Tuğluk'un samimi yazısı

Sol siyaset iddiasında olanlar, güçsüzlerin sesini duyurmak ısrarında olanlardır. O nedenle, Tuğluk'un yazısı çok önemli.

DTP Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk, bence çok önemli bir siyasi metin yayımladı (Radikal İki, 23 Aralık 2007). En büyük korkum, bu metnin veya açılımın da, bu toz duman arasında, Kürtler de 'gerçekleri görmeye başladı' veya 'pragmatik bir özeleştiri' şeklinde algılanıp gürültüye gitmesi.
Tuğluk, yazısına Goethe'den bir alıntıyla başlamış; 'Samimi olmayı vaat edebilirim; tarafsız olmayı asla'. Yazısı bu alıntıya tam anlamıyla hakkını veriyor. Zira, kaleme aldığı metin hem son derece samimi, hem son derece taraflı. Bu iki özellik de, siyasette, en azından benim çok özlediğim ve yine bence hepimizin (sadece Kürt meselesi çerçevesinde değil genelde) çok ihtiyacımız olan şeyler.
Aysel Tuğluk, Kürt milliyetçiliğinin artık telaffuz edilmesi gereken bir vaka olduğuna işaret etmekle kalmamış, bunu bir sorun olarak tartışmış. Ezilen ulus milliyetçiliği bahanesine sığınmayı reddederek, milliyetçiliğin her türünün ardındaki açmazların altını çizmiş. Yedi yıl önce, Kürt meselesine ilişkin olarak, 'İki milliyetçilik arasında' başlıklı bir yazı yazdım diye, Türk milliyetçiliği, devletçilik ve benzeri gerekçelerle çok eleştirilen biri olarak, bir Kürt siyasetçi ve aydınının kaleminden bunları okumak beni çok etkiledi.
Ancak, benim açımdan asıl önemlisi, Tuğluk'un, Kürt milliyetçiliği tartışmasını sol siyaset perspektifinden yapması. Kürt meselesi de dahil, hiçbir konunun bu anlamda siyasi bir zemine oturtulmamasından, bu yöndeki siyasi alan daralmasından mustarip birisi olarak, yazısının samimiyeti kadar, sol adına 'taraflılığı', benim için son derece heyecan verici oldu.
Tuğluk, 'Özgürlük-eşitlik-adalet' bağlamı dışına sürüklenmiş kimlik siyasetini Kürt meselesi bağlamında eleştiri konusu etmiş. Buradan hareketle, uzunca bir süredir, kimlik siyasetlerine rehin olmuş liberal sol söylemleri tartışma konusu etmek için bu çok önemli bir açılım. Tam da bu nedenle, yazısının sadece Kürt meselesi çerçevesinde değerlendirilmesinin eksiklik olacağını düşünüyorum. Aynı şekilde, Tuğluk'un, ulusalcı-milliyetçi cephenin karşısında yer alan politikaların 'küresel sermayenin tam desteğiyle yürütülen ılımlı İslam politikları' olarak sorun edilmesini de sıradan bir 'Kürt laikçiliği' ifadesi olarak görmemek gerektiğini düşünüyorum. Epeyce zamandır, ulusalcı-milliyetçi söylemler bahane edilerek, muhafazakâr sağ siyaset alanı 'demokratik' alternatif olarak sorgulanma dışı bırakılıyor.
Liberal sol çevreler, CHP ve devletçi, milliyetçi, militarist söylemleri bahane ederek, AKP'yi 'sol' veya hiç olmazsa 'daha sol' bile ilan ettiler. Sol ve demokrat çevreler, neo-liberal savruluşlarını bu söylemler üzerinden meşrulaştırmak bir yana, bunu yaptıkları ölçüde siyasi tartışma alanının daralmasına hatta yok edilmesine vesile oluyorlar. Böyle bir ortamda, Tuğluk'un yazısının tarafgirliğinin siyasi anlamına hakkını vermek gerekiyor.
Samimiyet, iletişim, uzlaşma, daha az soğuk terimleri seçersek, konuşmak ve barışmak için en önemli imkânı, açılımı sunar. Ancak siyaset alanı sadece konuşmak ve anlaşmak alanı değildir, aynı zamanda tartışmak ve anlaşmazlıkları teyit etmek alanıdır. Neden mi? Siyasetin sadece konuşmak ve sonunda mutlaka tek bir şeyde anlaşmak alanı olduğunu iddia edersek, sonuçta sadece güçlü olanın sesi duyulur, güçlü olanla barışılır. O nedenle taraf olmak önemlidir. Sol siyaset iddiasında olanlar, güçsüz olanların sesini duyurmak iddia ve ısrarında olanlardır. O nedenle, Tuğluk'un son derece taraflı ve son derece samimi yazısı, bence her iki açıdan da çok ama çok önemli.