Ülker geyiği

Kurban Bayramı, Ülker bayramına dönüştü. Ülker firması, ünlü çikolata markası Godiva'yı satın almış, şirket bunu ülkeye 'bayram hediyesi' olarak müjdeledi, gazetelerde kutlama yazısından geçilmiyor.

Kurban Bayramı, Ülker bayramına dönüştü. Ülker firması, ünlü çikolata markası Godiva'yı satın almış, şirket bunu ülkeye 'bayram hediyesi' olarak müjdeledi, gazetelerde kutlama yazısından geçilmiyor. Güle güle kullansınlar da, ben şu 'bayram hediyesi' mesajına takıldım. Kime, ne hediyesi? Yabancı şirketler Türkiye'de alım yapınca, 'Bırakın milliyetçiliği, sermayenin artık milleti yok' edebiyatı, Türk firması yabancı marka alınca 'milli bayram', 'millete hediye'. Önce liberaller şu çelişkiyi bir açıklasınlar. Ayrıca Ülker firması, ülkesine hediye yapmak istiyorsa, işçilerinin ücretine zam yapsın, sendikal haklarını tanısın.
Sonra gelelim, şu muhafazakâr sermaye meselesine. Referans gazetesinde (25 Aralık) Eyüp Can, 'Murat Ülker'in geyik avı' başlıklı yazısında, 'Dürüst olalım, Ülker grubu düne kadar likörlü çikolata üretmeyi düşünmezdi' demiş.
Madem 'dürüst' olacağız, bu işler nasıl oluyor konusunu biraz kurcalayalım. Neden düne kadar 'likörlü çikolata' üretmeyi düşünmezlermiş, neden bugün likörlü, konyaklı, şampanyalı çikolata üreten firmayı almakta ve faaliyetlerine devam etmekte tereddüt göstermiyorlarmış?
Ekonominin gerçekleri mi? Peki öyleyse düne kadar likörlü çikolata üretmeme gerekçeleri, ekonomik rasyonalite miydi, yani Türkiye'de
likörlü çikolata piyasası küçük olduğu için mi üretmiyorlarmış, yoksa muhafazakâr değerleri ile çeliştiği için mi? Tabii ki ikincisi.
Peki bu nasıl bir muhafazakârlık. Ben hemen söyleyeyim, neo-liberal muhafazakârlık veya o bile değil, Suudi Arabistan'da şeriat kurallarına riayet eden Suudların, ülkeleri dışında, kendilerini hiçbir dini kuralla bağlı saymaması gibi bir muhafazakârlık. Yok öyle değil, 'değişim' diyorsak, o zaman şu soruya cevap bulmaya çalışalım. Bu ülkenin muhafazakârları, kendi ülkelerinin gerçekleri söz konusu olunca bunca direnirken, küresel ekonominin gerçekleri ile karşılaştıklarında neden bu kadar munis davranırlar?
Madem 'dürüst' olacağız devam edelim. Bu ülkede, muhafazakârlar bunca zaman, laik, Batılılaşmış kesime 'Vay siz geleneksel veya dini değerlerimize yabancılaştınız, biz size ayak uydurmak istemiyoruz, böyle bir hakkımız yok mu?' diyerek bugünlere gelmediler mi? Benim gibi birçok insan, 'Böyle bir hakları yok mu?' diye o itirazların sahiplerine arka çıkmadık mı? Şimdi, onca zaman karşı çıktıkları 'değerlerine yabancılaşmış' insanlar, 'Madem hayatın gerçeklerine bu kadar kolay ikna oluyordunuz, bizden ne istediniz?' demez mi? 'Bizim likörlü çikolatamızı neden parmağınıza sardınız?' diye sormaz mı? Şimdi de, bize düşen bu sorunun haklı bir soru olduğunu itiraf etmek değil midir?
Dürüst olalım, bu ülkede, muhafazakâr kesimin Kemalizm eleştirisi, bunca zaman, Kemalizm'in otoriter karakterinden ziyade, Atatürk'ün 'rakı' masası üzerinden gitmedi mi? Cumhuriyet projesi çerçevesinde olunca 'dayatma' olan, küresel ekonominin gerekleri olunca 'dayatma' olmuyor mu? Küresel ekonomi dayatınca, güle oynaya boyun eğilen 'gerçekler'e bunca efelenmek neyin nesiydi? Yoksa, bunun, mesela 'darülharp fıkhı' çerçevesinde kılıfı hazır mıdır?
Türkiye'de muhafazakârlığın geçirdiği dönüşüm, sadece 'ekonomik gerçekler'le açıklanabilecek bir şey değildir. Olayın çıkış noktası likörlü çikolata olduğu için, hemen hatırlatayım. Muhafazakâr çevrelerin pek sevdiği, Milli Mücadele döneminin 'muhafazakâr-muhalif' milletvekili Ali Şükrü Bey, zamanında (17 Mayıs 1920) Meclis'e Men-i Müskirat Kanunu (İçki Yasağı Kanunu) teklif ettikten sonra yapılan tartışmalar da da, ekonomik gerekçeler söz konusu olmuştu. Ali Şükrü Bey, bu gerekçelere karşı direnen müzakere konuşmaları ile ünlüdür.
Son olarak, yine Eyüp Can'ın Ülker kutlama yazısına geri döneyim. Yazının başlığında da kullandığı 'geyik avı' konusu, kutlanan değişimi sempatik yapmak bir yana daha da sorgulanır hale getiriyor. Efendim, Murat Ülker 'bir gün Tophane'de nargile içer, bir başka gün Avrupa'da geyik avına çıkarmış, şaşırmayalım'mış. Yok, şaşırmadım. Ama geyik avı da neyin nesi? Neyi kanıtlıyor? Modernliği veya daha doğrusu postmodernliği mi? İyi, sempatik bir şeyi mi? Zevk için zavallı hayvanları öldürmekten ibaret bir 'spor', muhafazakârlık bir yana, insani açıdan, bana hep sorunlu gelmiştir. Yine dürüst olmak gerekirse, ben bu nargile-geyik avı, dün likörlü çikolata karşıtı-bugün şampanyalı çikolata firması sahipliği sentezinden hiç hazzetmiyorum. Hazzedenler, sorunlu görmeyenler kutlamalara devam edebilirler.
Ayrıca, yine tekrar edeyim söylediklerim şahıslara, markalara ilişkin şeyler değil, onlar üzerinden bazı şeyleri tartışıyoruz. Yoksa, ben de iyi bir Ülker tüketicisiyim, eminim ulaştıkları 'ekonomik büyüklüğe' benim de naçizane bir katkım olmuştur.