AK Parti dahil her şey değişecek...

Önümüzde elbette uzun vadeli, ama kısa vadede de hayatımızı birçok yönden etkileyebilecek bir süreç var.

Türkiye’yi düne kadar yönetmiş elit kesimin geleneksel korkularından birisi, Kürt sorununun çözüme ulaşmasıdır. Çatışma ve gerginlik ortamı, militarizmin ve milliyetçiliğin her zaman ana besin kaynağı oldu. Silahların patlaması, çatışmanın sürmesi; ‘iç ve dış tehdit’ üzerinden kendisini var eden ‘güvenlikçi örgütlenme’nin temelini oluşturdu.

Bir kesim daha var ki; bunlar, iktidardan pay almamakla birlikte, eski elitlerin çevresinde veya onların etki alanı içinde olanlar. Bu ‘ikincil’ sayılabilecek kesimlerde, son dönemde, “AKP bu işi de çözerse artık hiç kurtulamayız” korkusu var. AK Parti iktidarını bir kâbus olarak algılayanlar, ‘sürecin raydan çıkmasını’ canı gönülden arzu ediyorlar.

Elitlerin düzenle olan ilişkisiyle çeperdekilerin ilişkisi elbette farklı. Çeperdekiler, iktidardan hiçbir dönemde doğrudan pay almadılar. Dolayısıyla onların barış ve çözüme iknası, eski elitlerin ikna edilmesinden daha mümkün. Bu ‘iki boyutlu toplumsal katman’ın (elitler ve onların etki alanı içindekiler) büyük bir ağırlığı CHP’ye oy veriyor. CHP’nin ‘ikili yaklaşımı’nı bu bağlamda anlamaya çalışabiliriz.

Çeperdeki Batılı Türk, ‘çatışma’nın kendisine bir hayrının olmadığını (olumsuz propaganda, durumu net şekilde analiz etmesine engel olsa da) az çok hissedebiliyor. Sonuçta, çatışma, ülke ekonomisini allak bullak ediyor, toplumsal psikolojiyi bozuyor, demokrasinin derinleşmesini engelliyor.

Çözümün derin anlamı

Kürt sorununun ‘çözülmesi’ halinde, sorunun kendisini çok aşan kalıcılık ve derinlikte sonuçlar oluşacak: Kürt tarafında da Türk tarafında da şu an değişmesi imkânsız görünen paradigmalar kısa sürede altüst olabilir. Çözüm ve müzakere süreci, buna katılan tarafları, zaman içinde, her açıdan değiştirip dönüştürmeye aday bir süreç.

Kürt’ün hakkının hukukunun sağlanmasını kabule doğru ilerleyen yeni bir zihniyet demek; Türkiye’nin siyasi, kültürel, hukuki, anayasal yapısının değişmesi, insan ilişkilerinin ve toplumsal bağların her anlamda yeniden biçimlenmesi demektir.

Yeni bir Türkiye

Anayasa değişecek, eğitimin mantığı değişecek, millet kavramı değişime uğrayacak, Ceza Kanunu değişecek, ‘merkezcilik’ yerine yerelliğin öne çıktığı yeni bir yapılanmaya terk edecek. Siyasi Partiler Kanunu, Seçim Kanunu değişecek...

Partilerin iç yapısı ve siyasi kültür belki de ilk kez köklü bir değişimden geçecek. AK Parti de değişecek, CHP de BDP de MHP de...

Bunlar size hayal gibi gelebilir. Bütün bu değişim süreci yarın kesintiye de uğrayabilir. Ancak süreç doğru yönetilebilir ve doğru temeller üzerinde bir yapılanma içine girilebilirse Türkiye’nin önünde yeni kapıların açılacağı bir gerçek. Tabii böyle bir dönüşümün sonrasında kendimizi şu an öngörülmesi kolay olmayan yeni soruların, yeni kimliklerin, yeni sentezlerin ve yeni kırılmaların karşısında da bulabiliriz.

Bütün bunların zorluk derecesine, neyin ne kadar zaman alabileceğine dair farklı görüşler öne sürülebilir. Her şeyin ancak Türkiye’nin birikimiyle doğru orantılı şekilde gelişebileceğini unutmamak gerekiyor.

Kürt meselesinin demokrasi ve hak eşitliği içinde çözümüne yaklaşabildiğimiz oranda, daha parlak bir modelden, dünyada daha hissedilebilir düzeyde etkisi olan bir ülkeden söz edebilir hale geleceğiz. Önümüzde elbette uzun vadeli, ama kısa vadede de hayatımızı birçok yönden etkileyebilecek bir süreç var.

‘Çözüm’ün anlamını ve oluşturabileceği sonuçların derinliğini böyle bir arkaplanla değerlendirmekte yarar var...