Yeni cumhurbaşkanı adayı

Bugün, hafta sonu (28 Nisan Cumartesi, saat 14.00'te) Kadıköy'de yapılacak 'Başka Bir Enerji Mümkün' mitingi vesilesiyle...

Bugün, hafta sonu (28 Nisan Cumartesi, saat 14.00'te) Kadıköy'de yapılacak 'Başka Bir Enerji Mümkün' mitingi vesilesiyle, küresel ısınmaya dikkatlerinizi çeken bir yazı yazmak isterdim. Yine de davetimi yapmış olayım. Ancak, cumhurbaşkanlığı adayı tartışmaları dolayısıyla, bu yazıdan vazgeçmek zorunda kaldım. Cumhurbaşkanlığı, kuşkusuz şu anda, Türkiye'nin en önemli konusu ve siyaset gözlemcileri olan bizlerin bu ortamda konuyu ertelemesi imkânsız. Yine de, biz fanilerin, gündelik politika tartışmalarını önceleyerek, gezegenin ve tüm insanlığın geleceğini tehdit eden bir konuya 'şimdi sırası değil' muamelesi yapmamızın ironisini hatırlatmadan, ezikliğini hissetmeden edemiyorum.
Evet, aylardır beklenen süreç cumhurbaşkanı adayının belirlenmesi ile sonuçlandı. Belli ki, durduk yerde son dakika beklenmemiş, aday seçimi AKP için de kolay olmamış. Evet, Abdullah Gül, akla gelebilecek en makul seçim, makama denklik açısından ve kişiliği konusunda kimsenin kuşkusu yok. Ancak, Türkiye'de yaşanan tartışma, kişilikten ziyade kimlik etrafında dönen bir tartışmasıydı. Hemen belirteyim, benim şahsen bu kimlikle sorunum yok. Tam tersine, her zaman, bu kimlik tartışmasının büyük ölçüde İslamcılığa ilişkin paranoyaya dayalı olduğunu düşünegeldim. Ancak, toplumsal hayat ve siyasette 'algı' çok önemlidir ve dikkate almamazlık sorun yaratır.
Abdullah Gül, siyasi kimlik açısından Erdoğan'dan farksız bir isim. Kişiliği, üslubu ve bunlara dayalı saygınlığının kimlik tartışmasını bir kalemde bitireceğini, sorunu çözeceğini beklemek zor. Böyle olmasını temenni ederdim, hâlâ da ediyorum. Umarım gelişmeler yine de bu yönde olur. Ancak, benim temennimin Türkiye'nin kronik sorununu halledeceğini sanmıyorum. Bu gerekçe ile başörtülü eş ve genelde başörtüsüyle hiçbir sorunu olmayan, dahası yıllardır başörtüsü özgürlüğünü savunan birisi olduğum halde, en başından cumhurbaşkanlığı seçiminin bu tartışma dışına çekilmesi gerektiğini düşünüyordum. Bu nedenle, içeriden şu veya bu aday değil, AKP dışından bir adayın ideal bir çözüm olduğunu düşünüyor ve söylüyordum. Süreç öyle gelişmedi, ana muhalefet CHP olayı tam bir meydan savaşına ve dayatmaya çevirdi. AKP dışında birinin cumhurbaşkanlığını savunmak, bu dayatmanın bir parçası haline geldi.
İş buraya geldikten sonra, AKP'nin süreci kötü yönettiğini iddia etmek haksızlık olur. Bu türden bir muhalefet olmasaydı, bunu iddia etmek mümkündü, ama öyle olmadı. Ancak, sonuçta, AKP de, meseleyi kimlik çerçevesinde 'çözmüş' gözüküyor. 'Başörtüsü olmaz' dayatmasına karşı, 'illa başörtülü eşi olan biri' ısrarının etkili olduğu açık. Bu ısrarın, veya bu 'ısrar' algısının, uzun vadede gerilimlerin çözülmesi açısından olumlu değil, olumsuz etki yapacağını düşünüyorum. Kurulduğu günden beri, AKP'nin merkez sağ bir parti olduğunu ve bu merkezi hakkıyla dolduracağını iddia eden biriyim. Bu açıdan bakıldığında, bu 'ısrar' algısının AKP'nin merkez sağa yerleşme iddiasını zorlayacağını düşünüyorum.
Tekrar hatırlatayım, tüm bunları Abdullah Gül'ün kişiliğinden ve politika kariyer ve kalitesinden bağımsız olarak söylüyorum. Aynı bağımsızlık çerçevesinde, başörtülü kızların üniversiteye girmesinin, mesleklerini icra etmelerinin yasak olduğu bir ülkede, bu sorunu çözemeyen bir iktidarın, eşi başörtülü bir cumhurbaşkanı adayı çıkarmanın zafer coşkunluğunu büyük bir hüzünle izliyorum. Yıllardır başörtüsü özgürlüğü savunuculuğu yapmış birinin bunları söylemesini yadırgayabilirler. Ancak, ben tam da bu nedenle, haklı bir burukluk hissettiğimi düşünüyorum.
Bu ülkede 1950'lerden bu yana, sağ-muhafazakâr politika ve partiler iktidar olmuş olmasına karşı, dindar vatandaştan alınan oyun iktidara ciro edilip, sorunların ertelendiğine tanık olduk. Kim ne derse desin, sorunu çözen değil, rövanş alan bir havanın hâkim olması, yani 'Çankaya fetih şenlikleri' bana aynı çizginin, aynı anlayışın, aynı üslubun devamı duygusu yaşatıyor, umarım gelişmeler beni yanıltır.