Ahmet Türk'ün elini güçlendirmek

Ahmet Türk, Kürt sorununun çözümünde Kürt tarafının en etkili isimlerinden birisi. Ahmet Türk'ün, önceki gün Hakkâri Çukurca'da mayın patlatılmasının ardından...

Ahmet Türk, Kürt sorununun çözümünde Kürt tarafının en etkili isimlerinden birisi. Ahmet Türk’ün, önceki gün Hakkâri Çukurca’da mayın patlatılmasının ardından altı askerin yaşamını yitirmesi üzerine söylediği ‘silahsız çözüm isteyen elini tetikten çeksin’ çağrısı yeni bir gelişmeye işaret ediyor.
Bu açıklamayı, Kürtler içinde PKK’ya etkileyebilecek yeni bir inisiyatif olarak değerlendirmek gerekiyor. PKK ile DTP arasındaki ilişki eğer doğru ele alınabilirse, PKK’nın silahsızlandırması ve dağdan indirilmesi için bir imkâna dönüşebilir. DTP’den PKK’ya yönelik bir basıncın oluşması diğer basınçlardan daha etkili sonuçlar verebilir.
Bunu neden söylüyorum. Çünkü şimdiye kadar DTP dahil bu geleneğin yasallaşma, legalleşme çabaları hep ‘bunların PKK’yla ilişkisi var’ gerekçesiyle engellendi. Partiler kapatıldı, yöneticiler tutuklandı. Dokunulmazlıklar kaldırıldı.
DTP’nin PKK’ya düşman bir dille konuşması mümkün değildir. Dayandıkları kitle bakımından mümkün değildir, temsil ettikleri misyon bakımından mümkün değildir. Ancak DTP, PKK’yı eleştirebilir, üzerinde silahları bırakması için bir basınç oluşturabilir.
Bunun oluşabilmesi, DTP’nin sesini yükseltebilmesi ise Türkiye’yi yöneten iradenin, medyanın tutumuna epeyce bağlıdır. DTP’yi PKK tabanıyla olan akrabalığı nedeniyle ‘yok edilmesi gereken bir güç’ olarak görürseniz; DTP’lilere baskı yapıp onların yasal alandaki hareket kabiliyetlerini sınırlandırırsanız, DTP’yi güçsüzleştirirseniz, onların çözüme olan katkılarını sıfıra inderebilirsiniz.
Ahmet Türk çizgisinin Kürt hareketi içinde özel bir yeri vardır. Ahmet Türk ve onunla aynı safta duranların temsil ettiği siyasi çizgi; Kürtlerin yasal alanda tutunma çabasının, meşrulaşma ve yasal alanı güçlendirme çabasının ifadesidir. Bu çizginin Kürtler içinde etkili olabilmesinin yolu, Ankara’dan geçiyor.
Ankara, DTP’yi çözümde bir imkân olarak mı görüyor, yahut yok edilmesi gereken bir rakip olarak mı? Başbakan seçim öncesi DTP’yi Güneydoğu yenmek, hatta tamamen saf dışı bırakabilmek amacıyla bir strateji kurdu. Bu strateji seçim dönemi için anlaşılabilir kabul edilse bile, bölge gerçekleriyle örtüşmüyordu. 29 Mart seçimleri bu çizginin gerçekçi olmadığını kanıtladı.
Seçimlerde yenilgiye uğrayan bu anlayış, şimdi karşımıza yargı uygulaması olarak çıkıyor. ‘DTP’nin içinde PKK var’ diye başlatılan operasyonlarda onlarca DTP yöneticisi, sendikacı tutuklandı. Sürece jandarmanın aktif olarak katılması kafalardaki soru işaretlerini artırıcı nitelikte.
***
Böyle bir ortamda Ahmet Türk ‘barışçı çözüm’ konusunda ne derece etkili olabilir? Unutmayalım DTP milletvekili Fatma Kurtulan’ın eşi dağda eli silahlı bir PKK militanı. Bu tablo bölgenin reddedilemez bir gerçeği. Bu gerçeği yok sayarak, bölgede çözüm üretilemez. Aslında bu akrabalık, bir çözüm imkanına da dönüştürülebilir, bir çözümsüzlük haline de getirilebilir.
Çözüm imkânı şudur: DTP, PKK’nın dağdan indirilmesi için en önemli tutamak olarak kullanılabilir. Yasal alanda özgürce hareket eden bir DTP, Kürt kimliğinin de önde gelen
temsilcisi olarak PKK üzerinde olumlu anlamda bir potansiyel güç haline gelebilir.
Ahmet Türk’ün sözleri Kürtler üzerinde de, PKK üzerinde de çok etkili olmuştur. Ahmet Türk, bu konunun çözümündeki en önemli aktörlerden birisi olarak görülmelidir, çünkü öyledir.
Türkiye’yi yöneten irade bunu ne kadar anlıyor: Örneğin Başbakan hâlâ DTP’yi yok saymayı ne kadar sürdürecek? Genelkurmay, DTP nedeniyle Meclis’i boykot etmeye ne zamana kadar devam edecek?
***
Kürt sorununun çözümünde olumlu bir noktaya doğru ilerlediğimiz bir gerçek. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün gayretleri ve açıklamaları yeni bir durumu ifade ediyor. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın son günlerde ortaya koyduğu olumlu tutum, devlet kurumlarında değişen üslup iyiye işaret.
Tabii hepsinden önemlisi Kürtler içinde oluşan yeni eğilim. Ahmet Türk’ün çıkışı. Ahmet Türk’ün elinin güçlenmesi.
Burada öncelikli görev Türkiye’ye egemen olan iradeye düşüyor.