Sarkozy'nin zaferi

Kendi derdimize dalıp, Avrupa'da olanları her zamanki gibi ihmal ediyoruz. Evet, Fransa'da başkanlık seçimini Sarkozy'nin kazanması, Türkiye'de geniş yankı buldu...

Kendi derdimize dalıp, Avrupa'da olanları her zamanki gibi ihmal ediyoruz. Evet, Fransa'da başkanlık seçimini Sarkozy'nin kazanması, Türkiye'de geniş yankı buldu, ama olay yine tamamen Türkiye ile ilgili politikası çerçevesinde değerlendirildi. Öncelikli ilginin bu yönde olması şaşırtıcı değil, zira Sarkozy'nin Türkiye'nin AB üyeliğine olumsuz yaklaşımı ve bunun siyasi söyleminde önemli bir yeri olması dikkati bu yönde yoğunlaştırıyor.
Ancak, Türkiye'nin Avrupa ve dünyada olanları, AB üyeliği ötesinde değerlendirme dışı bırakması her zamanki gibi ciddi bir içe kapalılık ve körlük sorunu yaratıyor. 'Sarkozy'nin zaferi', Fransa'da sağın yükselişinin tescillenmesi demek, zira Sarkozy sadece Türkiye'ye karşı bir politikacı değil, çokkültürlülüğe, göçmenlere, diyaloğa kapalı, Fransızlığı, Avrupa merkezciliği, güvenliği önceleyen bir politikacı. Farkındaysanız, Avrupa'da, karşı eğilim, yani çokkültürlülük ve diyalog söylemi, sağ söylemler karşısında zayıflıyor. Sarkozy söylemininin zaferi Fransa ile sınırlı değil. Avrupa'da yaşanan bu savrulma, tüm dünya açısından vahim ve derinlemesine sorgulanması gereken bir gelişme.
Uluslararası politika yazarı Martin Jacques, Fransa'nın Sarkozy yönetimine geçmesiyle, Avrupa'nın ABD politikalarına karşı bir denge unsuru olmaktan uzaklaşması tehlikesine işaret etti (The Guardian, 4 Mayıs 2007). Irak müdahalesi öncesinde, Fransa'nın BM'nin Anglo-Amerikan siyasetlerinin bir aracı olmasına izin vermediğini, şimdi bu imkânın yitirileceğini hatırlattı. Avrupa'da sağın yükselişinin, etnik-dini azınlıklar açısından 'düşük yoğunluklu bir iç savaş' süreci başlatma tehlikesi doğurduğunu söyledi. Olaya bu açılardan bakmak, Avrupa'da olanların dünyaya nasıl yansıyacağını değerlendirmemiz açısından son derece önemli.
Diğer taraftan, olay sadece sağ-sol siyaset meselesi de değil, zira İngiliz İşçi Partisi ulusal çıkar siyaseti doğrultusunda, Fransa'da sosyalistleri değil Sarkozy'yi destekliyordu. Sarkozy, ekonomik politikalar ve dış politika açısından ABD politiklarını (ve dolayısıyla İngiliz siyasetini) benimseyen bir siyasetçi. Avrupa siyaseti, sağ ve solun ötesinde, Avrupa'nın ABD siyasetlerine karşı denge oluşturması gerektiğini düşünenlerle ABD paralelinde bir güç olması gerektiğini düşünenler arasında bir ayrım üzerinden yürüyor. Bu nedenle, İngiliz İşçi Partisi, sadece Fransa'da değil, Almanya, İspanya ve İtalya'da da sağ parti ve iktidarları destekliyor.
Bu arada, İngiltere'de bizde fazla konuşulmayan önemli bir gelişme yaşanıyor, Blair başbakanlıktan ayrılıyor. Irak müdahalesi merkezli aşırı ABD yanlısı dış politikası dolayısıyla fazlasıyla yıprandığı için,
bir süre önce görev süresi dolmadan istifa edeceğini açıklamıştı. Sözüne sadakat göstererek haziran sonunda istifa edecek ve yerine, uzun süredir halefi olarak bilinen Gordon Brown geçecek. Ancak, bu değişim daha ziyade bir iç politika açılımı olacak, zira Brown, temel konularda Blair çizgisinin devamını temsil ediyor, bu nedenle, siyasi çizgisi 'Brownblairism' veya 'Blairbrownism' olarak tanımlanıyor. Dahası, Blair'in yıpranma nedeni daha ziyade dış politika olmasına karşın, Brown, dış politika konusunda veya kendi deyimi ile 'terörle mücadele' konusunda, çok farklı bir çizgi izlemeyeceğini açıkladı. Bu durumda, Blair'in
tepki toplayan ABD ile fazlasıyla yakın olması konusu, Brown'ın daha temkinli bir imaj vermeye çalışmasının ötesinde fazla bir değişim geçirmeyecek.
Türkiye'nin AB üyeliğini destekleyen ABD-İngiltere cephesinin, kıta Avrupası'ndaki siyasi müttefiklerine, öteden beri dikkatinizi çekmeye çalışıyorum. Bunu bir kez daha yapmak isterim. Türkiye'nin AB üyeliğine karşı birisi olduğum için değil, öncelikle tablonun ne kadar karmaşık olduğunu hatırlatmak için. Dahası, Türkiye'nin AB üyeliğini destekleyen cephenin Irak ile başlayan müdahaleci dış siyasetlerinin bu tablodaki yerini bir kez daha dikkatinize sunmak için. Ve son olarak, Avrupa'da ve dünyada olanları, Türkiye'nin AB üyeliği ötesinde daha geniş bir çerçeveden değerlendirmek gerektiğinin altını çizmek için.