Sığ sularda muhalefet

Son olaylar, milliyetçilik tartışmalarını aynı sığ sularda yeniden başlattı. 'Sığ sularda' diyorum, zira, 'Milliyetçilik, ırkçılık kötüdür'den fazla öteye gitmeyen bir itirazla karşı karşıyayız.

Son olaylar, milliyetçilik tartışmalarını aynı sığ sularda yeniden başlattı. 'Sığ sularda' diyorum, zira, 'Milliyetçilik, ırkçılık kötüdür'den fazla öteye gitmeyen bir itirazla karşı karşıyayız. Kimi kime şikâyet ettiği belli olmayan bir söylemle, kim nereye varmayı umuyor bilemiyorum.
En kabadayı talep 301. maddedinin kaldırılması. Bence de kalksın veya değişsin de, elinde silah infaz yapmaya girişenler, 301. maddenin varlığının dahi hızını, öfkesini kesmeyenler. Kabadayı dedim de, bir de faşistlerin, dövüşerek değil, pusuda adam öldürdüğünün altını çizen çıktı. Umarım, faşizmle mücadele yeniden vuruşma, dövüşme, delikanlılığın hakkını verme noktasına gelmez.
Peki, aklı 'vatanının tehlikede olduğuna ve kendinin, onu koruyacak halis vatan evlatlarından biri olduğuna' yatanlara önce 'empati', sonra 'sempati' mi göstereceğiz? Durumu anlama çabası böyle bir risk barındırmıyor mu? Tabii barındırıyor, hem de fazlasıyla. Bunun en iyi örneği solcuların 80 sonrası dönüşümüdür. Sola yöneltilen eleştirileri anlama çabasını o kadar içselleştirdiler ki, bin bir yere savruldular.
Söz konusu olması gereken, empati-sempati değil. Dahası, ben aydınlanma felsefesine inanan biri değilim, yani insanların yaptıklarına sonsuz sayıda mazeret bulunabileceğini düşünmüyorum. Ergen olan herkesin, son kertede iyi ve kötü arasında seçim yapmak ve sonuçlarından sorumlu olmak gerektiğine inanıyorum. Yani, Hrant'ın katilinin mazereti yok, benim inanç dünyam içinde yaş indirimi de yok. Yine de, kötü olduğunu düşündüğümüz bir gidişi elden geldiğince engelleme çabası sarf etmek gibi bir sorumluluğumuz olduğunu düşünüyorum.
Hoyrat milliyetçiliğin yükselmesi ve giderek daha fazla şiddete yatkın hale gelmesi karşısında ne susup oturmak, ne de 'Pis faşistler' diye tepki göstermenin konforuna kapılmanın çıkar yol olmadığını düşünüyorum. Mazeret bulmak değil, empati-sempati hiç değil, ama neden bu noktaya gelindi diye biraz olsun düşünmekte yarar yok mu?
Milliyetçilikten şikâyet etmekle iş bitiyor mu?
Hem sadece şikâyet etmekte, burjuva bir tepeden bakmacılık, hatta ikiyüzlülük yok mu?
Burjuva aydınlarının demokratlıklarından dolayı kendi kendini tebrik etmesi havası yok mu?
Diğer taraftan, sadece Türkiye'de değil, tüm dünyada milliyetçi hatta ırkçı akımların yükselmesinde, antisemitizmin giderek daha fazla prim yapmasında, sol söylemlerin geri çekilmesinin yarattığı boşluğun payı yok mu? Diğer taraftan, medeniyetçilik, kültürselcilik söylemlerinin bu boşlukta at oynatması, hoyrat milliyetçiliğe giden yola hiç taş döşemedi mi? Genelde, küresel kapitalizmin giderek daha kıyıcı bir hal aldığı bir dönemde, kapitalizmin arızalarına karşı adamakıllı bir itirazın ses vermemesinin, mağduriyet hislerinin hoyratlığa, ırkçılığa, köktendinciliğe, gözü kara bir şiddete savrulmasında etkili olmadığı söylenebilir mi?
Birileri dünyada veya Türkiye'de hoşlanmadıkları şeylerin sebebinin Yahudiler, Ermeniler, dönmeler, dinsizler veya nereden geldiği bilinmez ırkçılar, faşistler olduğunu düşünebilirler, bunlara sonuna kadar sövebilirler. Ben dünyanın içinde bulunduğu halin, korkunç adaletsizlikler, iktidar savaşları ve bunların üzerini örtmek üzere kışkırtılan düşmanlıklar, ilkel tepkiler olduğunu düşünen birisiyim. Birileri, devleti kutsayıp 'Ya devlet başa, ya devlet yeterince başta değil, hadi işbaşına diye' düşünebilirler. Veya, tılsımlı değnekle olsa gerek, burjuva demokrasilerinin devreye girip, toplumsal sorunları halledeceğine inanabilirler. Ben devletlerin, toplumlarda var olan iktidar ilişkilerini yansıtmaktan öte, ciddi bir toplumsal muhalefet baskısı olmadan, demokratikleşebileceğine inanan birisi değilim. Toplumsal muhalefet yoksa, dış dinamikten medet umacak birisi hiç değilim. O nedenle, neyi dert ediyorsak, dönüşmesi yönünde samimi ve ciddi olarak,
emek harcamak, kafa yormak gerektiğine inanıyorum. Son olaydan sonra görüyorum ki, gidiş o yönde değil. Beni en çok bu durum umutsuzluğa düşürüyor.