'Türk Baasçılığı'

Bu terim, Zaman gazetesinde yayımlanan iki yazının başlığı olarak dikkatimi çekti. Birincisi, Mücahid Bilici imzasıyla yayımlanan 'Türkiye için yeni tehdidin adı: Baasçılık' (15 Haziran 2007).

Bu terim, Zaman gazetesinde yayımlanan iki yazının başlığı olarak dikkatimi çekti. Birincisi, Mücahid Bilici imzasıyla yayımlanan 'Türkiye için yeni tehdidin adı: Baasçılık' (15 Haziran 2007). İkincisi, Mümtazer Türköne'nin dün yayımlanan (11 Temmuz 2007) 'Türk Baasçılığının yeni sentez arayışları' başlıklı yazısı.
Önce bu terimi çok yadırgadığımı ifade etmek isterim. Dahası, Mümtazer Türköne gibi, yakın dönem düşünce tarihimiz üzerine değerli çalışmaları olan bir ismin bu terimi, kolayca kullanmasını daha da yadırgatıcı buldum. Daha önce birçok konuda yazdığım gibi, bu konunun da, gazete köşe yazısının sınırlı alanı içinde tartışılmasının çok zor olduğunu hemen belirteyim. Ancak bir başlangıç olarak, birkaç söz söylemek mümkün.
Bu terimi yadırgadım, çünkü tartışma konusu olan Kemalizm veya daha doğrusu Kemalizm'in bugün geldiği nokta veya Türköne'nin doğrudan muhatap aldığı İlhan Selçuk gibi, dar bir çevrenin Kemalizm'i algılayış biçimi bile olsa, Kemalizm ve Baasçılık arasında bu kadar kestirme bir özdeşlik kurmanın yanıltıcı olduğunu düşünüyorum. Kemalizm ve Baas ideolojisi arasında tarihsel denklik ve çok benzerlik olduğu kesin. Bu konuda rahatlıkla akademik bir çalışma ve tartışma yapılabilir. Sadece akademik de değil, daha geniş bir düşünce tartışması da yapılabilir, ama konunun hakkını vermek suretiyle. Söz konusu yazılarda ise, Türkiye'de son dönemde yaşanan siyasi tartışmalar çerçevesinde hızlı ve kestirmeci bir benzetme üzerinden gidildiğini düşünüyorum.
Baasçılık bildiğiniz gibi, Arap dünyasında bağımsızlık döneminde hâkim olmuş, modernleşme ve bağımsızlaşma sürecini yarı askeri bir otoriter sistemle topluma hâkim kılmaya çalışan bir ideoloji. Kemalizm'le bu açıdan benzeşiyor, ancak Türkiye'de, siyasi sürecin ve hatta Kemalizm'in seyri ile Baasçılığın seyri çok farklı oldu. Hoş, Arap dünyasında da Baasçılığın seyri, her ülkede farklı oldu, o da ayrı konu. Amacımız, Türkiye'deki siyasi süreci hakkıyla anlamak ve tartışmak ise, bu noktaya önem vermek gerekir. Yok, maksat karşı taraf olarak gördüğümüz bir çevreyi veya söylemi kısa yoldan karalamak ise o başka.
Hemen söyleyeyim, şu anda Türkiye'de yaşanan bir 'Baasçı tehdit'ten bahsetmek için ya Baasçılığı, ya Türkiye'yi ya da her ikisini de hiç bilmemek gerekir. Kemalizm'i tartışmaya veya tartışmaya devam etmeye gerçekten ihtiyacımız var, ama bunu doğru dürüst yapmak şartıyla.
Şu anda Türkiye'de siyasi-toplumsal çevreler açısından, Kemalizm'in birçok açılımından modernleşmeciliğe itiraz eden olmadığını görüyoruz. Kemalizm'in üniter ulus-devlet modeline kısmen itiraz liberallerden, toptan itiraz Kürt muhalefetinden geliyor. Diğer taraftan, İslamcı muhalefet, laiklik açılımına toptan itirazdan vazgeçti, sağ-muhafazakâr çevrenin kısmi itirazı ile bütünleşti. Bunların hepsini açıkça konuşmaktan kaçmamak lazım, düşünce ve ifade özgürlüğünü bunun için istiyoruz.
Diğer taraftan, Kemalizm'i, hiçbir esnekliğe tahammül etmeksizin algılayan dar bir çevre var. Bu çevre, sağ-muhafazakâraların iddia ettiği gibi, seçkin (elit) bir çevre değil. Bu iddiada bulunmak için Türkiye'de yaşananan ekonomik-sosyoljik süreçleri görmemek gerekir. Bu süreçler sonucu, Kemalizm'in katı versiyonuna sahip çıkan çevre, orta ve hatta zaman zaman alt-orta sınıfın bir kesimine denk düşüyor.
'Yok, işler öyle değil, bu kesim sınıfsal olarak orta sınıf olmuş olabilir, ama resmi ideolojiye sahip çıkmak dolayısıyla, siyasi iktidara sahip' diyorsanız, orada işler biraz karışır. Zira, resmi ideoloji laiklik ve ulus-devlet konusunda, Kemalist dar çevrenin özlemleriyle örtüşen yapısını koruyor, ancak mesele ekonomik devletçilik ve hatta sosyal devlet konusunda yollar çoktan ayrılmış durumda.
Türkiye'de mevcut sınıflarla, siyasi çevreler, bunların devlet ve resmi ideoloji ile ilişkisi son derece karmaşık bir tablo teşkil ediyor. Askeri bürokrasinin bu tablo içindeki konumunu da, tartışmak zorundayız. Ancak, bir konuda kafa karışıklığına veya kafa karıştırmaya bir an önce son vermekte fayda var.
Şu anda siyasi tartışma, sağ-muhafazakâr ve liberallerin iddia ettiği gibi, asker-sivil devlet ve onun etrafında kümelenmiş seçkin bir sınıf ile onun karşısında geniş halk kesimlerini temsil eden siyasi bir hareket veya ittifak arasında yaşanmıyor.
Olayı böyle resmetmeye çalışmak kadar yanıltıcı bir şey olamaz. Burada da durmayıp, 'Türk Baasçılığı' gibi terimler üzerinden tartışmaya çalışmak durumu daha da içinden çıkılmaz hale getiriyor.
Dahası bu terimi tedavüle sokan arkadaşlara, ABD dış politikasının, Ortadoğu'daki gerçek tabloyu karartarak, saldırganlığına kılıf olarak 'Baasçılığı' parmağına sardığını, 'Baasçılık' teriminin Ortadoğu politikasında kazandığı yeni kullanım değerini hatırlatmak isterim.