'Yeni bir Hilfu'l-Fudul'

İsterdim ki, dindarlığı ağır basan eski muhafazakâr kesim ve şimdi de İslami kesimin para pulla ilişkisini başkaları parmağına dolamak yerine, bu kesime mensup hiç olmazsa birkaç kişi mesele yapsın.

İsterdim ki, dindarlığı ağır basan eski muhafazakâr kesim ve şimdi de İslami kesimin para pulla ilişkisini başkaları parmağına dolamak yerine, bu kesime mensup hiç olmazsa birkaç kişi mesele yapsın. Değil mesele yapmak, ilk fırsat çıktığında çoğu borsacı, yani faizci oldu.
Beğenin beğenmeyin, Erbakan hiç olmazsa 'rantiye'cilikle uğraşıyor, 'adil düzen' diye bir şeyden bahsediyordu. Erbakan liderliğindeki hareket olmasa kasabalarından dışarı çıkmayacak adamlar bile, artık eski liderlerine en iyi ihtimalle bıyık altından gülüyor. Kisvesi altında, kendilerine sosyal ve siyasal açtıkları dinin para pul meselesinde neyi vaaz ettiğini ise kimse aklına bile getirmek istemiyor. En ufak bir şey söyleseniz, cevabı hazır, 'Ne yani Müslümanlar hep fakir mi kalsın istiyorsunuz?' Böyle bir çağda, ilkeler, inandığınız değerler adına fukaralığa razı olmak başka, gözü karartıp vahşi kapitalizme sonuna kadar sahip çıkmak başka. Hadi, keskin bir idealizmle davranmak mümkün değil, vicdan muhasebesi, içinizi kemiren bir ikilemle yaşamak, bunu dillendirmek diye bir şey de yok mu?
Geçenlerde İlhan Selçuk, bu minvalde bir şeyler söyledi diye kıyamet koptu. Bırakın, söyleyenin kimliğini, kendi tutarsızlıklarını, şunu bunu, söylenenin hiç mi karşılığı yok? Bu sorudan nereye kadar kaçabilirsiniz? Konu başörtüsü olunca, dini emirlere bu kadar titizlenen bir kesimin, iş faiz olunca gıkını çıkarmaması, samimiyeti sorgulatan bir şey olarak hiç mi karşınıza çıkmayacak diye düşünüyorsunuz? Faizin haram olduğu açık ve net emir, zekât da öyle. Bir cipin zekâtı hakkıyla ne kadar diye düşünen kaldı mı?
Dindar, muhafazakâr kesimin, bırakın sorgulamayı, teslim olmanın ötesinde kapitalizmin güzellemesini yapması beni her zaman çileden çıkarmıştır. Pazar günü, Yeni Şafak gazetesinde, Mustafa Özel'in 'Yeni bir Hilfu'l Fadıl' yazısı, bende bir kez daha bu etkiyi yarattı. Özel'in yaptığı, Müslüman dünya adına baştan aşağı vıcık vıcık bir küresel kapitalizm güzellemesi. Ona göre, Müslüman dünya, daha iyi üretim, daha kaliteli üretim, daha fazla üretim nasıl yapacak, temel mesele bu. Üretimin insanlığa maliyeti, yarattığı eşitsizlik, sefalet, siyasi baskı, vs. hiç mi hiç mesele değil. 'Tarihin motor gücü, organizasyon gücü yüksek yaratıcı elitler'miş. Yeni Hilfu'l-Fudul, yani faziletliler topluluğuymuş. Sahi mi?
Bırakın böyle bayağı işletmeci teorilerini, tarihe, topluma, insanlığa ilişkin söylenmiş bunca şeyden haberiniz yoksa, hiç olmazsa Huxley'in 'Cesur Yeni Dünya'sına bir göz atın, nereye gidiyor insanlık bir kez daha düşünün. Hem Müslümanlar iki kere düşünsün, çünkü olay sadece bu dünyadan ibaret değil, işin bir de öte tarafı var.
İnsanlığa, hayata dair vicdanını yitirmiş bir din, kuru muhafazakârlıktan başka bir şey değildir. Bu durumda dinden geriye kalan, mahallenin namusu muhafızlığıdır, 'gelenek' diye alışılmış, çoğu zaman başkası bilinmeyen davranış kalıplarında ısrardır, köylülüğü, kasabalılığı din mertebesine çıkarmaktır. Bunların dışında kalanı anlamadan benimsemek, benimsemek ne kelime üzerine atlamak, keramet atfetmek, dinle buluşturup ortaya karışık ısmarlamak ve bunu yapmayı marifet saymaktır.
Ayıplanacak olanlar, 'Bu ne ikiyüzlülük' diyenler değil, bunu dedirtenler olmalıdır. Bırakın savunmayı, böyle bir çağda bir Müslüman'ın gönül rahatlığı ile yaşayabilmesi, uykusunun kaçmaması mümkün değil. O nedenle laf çevirmenin, bin bir dereden su getirmenin âlemi yok. Müslümanların fazileti üretimde, daha fazla üretmede aradığı bir zamanda ne diyelim? 'Allah kocakarı imanı nasip etsin'. Unutmayın kurtuluş ondadır.