AK Parti yüksek oy alırsa...

Yerel seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte hangi partinin ne kadar oy alacağı, hangi şehirleri hangi partinin kazanacağı konusu da önem kazanıyor.

Yerel seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte hangi partinin ne kadar oy alacağı, hangi şehirleri hangi partinin kazanacağı konusu da önem kazanıyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan olağanüstü bir enerjiyle şehir şehir dolaşıyor.
AK Parti mitingleri canlı ve kalabalık geçiyor. Muhalefet partileri ise seçim enerjisi açısından epeyce geriden geliyorlar.
Burada sorun, AKP’nin 22 Temmuz 2007 seçimlerinde aldığı oydan daha fazla oy alıp alamayacağı noktasında düğümleniyor. AKP daha az oy alırsa sorun olmaz. Sorun yüzde 46.7 oydan daha fazla oy alması halinde ortaya çıkacak. Böyle bir sonuç iktidar partisinin gücünü daha da pekiştirecek.
AK Parti’nin bu yükselişinde şüphesiz ki muhalefet partilerinin mecalsizliği, ufuksuzluğu, yeni gelişmeleri okuyamayan tutuculukları önemli bir rol oynuyor. Bunca iktidar yıpranmasına rağmen AK Parti’nin hâlâ halkın desteğini sağlayabilmesinin hikmeti nedir?
Burada sorun muhalefettir. Muhalefet partileri, ‘Soğuk Savaş’ döneminin temsilcileri gibi hareket ediyorlar. Dünya, Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla yeni bir döneme girdi. Uluslararasındaki sınırlar çok azaldı. Dünya birbirini çok yoğun olarak etkileyen ülkelerden oluşan bir köye dönüştü.
Türkiye’nin ‘Soğuk Savaş’ yıllarından devraldığı Kıbrıs sorunu, Yunanistan’la gerginlik, Kürt Sorunu, Ermeni tehciri, Avrupa Birliği’ne üyelik süreci gibi noktalarda büyük değişimler yaşandı. AK Parti, bu noktalarda çözüm daha yatkın bir çizgi izliyordu.
Muhalefet ise eski anlayışlarda direniyordu. Her konuda geçmişte tutucu siyasetler neyse onları inatla savunmaya devam ediyordu. Bu inat, dünya ve Türkiye gerçeğiyle çelişiyordu, çatışıyordu. Toplumun ihtiyaçlarına ters düşüyordu.  
***
AK Parti, iktidar gücünü 12 Eylül askeri darbesiyle birlikte oluşturulmuş siyasal ve yasal sistem üzerinden pekiştirdi. Her ne kadar kendileri bizzat 12 Eylül’cü kurumlardan Anayasa Mahkemesi’nin kapatma davasının hedefi olsa da, Genelkurmay Başkanlığı’nın 27 Nisan muhtırasıyla karşılaşsa da 12 Eylül’ün mirası olan Siyasi Partiler Kanunu, Seçim Kanunu, YÖK Kanunu gibi benzer kanunlara dayanarak iktidarlarını sağlamlaştırdılar.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın seçim meydanlarında yaptığı heyecanlı konuşmaları izliyorum. Bu heyecanın arkasında bir kendine güven de hissediliyor. Ancak, demokratik olmayan bir siyasal sistem içinde ‘kendine güven’ tehlikeli sonuçlar da doğurabilir.
Tek parti iktidarının, Türkiye gibi ülkelerde ‘tek adam’ yönetimine dönüşmesi tehlikesi vardır. Çünkü bütün siyasi ve yasal sistem ‘otoriter’ liderleri üretiyor. Benzer bir durumu AKP açısından da yaşadığımızı söyleyebiliriz.
***
Seçimlere yalnızca bir ay kaldı. Seçim günü yaklaştıkça liderlerin üsluplarının daha da sertleşmesi mümkün. Gelişmeler de bunu doğruluyor.
Burada sorun iktidarın gücüyle ilgili. AK Parti bu seçimleri de büyük bir üstünlükle tamamlayabilir. Buna kimse bir şey diyemez. Sonuç olarak yedi yıllık iktidarlarında halkın güvenini ve desteğini korumayı sürdürüyorlar diyebiliriz.
Muhalefetin de tabii ki bu durumdan dersler çıkarması, çağa uygun yeni siyasetler geliştirmesi gerekiyor.
Güçlü iktidar sorunlu iktidardır. Farklı sesleri duymaktan hoşlanmaz, elindeki büyük güçle itiraz edeni susturmayı tercih eder.
AK Partiyi böyle bir tehlike bekliyor.
Doğan Grubu’na yönelik ağır para cezasının, Başbakan’ın grubu hedef alan konuşmalarının ardından gelmesi de ‘iktidarın gücü’nün ne gibi sonuçlar yaratacağı konusundaki endişeleri artırıyor.
Türkiye garip bir ikilem içinde; tutucu ve gelişmeye kapalı gelecek vaat etmeyen bir muhalefet bloku, giderek iktidar gücünü pekiştiren bir siyasi parti.
Paradoksal bir durum...