Yeni anayasa taslağı ve demokratikleşme

Yeni anayasa taslağı tartışılmaya devam ediyor. Bu tartışmaların sonu ne olacak merak ediyorum. Ama önce, bazı temel sorunları konuşalım.

Yeni anayasa taslağı tartışılmaya devam ediyor. Bu tartışmaların sonu ne olacak merak ediyorum. Ama önce, bazı temel sorunları konuşalım. 12 Eylül rejiminin ürünü olan Anayasa'nın değişmesini, demokratikleşme talep eden herkes istiyordu. Ancak takdir edersiniz ki, yeryüzünde, 'sivil, demokratik anayasa' diye hazır bir kalıp mevcut değil, her toplumun kendi demokrasi sürecinin siyasal sonucu olarak meydana çıkabilecek bir metin.
Sonuçta, bu metni birileri hazırlayacak, arkasında siyasi bir irade olacak, tartışması yapılacak ve yine demokratik bir yöntemle kabul görecek. Demokrasi
adına alınabilecek tedbirlerin tümü, taslağın tartışmaya açılması, mümkün mertebe tüm eleştiri ve önerilere kulak verilmesi, toplumun oyuna sunulmasından oluşuyor. Anayasa değişikliği ardındaki siyasi iradenin bunun ötesinde bir şey yapması mümkün değil.
Ama belli ki, ne yapılırsa yapılsın, yeni Anayasa taslağı demokrasi taleplerine yeterince cevap vermeyecek. Bunun sebebi basit, çünkü demokratikleşme talepleri dediğimiz şeyden herkes farklı şeyler anlıyor.
Laikliği tehdit altında görenler, birtakım önerileri kuşkuyla karşılıyor, bu iktidar partisi üzerinde baskı oluşturuyor, bu konuda yapılabilecek açılımların önüne set çekme ihtimali doğuyor. Din ve vicdan özgürlüğü açısından talebi olanlar, toplumda hangi çevreyle sınırlı olursa olsun, bu türden bir kuşkuyu, kestirmeden dar bir çevrenin baskısı olarak tanımlıyor, olayı böyle algılamaya devam ediyor. Bu yaklaşım da, iktidar üzerinde, farklı yönden bir baskı oluşturuyor. Tam da bu nedenle, mesela en bilindik örneklerin başında gelen başörtüsü konusunda konu bir türlü halledilemiyor, top Başbakan'a atılıyor. Bu koşullar altında, Erdoğan ne yönde irade gösterirse göstersin tüm sorumluluğu haksız yere üstlenmiş olacak. Mesele de çözüme kavuşmadan daha da tartışmalı bir konu olmaya devam edecek.
Bakın zorunlu din dersleri konusunda bile tartışma devam ediyor. Bana demokrasi açısından, en mantıklı olan, zorunlu din derslerini kaldırmak, ama diğer taraftan din eğitimi üzerindeki mevcut kısıtlamaları esnetmek gibi geliyor. Ancak mevcut ortamda, din eğitimi konusundaki sınırları tartışmaya açmak belli ki fazlasıyla gerilim yaratacak.
Kürt meselesi, en az bunun kadar çetrefil bir konu. Kimlik ve kültürel hakların önünü açsanız, Kürt milliyetçiliğine taviz olarak algılanacak, açmasanız, bu yöndeki talepler havada kalacak. Zira, laiklik konusunda da, Kürt meselesi konusunda da, toplumsal ve siyasal süreç demokratik uzlaşma rayına henüz oturmuş değil. Bir kesimin vazgeçilmez hak olarak gördüğünü diğer bir kesimin 'tehdit' olarak görmeye devam ettiği bir ülkede, istediğiniz metni kaleme alın kimseyi memnun edemezsiniz. Bakın iktidar partisi içinde de tam bir uzlaşı sağlanamıyor, bu da son derece doğal. Zira, bu AKP'nin değil tüm Türkiye'nin sorunu. Mesele, AKP'nin bu işin altından kalkamaması değil, Türkiye'nin genel tablosunun vahametinin hakkıyla kavranamamış olması.
Sadece Anayasa konusunda değil, her şey aynen devam ederse, büyük bir çoğunluğa dayalı olan iktidar, birçok alanda yönetememe krizi yaşayacak. Ve de daha şimdiden belli olduğu gibi, herkes ateşten topları birbirinin kucağına atmaya başlayacak.
Bu nedenle, Türkiye'de demokratikleşme sorunu asker-sivil gerilimi veya iktidar paylaşımı sorunu değil, konu çok daha derin diyoruz ama kimseye dinletemiyoruz. Mesele, Cumhuriyet'in temel fay hatlarında, gerilimin azalmayıp çoğalması. Siyasal-toplumsal uzlaşma istikametinde gerilimin düşürülmesi, şimdiye kadar yapıldığı gibi ne baskı ile ne de geçiştirmeyle mümkün değil. Ama hayale kapılmayalım, uzun bir yolun ancak başında olabiliriz, bu koşullar altında Anayasa değişikliği dahil hiçbir mucize formül yok. Adım adım, ama derin ve geniş ufuklu bir uzlaşma sürecini, herkesin kendi durduğu yerden kurmak ve gerçekleştirmek için çaba göstermesi gerekiyor.