'Sperm bankası' meselesi

Türkiye'de 'milliyetçilik' tartışması ortalığı kasıp kavururken başka konu yazmak olmur mu diyeceksiniz. Olur. Bu tartışma belli ki daha çok sürecek, o konuya devam edeceğiz.

Türkiye'de 'milliyetçilik' tartışması ortalığı kasıp kavururken başka konu yazmak olmur mu diyeceksiniz. Olur. Bu tartışma belli ki daha çok sürecek, o konuya devam edeceğiz. Dahası, büyük bir ihtimalle, seçtiğim konuyu çok tuhaf bulacaksınız. Zira, Türkiye'de ilk kez sperm bankasından hamile kaldığını açıklayan birisi dolayısıyla, bu konuyu yazmak istiyorum.
Bu konuya, daha önce, başka bir vesile ile, dolaylı yoldan değinmiştim, ama bir şey Türkiye'nin gündeminde değilse, onu tartışmak fantezi gibi algılandığı için, o kadarla kaldı. Şimdi, bir röportajı vesile ederek bu konuya yeniden dikkatinizi çekmek istiyorum. Çünkü bu, insan hayatı için son derece önemli bir konu ve bu manada ciddi bir tartışma konusu olmayı hak ediyor. Ayşe Arman tarafından yapılan söz konusu röportaj, geçen pazar ve pazartesi günü Hürriyet'te yayımlandı. Aslında ben ikinci kısmını yakalayabildim, ama daha önce bu yönde yapılan bir haberi okumuştum, yani konudan haberdarım. Efendim, Leyla Kömürcü isimli bir vatandaşımız, sperm bankası yoluyla anne olmak istemiş, bu amaçla ABD'ye gidip amacına ulaşmış.
Bu davranışına gerekçe olarak, tuhaf ve oldukça muhafazakâr bir hikâye anlatmış, sonuçta postmodern veya alaturka bir Meryem Ana
tablosu oluşmuş. O kısmı bizi ilgilendirmez. Bizi ilgilendirmesi gereken, bu ve buna benzer konuların bizim gündemimize ancak magazinel çerçevede düşmesi ve o çerçevede kalması. Oysa, konunun iki önemli boyutu var, birincisi teknik bir konu, bildiğim kadarıyla Türkiye'de bu konuya ilişkin hukuki bir düzenleme yok. Yani, sperm bankasından hamile kalmak gibi bir uygulama olmadığı için, hukuki bir 'babalık' sorunu söz konusu. Aslında aynı şey 'taşıyıcı annelik' için de geçerli. Bu yönde bir düzenleme yok, ama üzerine bir dizi film var.
Diğer taraftan, bu sadece hukuki düzenleme meselesi değil, zaten bu çağda, böyle bir konuyu bir ülkenin sınırları içinde görmezden gelmeniz de, düzenleme yapıp geçmeniz de imkânsız. Yeni üreme teknolojileri ve bunlara bağlı ebeveynlik düzenlemeleri, evrensel düzeyde tartışmaya katılmamız gereken çok önemli konular.
Bu işe girişen Kömürcü, olayı alabildiğine romantikleştirmiş, 'Yeryüzünde çocuğumun dört kardeşi daha olacak' diye açıklama yapmış. Neden dört anlayamadım, bildiğim kadarıyla böyle bir sınır yok. İngiltere'de gençliğinde sperm 'donör'lüğü yapan birisi, geçen sene kendisiyle yapılan röportajda, tahminen 100 civarında çocuğun babası olabileceğini belirtmişti (The Guardian, 11 Mart 2006). Belki, Kömürcü, bunu daha da romantik bulur orasını bilemem, ancak birinci nesil sperm bankası
çocukları yetiştikten sonra, bu konu çok ciddi bir sorun olarak gündeme geldi. Bu çocukların bir kısmı babalarını bilme hakkından söz etmeye, mümkün olan her yolla babalarına ulaşmaya giriştiler.
'DonorSiblingRegistry.com' gibi internet siteleri kuruldu. Sonuçta, İngiltere'de ilgili kurum HFEA, babayı bilme hakkını ve genetik bilimindeki gelişimleri göz önünde bulundurarak, sperm donör'larının kimliklerini gizleme hakkına geçen sene son verdi. Şu anda, İngiltere, Avusturalya, Hollanda ve İsveç'te, donörler kimliklerini gizleyemiyorlar, buna karşın ABD başta olmak üzere birçok ülkede eski uygulama devam ediyor.
Diğer taraftan, mesele donör'ün kimliğinin bilinmesiyle bitmiyor. İnsan üremesinde varılan teknolojik boyut ve bunun zorladığı yeni kimlik ve ebeveynlik kavramları ve sorunları, kısa yoldan çözüme kavuşacak, bazı hukuki düzenlemelerle geçiştirilecek şeyler değil. Gelinen noktada,
'Sperm alanın mı, verenin mi, doğan çocuğun mu, haklarını önceliyeceğiz'den başlayan ve ta 'İnsan olmanın temel parametreleri nelerdir'e kadar giden birçok düzeyde, giderek derinleşen bir tartışmalar serisi karşısında bulunuyoruz.