AK Partililer DTP'nin kapatılmasını mı istiyor?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Anayasa Komisyonu Başkanı Prof.Dr. Burhan Kuzu, Ahmet Hakan'ın...

Türkiye Büyük Millet Meclisi Anayasa Komisyonu Başkanı Prof.Dr. Burhan Kuzu, Ahmet Hakan’ın CNN’deki ‘Tarafsız Bölge’ programına, elinde Herri Batasuna Partisi’nin kapatılması kararıyla gelmişti. Kuzu, bir anayasa hukukçusu olarak, büyük oranda, ‘hukuk DTP’nin kapatılmasını haklı gösteriyor’ şeklinde özetlenebilecek bir yaklaşım sergiledi.
Her ne kadar ‘parti kapatılması doğru değildir’ diye vurgular yapsa da, esas olarak ‘kapatılacak’ ana fikri etrafında dönen bir konuşma tarzı tutturdu.
Burhan Kuzu bu konuda tek değil. Son günlerde, başta Cemil Çiçek olmak üzere AK Parti camiasından bazı isimler, ellerinde “Herri Batasuna kararı”yla dolaşmaya başladılar. “Bakın Avrupa bile DTP gibi partileri kapatıyor, bizim Anayasa Mahkemesi haydi haydi kapatır” şeklinde son derece ‘yaratıcı’ ve ‘bilimsel’ bir ‘referans’la mı karşı karşıyayız yoksa?
Ne olursa olsun, başbakanın ve bazı bakanların ‘Biz partilerin kapatılmasından yana değiliz’
yönündeki vurgularını da göz ardı etmemek gerekiyor. Zaten, kendisi kapatma tehdidi altında bulunan bir partinin başkanının başka bir partinin kapatılmasını savunması, Türkiye gibi ironilerle dolu bir ülkede bile akıl ve mantık sınırlarını zorlayan bir ironi olurdu... AK Parti’nin DTP’nin kapatılması konusunda ikircikli bir tutum içinde olduğunu gözlemlemek mümkün. Cemil Çiçek gibi isimleri de içinde barındıran ‘şahinler kanadı’yla, parti içindeki daha ılımlı sayılabilecek olan isimler arasında gözle görülür bir eğilim farklılığı söz konusu.
AK Partililer DTP’nin kapatılmasından ne umabilirler? ‘Oy aritmetiği’ üzerine kurulu
birtakım planlar olabilir mi?
Son yerel seçimlerde AK Parti sadece Güneydoğu’da değil Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı Batı illerinde de büyük bir gerileme yaşadı. Adana ve Antalya Belediye Başkanlıklarının kaybedilmesinin asıl nedeninin bu kentlerdeki Kürtlerin desteklerini çekmesi olduğu yönünde değerlendirmeler var.
“Eğer DTP kapatılırsa ve genel seçimlere katılamazsa Kürt oyları (nasıl olsa CHP ve MHP’ye de gitmeyeceğine göre) bize gelir” şeklinde bir analiz yapılıyor belki de. Eğer böyle düşünüyorlarsa, çok tehlikeli bir oyun oynuyorlar. DTP’nin kapatılması durumunda oluşacak olan ortam, ‘açılım’ sürecini tamamen kilitlendiği ve belirsizleştiği bir süreci beraberinde getirecek. AK Partililerin böylesine riskli bir oyunun içine girmeyecek kadar sağduyu sahibi olduklarına inanmak istiyorum. Ancak insan yine de şaşırmadan edemiyor: Neden bu ortamda Anayasa Mahkemesi bu davayı gündeme getirdi? Haşim Kılıç, neden gündeme DTP’nin kapatılması davasını aldı?
***
Çok daha ilginç olansa, AK Partililerin ‘Herri Batasuna kararı’na aniden büyük bir güvenle
sarılmış olmaları. Avrupa’da son yıllarda sadece bir tane kapatma kararı var; bu kararın özel olarak bulunup gündeme getiriliyor olması elbette ki orjinal. Örneğin İngiltere’de Sinn Fein Partisi hakkında verilmeyen kapatma kararlarının ve açılmayan davaların gerekçeleri, Türkiye’nin resmi devlet ideolojisinin ilgisini çekmiyor.
‘Herri Batasuna kararı’nın verilmiş olduğu İspanya’da 17 özerk bölge bulunuyor. Bu bölgelerdeki değişik etnik ve kültürel gruplar kendi meclislerini seçiyor, kendi emniyet örgütlerini kuruyor, kendi dillerinde eğitim yapıyor, kendi bütçelerini kendileri hazırlıyorlar. Bask yöresi İspanya’nın en zengin yörelerinden birisi. Bask azınlığı her türlü ‘kimlik hakkı’nı olabilecek en ileri düzeyde elde etmiş durumda. Kürtlere oradaki hakların onda biri
bile verilmemişken Kürtlerin partisini (İspanya’daki
bir kararı da gerekçe göstererek) kapatmaya kalkışmak, ‘Türk siyaset kültürü’nü çok güzel
şekilde özetleyen bir çifte standart.
Barcelona’nın başkentini oluşturduğu Katalanya’daki üniversitelerde de, asıl olarak İspanyolca değil Katalanca eğitim yapılıyor. İspanya Başbakanı Zapatero’nun Barcelona’da Katalanlara geçen yıl yaptığı konuşmadaki, “Sizin ayrı bir millet olduğunuzu kabul ediyorum” açıklaması, İspanyol hükümetinin kültürel farklılıklar konusundaki tutumunun özeti olarak değerlendirilebilir.
İspanyol siyasetinin yakın tarihine aniden çok yoğun bir ilgi duymaya başlamış olan kişilerin topladıkları verileri bu gerçekleri de göz önünde bulunduracak şekilde zenginleştirmelerinde yarar olacağı kanaatindeyim. Avrupa’da uzun yıllar boyunca kapatılmış olan tek partiden ötürü heyecana kapılan ‘araştırmacı kişilik’lerin, Avrupa’daki (ve özellikle de İspanya’daki) değişik etnik grupların kazandıkları hakları tarafsız bir gözle incelemeye çalışmalarında yarar var... Ne olursa olsun, resmi devlet ideolojisinin İspanyol kültürüne olan bu ani merakının
sonucundan neler doğacağını merak ediyorum.