29 Ekim bir darbe miydi?

Mustafa Kemal, ulus devlet projesini otoriter modernleşme projesi olarak uyguladı. Bazılarına göre devrimi, bazılarına göre diktatörlüğü güçlendiren adımlar attı.

Cumhuriyetin ilanı, bir dönemin sona ermesi midir, bir devrim midir, bir darbe midir?

29 Ekim’de 1923 yılında cumhuriyetin ilan edilmesi belli bir birikimin, belli bir olgunlaşmanın ürünüydü. Buna rağmen, biçim açısından, ilan ediliş yöntemi bakımından hep tartışıldı. Mustafa Kemal’e o dönemde muhalefet eden yakın çevresinden bazı isimler, bunun bir darbe olduğunu söylediler.

Kuruluş liderlerinin bir kesimi, kendilerine haber vermeden cumhuriyeti ilan eden Mustafa Kemal’e sitem ettiler. Milli Mücadele’nin önde gelen isimlerinden, Sivas ve Erzurum Kongresi’nin yapılmasında hayati bir rolü olan Kâzım Karabekir Paşa’ya göre, cumhuriyet ‘dikte’ edilmişti.

Karabekir’in eleştirileri ağırdır:
“İstiklal Harbi’nin tehlikeli günlerinde sonuna kadar feragat, fedakâr arkadaşlarının rey ve irşadına ihtiyaç gösteren M. Kemal Paşa artık muzaffer bir başkomutan sıfatıyla maiyet komutanlarına cumhuriyeti dikte ettirmiştir. Eski arkadaşlarının rakip olabileceği endişesi ile sui şahsiyetler icadı da lâzım gelmişti; bunun için eski arkadaşlarını kötülemek lâzımdı. Bunu da hakkıyla yapmıştır.”

Hamidiye kahramanı, Milli Meclis’in ilk Başvekili Rauf Orbay da cumhuriyetin ilan edilmiş biçimini tepeden inme olarak değerlendirmişti. Orbay’ın, Halk Partisi içindeki yol ayrımının dönemeç noktası sayılan değerlendirmesi şöyledi: “İcra vekilleri riyasetinden (Başbakanlık) infikakım (ayrılığım) tarihine kadar bu hususta ciddi bir düşünce ve teşebbüsten haberdar değildim.(...) Bilahare bir günde şekl-i cumhuriyetin takarrür ettirilerek (kararlaştırılarak) ilanı, halkça gayr-ı mesul zevat (sorumlu olmayan kişiler) tarafından tertip edilen bir şeklin emrivaki halinde ihdas edildiği fikri ve endişesini hasıl etti.(...)”

Mustafa Kemal, cumhuriyeti ilan etmeye karar verirken, aynı zamanda o güne kadar artık yollarının ayrıldığını düşündüğü bazı mücadele arkadaşlarını da sürecin dışında bırakmıştı.

Kâzım Karabekir, Halide Edib, Ali Fuat Cebesoy, Adnan Adıvar, Rauf Orbay gibi önde gelen isimler, bir anlamda siyaset dışında kalırlarken İzmir Suikastı davasının ardından canlarını kurtarma telaşına düştüler.

Bir başka yönüyle bakıldığında, Türkiye bu çatışmaların sonunda uzun yıllar tek adam, tek parti yönetimiyle yoluna devam etti.

Değişim
Mustafa Kemal, ‘ulus devlet’ projesini bir otoriter modernleşme projesi olarak uyguladı. Bazılarına göre devrim, bazılarına göre de diktatörlüğü güçlendiren bir dizi adım atıldı. Medeni Kanun, Tekke ve Zaviyelerin Kaldırılması, Latin harflerinin kabulü, kılık kıyafet kanunu gibi adımlar yeni gerilimlerin habercisiydi.

Kürt isyanını, İzmir suikast girişimini, bir dizi ayaklanma ve bastırma hareketini, Dersim katliamı ve ‘İstiklal Mahkemeleri’ndeki yargılamaları, ‘ulus devlet’ inşasının adımları olarak savunanlar var.

Cumhuriyetin ilanı, bir sıçramaydı. Hedefine de büyük ölçüde ulaştı. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bir ulus devlet olarak şekillendi. Dağılan Osmanlı İmparatorluğu’nun yerine bir ulus devlet kurulması, çağın bir gerçekliğiydi. Her otoriter adım gibi, birçok alanda yakıp yıkıcı tahribatları oldu.

Kürtleri, Türkleştirme hedefi yanlıştı. Binlerce insanımızın ölümüne yol açtığı gibi, sonuç da vermedi. Alevileri Sünnileştirme amacı da tamamen insanlık dışıydı. Kürt Kürtlüğüne, Alevi Aleviliğine bunca zülme rağmen devam etti.

Cumhuriyetin, başarısız olduğu alanlardan birisi de eski yazıyı tamamen kaldırmaya girişmesiydi. Kendi mezar taşlarını, kendi belgelerini okuyamayan, anlayamayan, kendi kültürel köklerinden habersiz nesiller yetiştirildi. Bu kadar retçi bir aydınlar kuşağı, yüzeyselleşti, milliyetçiliğin ve sığlığın esiri oldu.

Cumhuriyet bir yenilikti evet. Ulus devlet bir modernleşmeydi evet. Ama büyük yaralar açan yanlışlarını da görmeliyiz. Cumhuriyetin demokrasi ile eşanlama gelmediğini de unutmamalıyız.

Hâlâ yetersiz demokrasi paketleriyle evrensel ölçülerde bir rejime ulaşmaya çalışıyoruz. Bunda geçmişin ağır izlerinin olduğunu görmeliyiz.