Kör tadım

Kör tadımda üzümün hangi bölgeden olduğunu bilmezsiniz. Sadece şarabı tadıp, değerlendirirsiniz

Yıllar önce bir dostumun evinde, kendisi evde yokken 1982 Chateau Palmer Margaux gibi bir efsanevi şarap yanlışlıkla açılmış, açılınca da keyifle içilmişti. Dostum o şarabının bozulmuş olduğu endişesini taşıyordu hep. Ben de kendisi eve gelmeden önce sanki şarabı açmışız da bozuk çıkmışçasına boş şişenin içine sofra şarabı, bozuk olması için sirke, biraz da rengi koyulaştırmak için soya sosu koydum ve başladım beklemeye. Dostum daha şarabı tadamadan şarabın ilk halini içmiş olan biri, kadehini benim karıştırdığım şişeden tazeledi. Ben müdahale edemeden şarabı keyifle içti. Ben “Aman bu şarap şöyle böyle” deyinceye kadar bana “Böyle de güzel olmuş” deyip içmeye devam etti.
Algıda önerinin gücü beklenti üzerinde çok etkilidir. Yıllardır şarabın mı etiketinin mi sattığı tartışılır. Şarabın kökenini, fiyatını bildiniz mi ortalık karışıyor.
* * *
Kör tadım, yani şarabın ne olduğunu bilmeden tatmak uzmanlar arasında yaygın bir uygulamadır. Şarabın ne olduğunu bilmezsiniz ama rengini görürsünüz. Hangi üzüm, hangi üretici, hangi bölge, hangi yıl, bunları hiç ama hiç bilmezsiniz. Sadece şarabı tadıp, değerlendirirsiniz. Bir de koyu mavi kadehlerde şarabın beyaz mı kırmızı mı olduğunu görmeden yapılanı, bir kör tadım vardır ki işte o gerçekten kör tadımdır. Şarap tadarken tat, koku kadar görüntünün de bir o kadar önemli olduğunu biliyor muydunuz? Eğer karanlıkta şarap tatmaya kalksanız beyazla kırmızıyı bile ayıramazsınız. Evet, algımız öncelikle şarabın rengini görüp, renk doğrultusunda belli bir beklentiye girmemiz konusunda bizi şartlandırıyor. Hatta görsel algımız kokusal ve tatsal algımızı bile yönlendiriyor.
Bordeaux Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada uzman tadımcılar ve acemilerden oluşan bir denek grubuna kırmızı şarap, beyaz şarap, kokusuz ve tatsız bir boyayla kırmızıya boyanmış aynı beyaz şarabı tattırıp tanımlamalarını istemişler. Tadımcılar beyaz şarabı kırmızı renkte görünce beyaz şarap yerine kırmızı şarapta kullanılan terimler kullanmışlar. Beyaz şaraba taze, sek, canlı gibi sıfatlar yakıştırırken aynı şarap kırmızıya boyandığında yoğun, baharatlı ve derin gibi sıfatlar kullanmışlar.
* * *
Ayrıca çok meşhur bir şarabın şişesinde sofra şarabı ve sofra şarabı şişesinde çok meşhur bir şarabı da tadımcılar ayıramamışlar. Daha doğrusu uzman tadımcılar ve acemiler aynı miktarda yanılmış. Sofra şarabına meşemsi, kompleks, yuvarlak gibi tanımlar yakıştırırken, meşhur şaraba ağızda kısa, hafif, hatalı gibi sıfatlar verilmiş. Bir diğer deney ise 100 farklı şarap içine, 10 tane aynı şaraptan konulan bir tadımda da aynı şarapların belirlenmesi istendiğinde neredeyse kimse bu şarapları teşhis edememiş. Bunların hepsi uzun bir dönemde Bordeaux Üniversitesi’nde gerçekleştirilmiş deneyler. Bunun uzun süredir bilindiği gerçeğini de unutmayalım. İşte tarihten bir örnek: 1976’da Paris’te düzenlenen geleneksel yarışmada ilk defa jüri Fransız ve Amerikan şaraplarını beraber kör tadımda tattığında jürinin şaşkınlığı içinde Amerikan şarapları Fransızları hezimete uğratmıştı. Jüri kendi seçimini sorgulamış. Nasıl olur da dünün çocuğu Amerikan şarapları, soylu Fransız şaraplarını alt eder? Cevap kör tadımda. Ya da görsel algının kokusal ve tatsal algıyı bastırdığı teorisinde.
* * *
Görsel algımızın kokusal ve tatsal algımız üzerindeki baskınlığı çok yüksek. Şarabın kırmızı olduğunu düşünürsek kırmızı tadıyor, pahalı olduğunu düşünürsek kaliteli. Siz siz olun, hangi şarabı içerseniz için, en beğendiğiniz şarabı hayal edin.
Şaka bir yana, bastırılmış koku ve tat duyularımızı biraz daha eğitip, onlara güvenmemiz gerekiyor. Görsel algımızın baskınlığı bizi kolayca yanıltabiliyor. Konu ve tatta hafızamız görsel algımızın arkasına sığındığımızdan çok daha sağlıklı ve kuvvetli aslında.