Yeni Dışişleri

Eskiler, 'Hafıza-i beşer nisyan ile malûldur' derlerdi, yeni Türkçe ile 'İnsan unutan bir varlıktır' demek. Ama bu ülkede insanlar nisyan ile fazla malûl! Hatırlar mısınız, çok değil, üç, dört yıl önce, Irak işgalinin ardından hedef ülke Suriye idi.

Eskiler, ‘Hafıza-i beşer nisyan ile malûldur’ derlerdi, yeni Türkçe ile ‘İnsan unutan bir varlıktır’ demek. Ama bu ülkede insanlar nisyan ile fazla malûl!
Hatırlar mısınız, çok değil, üç, dört yıl önce, Irak işgalinin ardından hedef ülke Suriye idi. Biz bu tehdide karşı, bir grup, 1 Mart tezkeresinin reddinin yıldönümünde Suriye’ye gittik diye, ‘bir otobüs dolusu avanak Şam’a gitti’ diye yazan çıktı. ‘Bölgede başka işgal, savaş olmasın’ dedik diye, Brüksel’de kalem oynatan biri, bizi neredeyse ‘muhaberat ajanı’ olmakla suçladı.
O dönemde, birçoklarının dış siyaset anlayışı ‘aman ABD’yi kızdırmayalım’dı. Bölgedeki tüm taraflar ile diyalog adına Hamas liderlerinden Halid Meşal’in Türkiye’ye gelmesi kıyameti kopardı.
Bu işlerin mimarı olarak bilinen Ahmet Davutoğlu topa kondu. Türk dış siyasetinin rotasını Ortadoğu’ya çevirmekle, maceracılıkla suçlandı.
Gün oldu, devran döndü. ABD’nin Irak’taki muhteşem çuvallamasının ardından bölgede siyasi ortam tamamen değişti. Suriye uluslararası siyasi diyalog alanına girdi. Türkiye, Suriye-İsrail dolaylı görüşmeleri de dahil olmak üzere, bölgede birçok alanda aracı rolü üstlendi. Son Gazze saldırısının ardından, Hamas ile zorunlu diyalog ihtiyacından söz edilmeye başlandı.
Zamanında, tüm ‘suçu’ öngörülü davranıp, dış politika çizgisini, bölgede tüm taraflarla dengeli ilişki ve diyalog çerçevesinde kuran Davutoğlu haklı çıktı. Şimdi de, Dışişleri Bakanı oldu. Bakıyorum, geçmişi hatırlayan yok!
Son olarak, Iraklı Şii lider Mukteda Sadr, Türkiye’yi ziyaret etti, Cumhurbaşkanı ve Başbakan ile görüştü. Mesele, Irak’ta, Aralık 2009’da yapılacak seçimler öncesinde, Sadr çevresinin, silahlı mücadele yerine siyasal süreçlere katılması ortamının hazırlanmasıydı. Halihazırdaki tablo içinde, bu, tüm ilgili tarafların desteklediği bir süreç. Neyse ki, artık bu tür olaylar karşısında alışıldık tepkiler gösterilmiyor. Belli ki, artık başında sarık birini görünce hemen telaşlanan ve bir sarıklının ziyaretini, kısa yoldan iktidar partisinin ‘İslamcı’ geçmişine bağlayanlar da, artık olaylara farklı bakmayı öğrendi.
Ben, Ortadoğu siyaseti ve Türkiye’nin bölgede artan önem ve rolü konusunda kolay havaya giren, Türkiye’nin rolünün abartılmasından yana olan biri değilim. Ama, dış siyasete ihtiyatlı veya kuşkucu bakmak başka, bölge siyaset sahnesini anlayıp dinlemeden feveran etmek başka. Tabii her zaman mesele anlamak, anlamamak değil.
ABD dış politikasından başka pusulası olmayanlar için zor bir dönem yaşıyoruz. ABD’nin Irak işgali çerçevesinde oluşan dış politika çizgisinin çökmesi ile, peşinden gidenlerin tüm öngörüleri de havada kaldı. Tek şansları, hafızası çok zayıf bir ülkede yaşıyor olmaları.
Özetlersek, dış politika konularına Davutoğlu gibi, fazla iyimser bakan biri değilim, nitekim zaruri bir iyimserlik gerektirecek konumda da değilim. Ancak, Davutoğlu’nun dış siyaset çizgisinin İslamcı dargörüşlülükte veya maceracı bir mecrada seyrettiğini hiç düşünmedim.
Bu açıdan Dışişleri Bakanlığı’nın onun ellerine teslim edilmesinden son derece memnunum. Eski sınıf arkadaşımın yeni görevi hayırlı olsun diyorum.