Ahmet Hakan'a yapılan saldırı...

Bir siyasi kriz ortamındayız. Seçimler yaklaşırken gerilimin daha da artmaması için, acilen bazı adımların atılması gerekiyor.

Ahmet Hakan'a yapılan saldırı bütün gazetecilere, düşünce ve basın özgürlüğüne yapılmış bir saldırıdır. Gazeteci meslektaşım Ahmet Hakan'a geçmiş olsun diyor, acil şifalar diliyorum.

Saldırganların kim oldukları ve hangi motifle harekete geçtiklerinden/geçirildiklerinden daha önemli olan, son dönemde Türkiye'de gazetecilere karşı yaratılan hava.

7 Haziran'dan bu yana, ülkedeki ruh hali normal değil. Suruç katliamıyla başlayan, PKK'nın saldırıları tırmandırmasıyla yükselen bir gerilim ve kriz ortamının esiri haline geldik.

Güneydoğu'da çatışmalar yaygınlaşırken, çocuklarımız hayatlarını kaybederken, medya da doğal olarak bu tırmanıştan etkileniyor. Gazete sahipleri kurşunlanıyor, gazete binaları basılıp camlar indiriliyor, gazete sahipleri tehdit ediliyor.  Köşelerden, TV ekranlarından, sosyal medyadan yükselen saldırgan ifadeler birbirini izliyor. Dil, üslup ve anlayış klişeleşiyor, basitleşiyor.  

Seçimlere bir ay kaldı. Güneydoğu'nun bazı kentlerinin bazı mahalle ve köylerinde sandık güvenliğinin tehdit altında olduğunu düşünen valilikler, sandıkların daha güvenli yerlere taşınmasını  seçim kurullarından istiyorlar. HDP bunu gerekçe göstererek seçimlerden çekilebileceğine ilişkin mesajlar veriyor.

KRİZİ DOĞRUDAN YÖNETMEK

Bir siyasi kriz ortamındayız. Seçimler yaklaşırken gerilimin daha da artmaması için, acilen bazı adımların atılması gerekiyor.

7 Haziran'ın ardından özellikle AK Parti ile CHP arasında yürütülen koalisyon görüşmeleri sırasında, iki parti arasında  sınırlı da olsa olumlu bir diyalog oluşmuştu. Bu, toplumsal kutuplaşmayı azaltabilecek özenli ve vizyonlu bir iklimin gelişmesi adına bir fırsat olabilirdi.

Koalisyona taraflar hazır olmadığı için sonuç alınamadı. Büyük çaplı bir uzlaşma adımının atılmasına çok ihtiyacımız olduğunu  her geçen gün daha net bir şekilde görüyoruz. Kutuplaştırıcı, kibirli ve tehdit edici dil, toplum üzerinde olumsuz etkiler yaptığı gibi, siyaseti de geriyor.

"Sinek gibi ezeceğiz", "hayatını bize borçlusun" gibi sözlerle hedef alınan bir gazeteci meslektaşımız saldırıya uğradı. Bir başka gazetenin sahibi çapraz ateş altında ölümden döndü.

HERKES ZARAR GÖRÜYOR

İlk yapılması gereken, sakin ve saldırganlıktan uzak bir ortama dönmemiz gerçeği üzerinde mutabık kalmak. Çatışma ve kavgayı aşmanın yollarını hep birlikte aramak...

Gazeteler gazete olmaktan, TV'ler TV olmaktan çıkarak birer savaş makinesine dönüşebiliyor. TV ekranlarından sürekli tehditler dinlediğimiz, yalanın sıradanlaştığı, şiddetin normalleştiği günlerden geçiyoruz.

Siyasi rekabet, daha fazla nasıl oy alabilirim hesapları, ortamın daha da gerilmesine neden olabilir. Özellikle Güneydoğu'da tırmanan şiddet, normal bir seçimi imkansızlaştırabilir. Şimdiden bile bazı yörelerde sandık güvenliğinin tehdit altında olduğu yerel yöneticiler tarafından belirtiliyor.

ÖZENLİ BİR DİL VE TUTUM DEĞİŞİKLİĞİ

Medyanın özellikle ağır bir sorumluluğu ve zor bir konumu var. Kutuplaşmaya zorlanıyoruz. İktidar kavgalarının rüzgarı, yazı hayatımızı olumsuz yönde etkiliyor. Medya köşelerine egemen olmaya başlayan tehditkar ve yıkıcı ruh halinin, artık son bulması gerekiyor. Daha yapıcı, daha olumlu, daha yenilikçi, özeleştiriye daha açık bir düşünce şekline ihtiyaç var.

Öncelikle Cumhurbaşkanı ve çevresinden başlaması, diğer toplumsal ve siyasi kesimleri de kapsaması gereken bir tavır ve dil değişikliğine ihtiyaç hissettiğimiz günlerden geçiyoruz.

Siyasi partiler arasındaki kopukluğu ve toplumsal gruplar arasındaki gerilimi aşabilmek adına, yeni bir diyalog ortamının kurulmasına acilen ihtiyaç var. Farklı bir dil, farklı bir ufuk, farklı bir cesaret mümkün olabilmeli.