Sessiz kalmak sahip çıkmaktır

Medyanın 'İslamcı basın' dediği çevreden çok arkadaşım var, hem de öylesine tanışıklık anlamında arkadaşlık değil, benim açımdan sahici arkadaşlık...

Medyanın 'İslamcı basın' dediği çevreden çok arkadaşım var, hem de öylesine tanışıklık anlamında arkadaşlık değil, benim açımdan sahici arkadaşlık, bazıları ile yakın dostluk. Fikirlerimiz, bazılarıyla bazı noktalarda kesişir, bazı noktalarda sert tartışmalar yaparız o ayrı.
Arkadaşlıklar üzerinden sosyolojik analizler yapmaktan, yapılmasından hiç hoşlanmam, ama bunca yıl içinde biriken intibalarımı, bir gündem vesilesiyle paylaşmak ihtiyacı duyuyorum.
Topyekûn bir çevre adına konuşmak istemem, ama bugüne kadar o çevreden gerek arkadaşım olan, gerek sadece tanışıklığım olan hemen hiç kimseden kadınlara karşı bir ayrımcılık, hoyratlık görmedim. Hadi ben 'dışarıdan' biriyim. Benim yakın olduğum çevrede, sadece bana karşı değil, aile ve sosyal hayatlarının tümünde, (önceleri beni de hayrete düşüren) son derece demokrat, eşitlikçi tavırlarını gözleme imkânım oldu. Bu tavırları görmediğimiz durumlar ve kişiler söz konusu olduğunda, biz kadınların eleştiri ve itirazlarına sonuna kadar destek veren erkek arkadaşlarımız var. Ama nedense, iş 'dışarıya karşı' yanlış intiba vermek gibi bir noktaya geldiğinde, bu resim değişiyor.
Malum, bu ülkede başörtülü bir kadın ne yapsa, ne söylese, bir çevreye yüklenmek için vesile sayılıyor, öyle haber oluyor, öyle yorumlara yol açıyor. Bu nedenle olsa gerek, iş bu noktaya gelince, bu çevrenin erkekleri ve hatta bazı kadınları, söz konusu kadınlara sahip çıkmak yerine, en azından suskun kalmak suretiyle, bu kadınları bir hoyratratlıkla baş başa bırakıyor. Böylece, dolaylı yoldan da olsa, o hoyratlıkla ortak çizgiye düşüyor.
Tüm bunları, geçen hafta medyada haber ve manşet olmuş iki başörtülü kadın yazar olayı vesilesiyle söylemek ihtiyacı duydum. Birisi, Zaman gazetesi yazarı Nihal Bengisu Karaca, Yeni Şafak gazetesi yazarı Ayşe Böhürler. Nihal Bengisu, bir tatil yazısı dolayısıyla, savruk haber ve yorum konusu oldu. Ayşe Böhürler, gazetesinde yaptığı siyasi yorumları beğenmeyen birilerinin, haftalardır sözlü tacizine uğradığı için, son yazısında
tacizcileri ifşa etti. İster istemez, 'karşı medya'da bu durum, işte 'İslami çevrenin içler acısı durumu' çerçevesinde yer buldu.
Bu noktada, ben diyorum ki, İslamcılık, muhafazakârlık ve laiklik konusunda bu kadar yüksek gerilim olan bir ülkede, tüm bunların olması doğaldır. Ancak, bunları 'doğal' olmaktan çıkarmanın yollarından biri, 'Aman içimizden kimse, hiçbir sorundan bahsetmesin, farklı bir şey söylemesin de karşı tarafa koz vermeyelim' anlayışını terk etmektir. Böhürler için küfürlü ifade kullanan okuru, belli ki, her çevrede bulunan marjinal veya aslında sıradan bir terbiyesiz. O halde, onu yazan, ifşa eden yazar değil, bu terbiyesizlik, bu terbiyesizliği
yapan yanlız bırakılsın, mahkûm edilsin.
Diyeceksiniz ki, tatil yazısına ileri-geri yorumlar yapanlar veya diğer durumda küfürlü tepkiler gösterenlere sahip çıkan mı var? Sessiz kalmak sahip çıkmaktır. Bugüne kadar, ne zaman bu çevreden kadınlar, başörtülü oldukları için ne zaman aşırı bir dikkate, ilgiye ve onun ötesinde çarpıtmaya maruz kalsalar, muhafazakâr çeverenin sessizliği, gizli bir onay gibi yorumlandı. 'Onlar da yazmasaydı, söylemeseydi, bu olanlara sebep olmasalardı' havası hâkim oldu.
Meydan, söylediği, yazdığı ciddiye alınmaya değer tüm kadın yazarlar için 'Bırakın şu türbanlı feministleri' diyenlere kaldı.
Oysa, ben bu çevrede, böyle düşünmeyen, böyle düşünenlere en az kadın arkadaşlarım kadar tepki duyan bir çok erkek yazar tanıyorum. Bu kez seslerini çıkarmalarını, arkadaşlıkları, tanışıklıkları, kendi yazarları oldukları için değil, doğru bildikleri, kendi ilke ve değerleri adına, bu kadın yazarlara sahip çıkmalarını bekliyorum. Bu sadece kadın meselesi değil, topyekûn bir anlayışla hesaplaşma meselesi.