?Züğürt? laiklerin muhteşem ?çuvallama?sı

Hilary Clinton?ın Türkiye ziyaretinde Obama?nın geleceğini muştulaması büyük heyecanla karşılandı, herhalde Obama?nın ziyareti şenliklerle kutlanır.

Hilary Clinton’ın Türkiye ziyaretinde Obama’nın geleceğini muştulaması büyük heyecanla karşılandı, herhalde Obama’nın ziyareti şenliklerle kutlanır. Ama bu bahsi diğer. Asıl mevzu, bu vesile ile yine muhafazakârlarla, laikler arası tartışmalara neden olan ‘yorum’ farkı. Hep söylüyorum, artık dış politika konuları, aslında iç politika konuları.
Nitekim, muhafazakâr ve hükümet yanlıları bu olayı, meşhur ‘Davos vaka’sını eleştirenlere karşı zafer olarak karşıladılar, onları ‘çuvallamak’ la suçladılar. Çuvallamak ki hem de nasıl çuvallamak!
Bu arada, Clinton’ın Anıtkabir’i ziyaretini öne çıkarmak, Avni Özgürel’in dünkü yazısında dediği gibi, ‘züğürt tesellisi’ ki, hem de nasıl!
Davos olayında çuvalladılar çünkü, dünyada, bölgede olan biteni, ABD ve Batı dünyasının yeni dış politika tercihlerini okuyamıyorlar. Bu arada, meşhur tezkere olayında tutulan safların fazlasıyla değiştiğini hatırlatmak isterim. O zaman tezkereye karşı çıkanları, ‘Memleketi batıracaklar, ABD’yi küstürecekler, telefonlarımıza çıkmayacaklar’ diye yerin dibine geçirenlerin bir kısmı, gelişmeler karşısında tutum değiştirdiler. ‘Telefonlarımıza çıkmayacaklar’ diyenlere karşı birkaç ay sonra NATO toplantısının İstanbul’da yapılması bir büyük çuvallama idi, geçiştirdiler. Buna, tezkereye karşı oy kullanan AKP’liler de dahil. Ama nasılsa fatura askere çıktı, bu işten hükümet fazla zarar görmedi.
Diğer taraftan, Hamas önderlerinden Halid Meşal’in Türkiye ziyaretini felaket diye yorumlayanlar, daha düne kadar hükümeti Suriye ve İran’la yakınlaşma konusunda uyaranlar, bir hafta içinde bu yönde dış politika destekçisi oldu. Bazılarında tutarlılık derdi olmadığı, utanma sıkılma hiç olmadığı için işleri kolay. Tek pusulaları ABD dış politika tercihleri olduğu için, dün Bush politiklarını desteklerler, bugün en sıkı Obama taraftarı olabiliyor. Bu arada 1 milyon Iraklı ölmüş, ülke yerle bir olmuş dert değil!
Ama şimdilik onları da bir yana bırakalım, bizim çuvallayan, Anıtkabir ziyaretinde teselli bulan züğürt laiklere gelelim. Onlar hâlâ, Batı dünyasının laik, Batılı, modern Türkiye’yi çok önemsediğini zannediyorlar, tüm umutlarını buna bağlamış vaziyetteler. Oysa, ‘radikal İslam tehlikesi’ ve de anti-ABD, anti-Batı bir savrulma olmadığı sürece, kimsenin Müslüman toplumların laik veya muhafazakâr olması ile fazla da ilgilendiği yok.
Türkiye’de, iyi kötü demokrasiyle İslami kimliği bir arada götüren bir hükümet onlar için fazlasıyla makbul. Bu arada, ‘İslami kimlik’ fazlasıyla önemli, zira Batı’nın yeni düşmanı radikal İslam. Bölgede sorun İran!.. Radikal İslam ile mücadele, İran’ın bölgede nüfuzunu dengeleme, herhalde, toplumsal desteği zayıf, ayrıca diğer Müslüman toplumlar nezninde fazla dinden imandan uzak laik bir Türkiye ile olacak değil. Bunu anlamak bu kadar zor mu?
Adamların laiklikle, liberal özgürlüklerle derdi olsaydı veya bu dert dış politikalarında öncelikli olsaydı bırakın muhafazakâr iktidarları, yıllarca Suudi Arabistan ile sıkı ittifak yapabilirlermiydi? Türkiye’nin laikleri, zamanında laikliğin teminatını, Batı’ya güvenmeye, zart zurt etmekte görmeyip, laiklik ve demokrasiyi, toplumsal barış zemininde sağlamlaştırma yoluna gitselerdi, bugünk, zavallı hallerinde olmazlardı. Kendilerine ‘geçmiş olsun’ demek isterim.
Son olarak, muhafazakâr iktidara tam gaz destek verip, diğer yandan toplumun muhafazakârlaşması ‘sorunu’na karşı AB sürecini bir garanti olarak gören, Konya’da içki servisi yapılmamasına bozulan liberal demokratlara bir tavsiyem var. ‘Laik kesim’e bakıp ders alsınlar, sonları onlara benzeyebilir.