Kuzey Kıbrıs'ta şarap içmek

Kendime tavsiye: Eğer şarap üretilen bir ülkede isen, mutlaka o bölgenin şarabını içeceksin.

Kuzey Kıbrıs’ta yemek denince herkesin ilk aklına gelen şeftali kebabı olur. Gerçi ben kendi adıma çok fanatik bir şeftali kebabı tüketicisi olduğumu söyleyemeyeceğim ama gene de her Kıbrıs’a gittiğimde bir kere yerim. Zaman genelde dar olduğundan da hep Girne’de Niazi’s’e giderim. Her zaman düzgün, lezzetli ve güzel yemek yerim Niazi’s’te. Hele yoğurt, salata, humus ve döner harikadır. Bu sefer bir de Kıbrıs şarabı denemek istedim ve şarap listesinde gözüme Chateau Saint Hillarion şarabını kestirdim. 2006 yılı mahsulü olan bu şarap, Shiraz ve Cabernet üzümlerinden yapılmış. Aynı gün, aynı isimli şatoyu gezmiştim tesadüfen. Bu Girne’ye tepeden bakan muhteşem ortaçağ şatosu Pamuk Prenses çizgi filmindeki şatonun esin kaynağıymış meğer. 

Şarap en az şatosu kadar güzel yıllanmış, geçkin meyve tatlarına sahip. Fiyatı diğer şaraplara göre çok makul, tadı ise harika. Bunun dışında ne gibi şaraplar var diye dikkat ettiğimde bizim Türkiye’nin belli başlı iki büyük üreticisinin şarapları, birkaç küçük üreticinin şarapları, en ucuzundan birkaç Arjantin, İtalyan ve Fransız şarabı var. Daha önce dediğim gibi, Kıbrıs’ta kebapla viski içilir diye. Viski çeşidi ne kadar zengin ve kaliteli ise listelerde şarap seçimi bir o kadar sığ ve kalitesiz.
Ben de Chateau Saint Hilarion’u keşfedince keyifle içtim. İşin bir de şu tarafı var: İnsan şarap üreten bir başka ülkeye gitti mi, oranın şarabını içmeli. Paris’e gidip Türk lokantasında döner yemek ne kadar abes ise bence bu da bir o kadar abes.
Söz Fransa’dan açılmışken bir de Fransız restoranı var Kıbrıs’ta. Saint-Tropez adındaki bu restoranda ben Fransızca yemek isimlerini buldum ama yemekler konusunda aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Fransız yemeğini orada ilk defa tatsanız bir daha yemezsiniz. Bu arada İstanbul ‘fine dinning’ fiyatlarını aratmayan bir duruşu var restoranın. Chateau Saint- Hillarion ise burada Niazi’s’in neredeyse 2 katı fiyata. ‘Double baked’ diye adlandırdıkları peynir sufle ile çikolatalı sufle, sufle dışında her şeye benziyordu. 

Bu pişmanlıkla kendi kendime ders aldığımı söyledim ve Kıbrıs’ta Kıbrıs mutfağı konusunda şeftali kebabından daha ileri gitmem gerektiğinin farkına varıp arayışa giriştim.
Kıbrıs’ın yerlileri Yorgo adında bir kasap lokantadan bahsediyordu. Koruçam Köyü’ndeki bu lokanta Kıbrıs’ın üçüncü halkı olan Maronit bir aile tarafından işletiliyor. Maronit’ler Kıbrıs’ın Koruçam köyüne Lübnan’dan göçmüş bir Katolik halk. Köyün girişinde köyden birine lokantanın yerini sorduğumda adam Türkçe bilmediğinden bana iki işaret parmağını ‘yan yana’ dercesine birbirine sürterek ‘cami, cami’ dedi. Anlaşılan lokanta köyün kilisesinin yanındaymış.
Yorgo’nun yeri biraz kasap dükkânı, biraz lokanta kıvamında. Şarap olarak bidondan ikram ettikleri ev yapımı şarabı denemedim ama yemekler ve mutfak çok ilginçti. Çok kekremsi bir zeytin, ham turşular, nefis bir yoğurt, harika bir salata, ciğer ve dükkânın meşhur hırsız kebabı. Lokantanın sahibi Maria dışında neredeyse kimse Türkçe bilmiyor. Lokanta dolup dolup taşıyor. Yemeklerin otantik Kıbrıs mutfağını yansıttığı söyleniyor. Belli ki aşkla, sevgiyle yapılmış yemekler. Kıbrıs’ta şeftali ve hırsız kebabı dışında tadılacak çok şey var. Zeytin ızgara, küp kebabı, ceviz reçeli gibi uzun bir liste.
Kendime bir ders çıkarıyorum. Gerçi bildiğim bir ders bu. Gittiğin yerde yerel yiyip içeceksin. Yörenin havasını soluyup, suyunu içeceksin. Kıbrıs’ta Fransız yemeyeceksin, Fransa’da da Amerikan şarabı içmeyeceksin. Eğer şarap üretilen bir ülkede isen, mutlaka o bölgenin şarabını içeceksin.