durum.
Malum, bu olaydan bu yana, sular durgunlaşmış, dünya bir gül bahçesine dönmüş falan değil. Tam tersine, İslam merkezli çok ciddi bir çatışma ortamı söz konusu. 'Hal böyle diye, hakkında ölüm fetvası verenlere taviz mi verilsin?' denilemez. Taviz verilmemiş ve İngiltere yazarı, yılda 1 milyon sterline yaklaşık bir maliyetle bunca yıl koruma altına almış, yani gereken yapılmış. Hatta, fazlasıyla yapılmış, zira, Rüşdi ilk bir-iki yıl dışında, hayatını kısıtlamak bir yana, katılmadık sosyetik davet, eğlence, vs. bırakmamış ve İngiltere'de vergi mükellefine fazlasıyla pahalıya mal olduğu için eleştirilmişti. Bu yazarı, maliyeti ne olursa olsun korumak, sahip çıkmak başka, şövalye unvanı ile ödüllendirmek başka.
Bu, sıradan bir ödül değil, siyasi bir tavır. Hem mesele, sadece İslam merkezli çatışma ortamına körükle gitmek ötesinde, İran'ın hedef olduğu bir çekişme içinde, İran'daki rejime dikkat çekme çabası. Bunu görmemek için aptal veya çok tarafgir olmak gerekir. Dahası, İngiliz Dışişleri Bakanlığı sözcüsünün, 'Bu ödülün bu kadar tepki yaratacağını düşünmediklerini' belirtmesi kötü bir şaka gibi. Ve dahası, ödülün siyasi bir yönü olmadığını vurguladıktan sonra, 'Tam tersine, Bombay doğumlu bir yazar olduğu için, aslında Biritanya-Asya ilişkileri açısından olumlu bir adım' olacağını düşündüklerini açıklaması, fazlasıyla alaycı bir yaklaşım. Sanki, dünya çapında bir krizin kahramanından değil, Bombay doğumlu sıradan bir yazardan söz ediliyor. Ayrıca, Rüşdi, İslam bir yana, içine doğduğu kültüre son derece olumsuz bakan biri. 1999'da bir İngiliz magazin dergisine verdiği röportajda (Tatler, Mayıs 1999), "Küçük yaşlardan beri Doğu bilgeliği denilen şeyin at pisliği olduğu duygusu içindeyim" demişti. Doğu bilgeliğinden kastettiği, sadece İslam değil, daha çok Hint alt kıtası ve ötesinin Hindu ve Budist geleneğiydi.
Bu kadar da değil, Salman Rüşdi, son beş yılda, Afganistan ve Irak müdahaleleri ve ABD dış politikasına tam destek vermiş, karşı çıkanları ağır biçimde eleştirmiş bir isim. Pakistan asıllı, solcu yazar Tarık Ali ile bu konu üzerine polemiği Türkçe olarak da gazetelerde yer aldı. Ali, 2002'de ABD bayrağına sarılmış olarak çektirdiği fotoğrafı 'utanç verici' olarak değerlendirenlerin başında geliyordu. Diğer taraftan, 'Şeytan Ayetleri' bir yana, Kaşmir'de geçen, son romanı 'Shalimar the Clown' fazlasıyla oryantalist ve siyasi klişe olarak eleştiriliyordu (İlgilenenler için, bu eleştirilerden en iyisi Pankraj Misra'nın New York Review of Books'ta yayımlanan yazısı, 6 Ekim 2005).
Özetle, olay son derece siyasi ve siyasi açıdan çok ama çok tatsız. İslam dünyasında gösterilen tepkilerin üslupsuzluğunu bahane edip, bu tatsızlığı görmezden gelmek imkânsız. Daha doğrusu imkânsız olmalı. Ünlü İngiliz romancı, Fowles'un, başına gelenlerden dolayı, 1989'da, Rüşdi gibi bir yazara sahip çıkmak zorunda kalmaktan ne kadar rahatsız olduğunu, ölümünden sonra yayımlanan günlüklerinden (Journals, vol. 2) öğrendik. İnanın aynı sıkıntıya katlanmak zorunda değiliz. Dahası, bu ödülü, ölüm fetvasını savunanlarla aynı hizada olmakla alakası olmadığının altını çize çize ve fakat sonuna kadar eleştirmek durumundayız.