Siyasal simge olarak başörtüsü

Başörtüsü yasağına her zaman karşı oldum. Halen, sadece üniversitede değil, her yerde, isteyen herkesin, başörtüsü ile bulunabilmesinden yanayım.

Başörtüsü yasağına her zaman karşı oldum. Halen, sadece üniversitede değil, her yerde, isteyen herkesin, başörtüsü ile bulunabilmesinden yanayım. Bunu savunurken en sık karşılaştığım itiraz başörtüsü veya
türbanın, 'siyasal simge' olması iddiasıydı.
Bunu söyleyenler, türbanlıların dini bir düzenden yana ve bu yolda oldukları için başörtüsü takmakta ısrar ettiğini düşünüyorlardı, halen öyle düşünüyorlar. Ben kimsenin, kısa yoldan ve dışarıdan bakışla belli bir kategoriye sokulmasının hakkaniyetli olmadığını düşünüyorum. Dahası, bu ülkede dini düzen isteyenlerin olabileceğine, ancak bunun sayısının çok düşük olduğuna inanıyorum. Dahası, aynı düşünce veya dünya görüşünü benimseyen erkeklere ilişkin olmayan kısıtın kadınlara uygulanmasını haksız buluyorum. Nihayetinde, herhangi birinin, kendisi bu yönde kanaat belirtmediği sürece, niyet okuma üzerinden suçlu muamalesi görmesini hiçbir akıl, mantıkla mazur görülemeyeceğine inanıyorum.
Bunlar bir yana, başörtüsü mutlaka muhafazakârlık işaretidir, bu muhafazakârlığın siyasi yalpazede karşılığı büyük bir ihtimalle muhafazakâr, sağ ve eski günlerde İslamcı partilerdi. Başörtüsü bu manada siyasi bir görüşe büyük ölçüde denk düşüyordu. Bu noktada da kimseye müdahale hakkımız olmadığını düşünüyorum. Kimsenin, nasıl, başı açık veya
içki içen birine, 'Sen muhtemelen CHP'ye oy veriyorsun, bu nedenle içki içmek siyasi simgedir' deme hakkı yoksa, tersinin de müdahale konusu olmadığını düşünüyorum.
Tüm bunların ötesinde ve artık AKP iktidarının ikinci icraat döneminde, türbanın siyasetle ilişkisini açıkça konuşmaya başlamakta fayda var. Samimiyet açısından fayda var demek istiyorum. Evet, türban artık iyiden iyiye siyasal bir simge haline gelmiştir. Bunun Anayasa'yı, laikliği ihlal eden bir tarafı yok. Sadece samimiyeti ihlal eden bir yanı var. Şöyle ki, türban artık iktidarı simgeleyen bir şeye dönüştü ve neredeyse tüm başörtülü kadınları veya başörtülü yakını olan erkekleri iktidara endeksleyen bir köprü halini aldı. Başka iktidar yaptığında eleştiri konusu olan şeyler artık, değil mi ki, iktidarda olanların eşleri başörtülü diye toz kondurulmuyor. İktidar körü körüne eleştirilsin demiyorum, ama 'bizimkiler' diye, her şeyi görmezden gelmek fazlasıyla göze batan bir samimiyetsizlik tablosu sergiliyor.
Bakın, ben Türkiye'nin İsrail ile diplomatik ilişkileri olmasını olumlu bulan biriyim, ama iktidardakiler AKP olunca Olmert ziyareti, 'barış girişimi' olarak alkışlanacak, başkası ise 'Devşirme bürokratlar veya kadrolar İsrail ile iş tutuyor' diye kalemler sivriltilecek. Sezer şarap ikram edince, parmağa sarılacak, Gül aynı şeyi yapınca, laik zorbaların korkusundan yapan 'rehin Cumhurbaşkanı' muamelesi yapılacak. Dahası, camiaya, olayı böyle takdim etmek üzere yazı döşenilecek. Bu düpedüz ikiyüzlülük. Bu kadar ikiyüzlülükle toplumsal gerilimler azalmaz, artar, kronik hal alır. Benim kaygım bu.
Ama belli ki, bir yandan iktidar sevgisi diğer yandan bunu perdelemek üzere kullanılan mağdur edebiyatı bitip tükenmeyecek. Kozan ilçesinde törenden çıkarılan küçük Tevhide'nin gözyaşları üzerinden, hisseli yazılar döşenilecek. Bir heyet, Çankaya'ya çıkarken, ihale dağıtırken, medya tekeli oluşturma yolunda emin adımlarla ilerlerken muktedir olacak, ama küçük Tevhide'nin gözyaşlarını dindirmeye gücü yetmeyecek. Kötü adamlar Tevhide'yi ağlatacak, ses çıkaramayacak, ama koca ülkeyi, hatta bölgeyi başarı ile yönetiyor olacak. Sizce de bu işte bir terslik yok mu?