Fransızların gözüyle Avrupalılar: Hırsız, faşist, aptal, kıllı, fahişe...

Fransızlar denince aklımıza moda, zevk düşkünü, elit, jakoben ve laik insanlar topluluğu gelir. Çok pis oldukları için topuklu ayakkabı kullandıkları gibi yanlış inanışlarımız da vardır. Peki, ortalama bir Fransız, Avrupa'ya nasıl bakıyor? Sonuç çarpıcı. Fransızlara göre; İtalyanlar 'hırsız', İngilizler 'alkolik', Portekizliler 'kıllı', Belçikalılar 'aptal', Hollandalılar 'keş', Rusya ve Baltık ülkeleri için 'fahişe, votka, mafya', Yunanlılar 'i.ne'.
Fransızların gözüyle Avrupalılar: Hırsız, faşist, aptal, kıllı, fahişe...

Dilimize yerleşmiş olan ‘Fransız kalmak’ deyimi vardır. Bir konuyu anlamadığımız, yabancı kaldığımız zaman kullanırız. Fransızları ne kadar tanıyoruz? Onlar bizi nasıl biliyor? İki tarafın da birbirini çok iyi bildiği söylenemez. Geçen hafta yolumun düştüğü Fransa aslında bu ülkeye ne kadar ‘Fransız’ kaldığımızı öğretti. Karşılıklı olarak doğru bildiğimiz o kadar çok yanlış var ki... Bizim gözümüzle Fransızlar ne kadar farklı olabiliyorsa onların gözüyle Avrupalılar da o kadar ilginç. 

Doktora öğrencisi Fatih Yetim, tam bir Avrupa ve Fransız uzmanı. Fransa’nın adeta MR’ını çekmiş. Tarihinden toplumsal yapıya, zevk ve beğenilerden eğilimlere kadar her gelişmeyi takip ediyor. Fransa’da yapılan ilginç bir araştırmayı anlattı. Ortalama bir Fransızın Avrupa ülkeleri hakkındaki düşünceleri araştırılmış. Her ülkeyi bir-iki sözcükle ifade etmeleri istenmiş. Ortaya Fransızların gözüyle Avrupa fotoğrafı çıkmış. Fransızlar, kendi ülkelerini ‘ev’ olarak görüyormuş. Komşularına bakışları pek hoş değil. Fransızlara göre İngilizler ‘alkolik’, Almanlar ‘faşist’, İtalyanlar ‘hırsız’, İsviçreliler ‘uyuşuk’, Belçikalılar ‘aptal’, Hollandalılar ‘keş’. Rusya ve Baltık ülkelerine bakışları ise tam bir felaket. Onlara göre Rusya ve bu ülkeleri tanımlayan üç sözcük ‘fahişe, votka, mafya’. Balkan ülkelerine ‘akordiyoncular’, İskandinav ülkelerine ‘soğuk’ diyen Fransızlar, İzlanda için “Umurumda değil” diyor. Fransızlar İspanyollara ‘eğlence düşkünü’, Portekizlilere de ‘kıllı’ diye bakıyor. Yunanlılara ise kaba bir ifadeyle ‘i.ne’ gözüyle bakıyormuş Fransızlar. 

Fransa, çeşitliliği ve çelişkileriyle kendine özgü bir ülke. Charles De Gaulle, “400 çeşit peyniri olan bir ülkeyi yönetmek kolay mı?” demişti. Bu ülkede peynir 400 çeşit, dünyaca ünlü şaraplarının çeşit sayısı ise 340. Dünyanın en güçlü mutfaklarından birine sahipler. Ürün sunumunda üzerlerine yok. Fatih şöyle bir örnek verdi: “5 TL’ye yediğiniz ‘sucuklu yumurta’yı Fransızlar ‘iyi kıyılmış sucuk parçacıkları eşliğinde yumurta festivali’ adıyla size 50 TL’ye satarlar.” Fransızlar, ortalama 96 dakika ile yemek masasında en fazla kalan Avrupalılar.
Fransa’da yaşam kalitesi yüksek. Takvim yapraklarında çok sayıda ‘tatil’ olmasına karşın dünyanın en büyük 10 ekonomisinden birine sahipler. Aynı zamanda grev haklarını sonuna kadar kullanan, işçi eylemlerinin eksik olmadığı bir ülke. De Gaulle’ü Paris’ten kaçmaya zorlayan etkenin öğrenci eylemleri olduğunu unutmayalım. Yürüyüş ve eylemin eksik olmadığı, tatili bol ülkenin bu denli gelişmiş olmasını hayretle karşılayanlar yok değil. 

Fransa’nın ‘en’lerine devam edelim. Ortalama 85 yıl ile Avrupa’nın en uzun süre yaşayan insanları burada. 2.01 ile doğurganlıkta Avrupa ikincisi. Fransa, yaşam kalitesinin en yüksek olduğu ülke. Misafiri fazla sevdikleri söylenemez ama turist sayısında 74 milyon ile dünya birincilikleri var. Dünyanın en çok ziyaret edilen müzesi (Louvre), Avrupa’nın en fazla film çeken ve çek kullanan ülkesi yine Fransa. Avrupa’nın en fazla ilaç kullanan halkı Fransızlarmış. Fransa’da her 104 kişiye 1 seçilmiş, 70 bin kişiye 1 parlamenter düşüyormuş. Bu oranlarla dünya birincisiymiş. 

Türkiye’de Fransızların ne kadar ‘pis’ olduklarını anlatan klişeler vardır. Saraylardan dışkı atıldığı, insanların korunmak için şemsiye açtığı, pis kokuların giderilmesi için parfüm sektörünün geliştiği gibi... Bir de topuklu ayakkabı efsanesi vardır. Kadınların pisliklere basmamak için topuklu ayakkabı giydikleri anlatılırdı. Bu bilginin doğru olmadığını öğrendim. Meğer, topuklu ayakkabıyı ilk olarak erkekler kullanmış. Atlara daha rahat binebilmek için tercih ediliyormuş. 

Türkiye’nin önceki gün sonuçlanan nükleer santral ihalesini Japonlarla birlikte Fransız firma yapacak. Fransa dünyanın ikinci büyük nükleer gücüne sahip ülkesi. Fransa ile ilişkilerimiz bir süredir ‘limoni’. Bunda Sarkozy ve Ermeni sorununun büyük etkisi var. Lyon’da geniş bir alana kurulmuş büyük ‘soykırım anıtı’ var. Türklerin tepkilerine karşın yerinde duran anıtın yargıyla başı belada. ‘Sit’ alanına kurulduğu ortaya çıkan anıtın kaldırılması için mücadele veren Fransız sivil toplum örgütleri var. Fransız yargısı anıtın kaldırılması kararını almış. Şimdi sürecin nasıl ilerleyeceği merak ediliyor.