Sivil siyasetin önünü açmak

Türkiye bir kez daha, sivil siyasetin alanının daraldığı bir sürece girdi. Sivil siyasetin önü, demokrasi diye bağırmakla açılmaz. Körü körüne 'milli irade'...

Türkiye bir kez daha, sivil siyasetin alanının daraldığı bir sürece girdi. Sivil siyasetin önü, demokrasi diye bağırmakla açılmaz. Körü körüne 'milli irade' popülizmi yaparak açılmaz. Bir adım sonrasını görmeyen şaşı siyaset gözüyle açılmaz.
Kürt meselesi ve Kuzey Irak konularının, AKP'nin ikinci iktidar döneminde, siyaset alanının merkezine oturacağı malumdu. Seçimlerin ardından, DTP'nin Meclis'te temsilinin bir şans olabilmesi için, demokratik tartışma alanının önünün açık olması gerekiyordu. AKP'nin iktidarın tümüne sahip olma ihtirası yüzünden bu alanın önü kapatılmıştır. Bu ülkede, mevcut şartlarda, 'milli çıkar' ve güvenlik konuları siyaseti rehin alma kabiliyetine sahiptir. Siyasi iktidar ve sorumluluğun tümüne talip olursanız, bu konularda rehin alınma riskiniz artar. AKP bu riski görmezden gelmiş ve rehin alınmıştır.
Kuşkusuz, Türkiye'nin güvenlik sorunu vardır, ancak Türkiye'nin güvenliğinin Kuzey Irak'ta operasyon yapmasına bağlı olup olmadığını özgürce tartışabileceğimiz bir ortama ihtiyacımız var. Oysa, şu anda bu ortamdan çok uzaktayız. Tezkereye karşı çıkan DTP, marjinalleşmiş ve demokratik meşruiyetini yitirme noktasına itilmektedir. Zira, iktidar partisinin inisiyatif alma, yani oluşan 'askeri tedbir' yanlısı tavra karşı farklı seçeneklerden bahsetme lüksü yoktur. Çünkü, iktidar partisi aldığı oyların çokluğuna karşın, meşruiyet krizini aşabilmiş bir parti değildir. Dört buçuk yıllık iktidarı boyunca, bu yöndeki tüm kazanımlarını cumhurbaşkanlığı krizi ile tüketmiştir. Şu anda, bu meşruiyet eksikliğini milliyetçi çıkışla telafi etme gayreti içindedir. Dahası, bunu iki kanaldan birden yapmak durumundadır.
Cumhurbaşkanı, Çankaya'ya çıkar çıkmaz, şehit ailelerine yemek vererek, işin mecrasını el yükseltmeye dökeceğinin sinyalini vermişti. Cumhurbaşkanlığı, 'siyaset üstü bir kurumdur, parti mensubiyeti biter' sözünün siyaset gerçeğinde hiçbir karşılığı yoktur. Cumhurbaşkanı, milliyetçilik üzerinden meşruiyet arayışı içine girerken, AKP hükümet ve Meclis grubunun, iktidar merkezini Çankaya'ya terk etmek veya aynı alanda el yükseltmekten başka şansı olamazdı. Bundan sonra da olması son derece zor.
Cumhurbaşkanlığı konusunda uzlaşma siyaseti izlenmesinin önemine işaret ettiğimde, vesayetçilere destek vermekle suçlandım. Vesayetçilik, uzlaşmadan bahsetmekle olmaz, bir adım sonrasını görememekle, sivil siyasetin önünü bu körlükle tıkamakla olur. Şimdi, Başbakan'ın sert çıkışını eleştirmenin hiçbir anlamı ve karşılığı yok. Başbakan, cumhurbaşkanlığından vazgeçtiğinde, uzlaşma yönünde sinyal verdiğinde, yanında durulabilseydi, şu anda eli daha rahat olabilirdi. Ondan farklı davranmasını talep edebilirdik.
İzleyebildiğim kadarıyla, demokrat kalemler arasında sadece Seyfettin Gürsel, cumhurbaşkanlığı konusu ile demokratikleşme arasında bağ kurarak, kaygılarını dile getirmişti. Papağan gibi, demokrasi demokrasi demekle demokrasi gelmez. Daha demokratik bir siyasal ortamın nasıl kurulabileceği kaygısı taşımak, bu yönde siyaset izlemek gerekir. Gelinen noktada, iktidar partisinden, Türkiye'de oluşan askeri tedbir havasına karşı durmasını beklemek hem hayal, hem haksızlık olur.
Diğer taraftan, Başbakan ve genelde AKP'nin bugünkü tutumunu, partinin 'muhafazakâr' yanının ağır basmasına yormak da, başka bir şaşılık. AKP tabii ki muhafazakâr bir parti, yüzde 47 oyu, demokrat kalabalıklardan mı aldığını sanıyorsunuz? Muhafazakârlığın ötesinde, AKP tabanı, Güneydoğu Bölgesi haricinde, milliyetçiliği ağır basan bir taban. Başörtüsünü Çankaya'ya çıkarmak popülizmini veya bir siyasi hareketin ikinci adamının liderlik mücadelesini demokrasi mücadelesi sayarsanız geleceğiniz nokta bu olur.
Yine de, umarım bu süreç içinde, DTP kurban seçilmek suretiyle, daha da karanlık bir yola girilmez. Kürt meselesinin, Kuzey Irak konusunun uluslararası boyutu, kuşkusuz çok önemli, ama yine de, işin iç siyaset boyutunu tartışmamızın önünde engel olmamalı diye düşünüyorum.