ABD, Erdoğan'a öfkelenince...

Türk siyasetinin ABD üzerinden dizayn edilmesinin savunucusu bir kesim var. Bir tür siyaset mühendisliği.

Bizim sol gelenek, dünyadaki her türlü kötülüğün ABD’den geldiğini düşünür. Bu perspektife İslamcıların bir kesimini de ilave etmek mümkün.

İslam dünyasının asıl şeytanı ise İsrail veya Yahudiler. Her türlü ‘lanetli’ gelişmenin arkasında Yahudileri görmek İslamcılığın amentülerinden birisidir.

2003 yılında ABD’nin Irak’ı işgali sırasında bir grup değişik görüşlerden insan ‘Doğu Konferansı’ adlı bir inisiyatif kurmuş, ülkemizin doğu ve güney komşularına uzun yolculuklara çıkmıştık. İran, Suriye, Ürdün, Mısır, Lübnan ve Ermenistan’a gitmiş, o ülkelerin aydınlarıyla derinlemesine siyaset ve kültür sohbetleri yapmıştık.

Duraklarımızdan birisinin de İsrail olması gerekiyordu. Yapamadık, çünkü grubumuzdaki bazı İslamcı arkadaşlarımız, İsrail’le zinhar ilişki kurulmasına karşıydılar. Halbuki İsrail’de de barışçı, demokrat, insan haklarını savunan, Filistinlileri sahiplenen geniş bir aydın kesim bulunuyor. En azından onlarla görüşebilirdik.

Siyaset mühendisliği
Türkiye’de bir başka kesim daha var. Bu kesim, Türk siyasetinin ABD üzerinden dizayn edilmesinin savunucusu. Bu da bir tür siyaset mühendisliği. Son zamanlarda bu konu daha da güncellik kazanmaya başladı. AK Parti hükümetinin bir süredir Batı’yla ve ABD’yle arasının limonileşmesi, ABD içindeki bazı lobilerin Erdoğan hükümeti konusunda açıktan ‘istemezük’ tutumuna girmeleri, bu çevrelere enerji verdi.
Tabii şurası bir gerçek: Bu kesimlerin yaptığı analizler, ABD’deki fotoğrafın bütününü yansıtmıyor.

Ne olursa olsun, ABD-Türkiye ilişkisi; İsrail-Türkiye gerginliği, Mısır darbesi, Suriye’deki iç savaşın yol açtığı kaos, Ankara’nın Çin füzelerine yönelmesi vb. gelişmelerinin etkisinde...

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Riccardone’nin Kemal Kılıçdaroğlu ile yaptığı uzun görüşme, bu sürecin bir parçası olarak yorumlanıyor.
ABD, Türkiye’nin en önemli müttefiklerinin başında geliyor. Türkiye’nin son yıllarda askeri darbe girişimlerini bertaraf edebilmesinin bir nedeninin, Washington’un bu girişimlere sıcak bakmaması olduğu söylenebilir.

Son günlerde; İran, Irak’taki Maliki yönetimi ve hatta Esad rejimiyle ABD yönetimi arasında değişen ve daha olumlu yönde seyreden bir ilişkiden söz edebiliriz. Bu üç ülke yönetimiyle Ankara’nın arası bozuk. Mısır’daki darbeci Sisi yönetimi de bu tabloya eklenebilir.
Batı’da ve Washington’da, Türkiye’ye dair bir huzursuzluk olduğu ortada. Bu gerginliğin ne kadarının sorumluluğu Türkiye’ye ait, ne kadarı Batı’ya?

Batı’nın AK Parti iktidarına yönelik kaygıları, Türkiye’nin iç siyasetine nasıl yansıyabilir? Türkiye’deki siyasi iktidarın normal koşullarda nasıl değişebileceği belli: Seçimler yoluyla.

Ancak şu anki tablo buna pek imkân verir gibi görünmüyor. O zaman ne olabilir? Türkiye’nin içi karıştırılabilir...
Bu açıdan, en kritik, en kırılgan nokta, Kürt sorunu. Başbakan Erdoğan, gerginliğin ve kendilerine yönelik tepkilerin arkasında ‘çözüm süreci’ olduğunu söylüyor. İşte burada ‘gerginlikten çıkış’ın adreslerinden biri de belli oluyor.

Türkiye, çevresinde geliştirilen kendince iktidara yönelik yıpratma kampanyalarını nasıl aşabilir? İçerideki gerginlik konularında yeni çözümler üreterek. Kürtçe anadil dahil bir dizi demokratikleşme adımına odaklanmak gerekiyor.

Alevilerin “Cemevi ibadethanedir” talebi, artık yerine getirilmeli. Batı ülkelerinde çokça spekülasyon konusu haline gelen Heybeliada Ruhban Okulu üzerindeki anlamsız eğitim yasağı son bulmalı. Türkiye’deki laik kesime, Batı ülkelerinin ‘dizayn çabaları’nı sempatik gösterebilen bir ‘yaşam tarzı gerginliği’ hâlâ var... Bu gerilimden uzaklaşmak da şart. Hayat tarzına müdahale endişesi ortadan kalkmalı...
Kendi toplumuyla daha barışık bir yönetim, dış müdahalelere karşı daha dayanıklı olur.