Abdi İpekçi'yi öldüren devlet...

Abdi İpekçi cinayetinin karanlığa gömülmesinin ardından, Türkiye, hızla, askeri darbeye ilerledi. İpekçi cinayetiyle bağlantılı tetikçilerin korunup, kollanmaları, arkalarındaki gücün büyüklüğünü ortaya koydu.

1 Şubat 1979 akşamı evinin önünde, arabasının içinde öldürülen Abdi İpekçi'yi dün andık. Sayısız iktidar değişti, ama cinayetin tertipçileri, 36 yıldır hesap vermedi. "Senaryo", önceden hazırlanmıştı. Katil olarak yakalanan Mehmet Ali Ağca, kısa süre sonra İstanbul'da çok sıkı korunan askeri cezaevinden kaçırıldı ve kayıplara karıştı.

Kaçıranlardan biri, Ülkü Ocakları Başkanları'ndan, Abdullah Çatlı'ydı. Aynı ekip, daha sonra, Papa'ya suikast iddiasıyla da yargılandı.

"İpekçi cinayetinin çözülememesi neden?" diye sorduğumuzda; verebileceğimiz en net cevap, "çünkü bu işin içinde devlet güçleri vardı" olabilir.

İpekçi cinayetinde rolü olduğu anlaşılan, mahkeme kayıtlarına geçen, sonra da bin türlü tehditle beraatları sağlanan kişiler; devletin özel pasaportlarıyla yurtdışına çıkmışlardı.

Onlara, yurtdışında devlet görevleri verilmişti.

Susurluk kazasının ardından, bu bilgiler ortaya döküldü. Ama, asıl himayeci gücün, bu işi neden yaptığını, yaptırdığını ortaya çıkaramadık. Devlet güçleri, tetikçileri korumaya devam etti.

İÇ SAVAŞIN ARDINDAN DARBE

12 Eylül 1980 askeri darbesi öncesinde, Türkiye'de planlı şekilde, bir iç savaş tezgahlandı. Alevilerin yoğun olarak yaşadığı kentlerde "Alevi Sünni çatışması" kışkırtıldı.

Yüzlerce Alevi vahşice öldürüldü, binlercesi şehirlerini bırakıp kaçmak zorunda kaldılar.

Aynı dönemde sağ sol çatışması tırmandırıldı, sözde "kurtarılmış bölgeler" heyulasıyla toplum korkutuldu. "Asker gelsin bizi kurtarsın" beklentisi yaratıldı.

Abdi İpekçi böyle bir ortamda öldürüldü. Türkiye'nin bir numaralı gazetecisiydi. Barışçı ve uzlaşmacı bir insandı. Çatışan grupların husumetini çekecek bir yerde durmuyordu. İç savaşın durması, toplumsal gerginliğin azaltılması, onun hedefiydi. Saygın biriydi.

Böyle bir "sembol ismin" öldürülmesi, toplumun en geniş kesimlerine çaresizliği yaymak açısından, işlevseldi. Onu hedef alanların, "basit bir milliyetçi tepkiyle" böyle bir cinayete giriştiklerini düşünmek, hayalcilik olur.

Pek çok değerli aydın, siyasi suikastlarda, yaşamlarını kaybetti. Gençler, üniversiteler önünde, Kontrgerilla tertipleriyle, katledildi.

Abdi İpekçi cinayetinin karanlığa gömülmesinin ardından, Türkiye, hızla, askeri darbeye ilerledi. İpekçi cinayetiyle bağlantılı tetikçilerin korunup, kollanmaları, arkalarındaki gücün büyüklüğünü ortaya koydu.

Abdi İpekçi'nin ölümü ve ardından 12 Eylül askeri darbesinin gerçekleştirilmesiyle birlikte, gazetecilikte de bir dönem kapandı.

Kendi gazetecisini öldüren devletin arşivine, bir cinayet daha eklenmiş oldu.

Aradan 36 sene geçti. O zaman genç bir gazeteci olarak çok sarsılmıştım. İpekçi'nin yanına gider, ondan mesleki öneriler, öğütler alırdım. Habercilikteki duyarlığını bilirdim.

Çığırtkan gazeteciliğe karşı sakin ve dengeli bir gazeteciliği savunurdu.

Bugün, üniversitelerde, gazetecilik ve iletişim bölümleri yaygınlaştı. Bu bölümlerde, "İpekçi gazeteciliği" okutuluyor mu, bilmiyorum.

Okutulması halinde, anlamlı dersler çıkarılabileceğini düşünüyorum.

Tabii, hala o cinayetin aydınlatılmamış olması, devletin karanlık arşivlerinin açılmamış olması; bu ülkede, "demokrasi sorunu" olarak önümüzde.

Öldürülmesinin 36.yılında, onu sevgi ve özlemle anıyorum.

İÇİMDEKİ SES

Senaryosunu Engin Günaydın'ın yazdığı "İçimdeki Ses" filmi; komik, romantik ve sempatik içeriğiyle, iddialı yeni filmler kervanına katılarak, gösterime girdi.

Sakar bir dizi senaristi olarak, özgüveni olmayan Selim; spor salonunda geçirdiği bir kaza sonrasında güzel bir kadının gönlünü kazanır. Neşe dolu diyaloglarıyla Engin Günaydın'ı, Füsun Demirel'i, Haymana'lı filmci rolündeki Ersin Korkut'u -Yılmaz Erdoğan'ın teyze oğlu- ve Leyla Tuğutlu'yu keyifle seyredeceğinizi umuyorum. "Küfürsüz bir komedi" şeklinde de bir ekleme yapayım. Komedi, zevkler ve renklerin tartışılmasının çok zor olduğu bir alan, ama ben filmi sevdim.

"İçimdeki Ses"in yönetmenliğini, Çağrı Bayrak yapıyor.