AK Parti'nin sekiz yılı

Türkiye yedi yıldır AK Parti'nin tek parti iktidarını yaşıyor. Sancılarla, gerginliklerle dolu, taşların sürekli yerinden oynadığı bir dönemden geçmekte olduğumuz konusunda hemen herkes hemfikir.

Türkiye yedi yıldır AK Parti’nin tek parti iktidarını yaşıyor.   Sancılarla, gerginliklerle dolu, taşların sürekli yerinden oynadığı bir dönemden geçmekte olduğumuz konusunda hemen herkes hemfikir.
Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Özden Örnek’in günlüklerinde de yer alan ve Ergenekon davasıyla resmi olarak sorgulanmaya başlayan darbe girişimleri, AK Parti iktidarı döneminde gerçekleşti. Türkiye AB üyelik müzakerelerine yine bu partinin iktidar döneminde başladı.
Bu partinin tek başına iktidarda olduğu dönemde onun hakkında kapatma davası açıldı ve kapatma kararı direkten döndü. Bu partinin tek başına iktidarda olduğu dönemde, partinin lideri Erdoğan’ın milletvekili olması yargı kararıyla önlendi, daha sonra yapılan bir anayasa değişikliği ile bu anormal durum ortadan kaldırıldı, mizansen olarak tanımlayabileceğimiz bir araseçimle Erdoğan milletvekili seçildi ve Başbakan olabildi. AK Parti’nin iktidarda olduğu dönemin, demokrasinin işleyiş mantığı açısından tam anlamıyla bir anormallikler dönemi olarak geçtiğini söylemek mümkün. Ama bu anormallikler, aynı zamanda normalliğin doğum sancılarını içinde barındırıyorlar.
Ak Parti, devleti bugüne kadar yönetmiş olan merkezi iktidar blokunun benimsemediği, kendilerine rağmen iktidar olmuş bir  siyasi partiydi. Cumhurbaşkanlığı seçimi gündeme gelince bu güçler, “Başbakanlık onlara gitti, Cumhurbaşkanlığı verilemez” kararlılığıyla sürece müdahale ettiler. Asker de bu amaçla bildiri yayımlandı, Abdullah Gül’ü Cumhurbaşkanı olarak görmek istemediklerini ifade etti.
22 Temmuz 2007 seçimi, AK Parti açısından bir kader seçimi oldu. Halkın desteğinin arkalarında olduğunu kanıtlama şansı buldular. Bunun üzerine merkezi devlet güçleri tarafından kapatma davası devreye sokuldu. Türkiye bir krizin eşiğinden döndü. Anayasa Mahkemesi’nin kapatma talebini reddederken oluşturduğu ‘irticai eylemlerin odağı olma’ yargısı, AK Parti’nin hâlâ kapatılma tehdidi altında olmasına yol açıyor.
* * *
Ak Parti iktidarının yedi yılını ‘normalleşme’ kavramı altında özetlemeyi deneyebiliriz. Nedir normalleşme? İktidarların seçimle gelip seçimle gitmesi. Ülkemizin son 60 yılı antidemokratik müdahalelerin gölgesinde geçti. Bu müdahalenin 3.5’u askeri darbeydi, ama askeri olmayan müdahaleler de son derece ağır sonuçlar doğurdular.
Türkiye’ye egemen olan İstanbul büyük burjuvazisi, asker, yargı, bürokratik elitler yanlarına büyük medyayı da alarak ülkemizin son 60 yılına damgalarını vurdular. Bu egemen grubun kapsama alanı dışına çıkan hükümetler, partiler kapatıldı, susturuldu. DP 27 Mayıs’la, AP 12 Mart’la ve 12 Eylül’le, Refahyol 28 Şubat’la devrildiler. Bunların dışında medyanın, askerin ve yargının müdahalesiyle hükümetler yıkıldı, hükümetler kuruldu.
AK Parti iktidarı, bu geleneksel iktidar blokunu en çok rahatsız eden oluşumlardan biri oldu. Bununla birlikte, iç ve dış koşullarda önemli sinyaller ve değişimler söz konusuydu.
İçerde toplum AK Parti’ye destek olmaya devam ediyordu. 27 Nisan askeri bildirisinin ardından yapılan seçimlerde halkın sergilediği tutum, dengeleri sarsmış ve egemen güçlere darbe vurmuştu. Dünyada da askeri darbelerin desteklendiği dönem sona erme eğilimine girmişti. Obama’nın başkan seçilmesi, bu konudaki değişimi daha da köklü hale getirdi.
AK Partinin yedi yıllık iktidar dönemi, 60 yıllık çok partili rejim denemesindeki en kritik eşiklerden birisinin aşılma dönemi oldu. Geleneksel iktidar eliti, bu dönemde birçok hamle yaptı. Ancak geçmişteki dönemlerden farklı olarak başarı sağlanamadı.
“Bu iktidar kavgasının bitmesi sonucunda Türkiye normal demokratik rejimlerdeki istikrara kavuştu mu” diye sorulması durumunda, net bir evetle cevap vermek zor. Geleneksel iktidar odakları, direnişlerini, gerileyerek de olsa sürdürüyorlar. Bundan sonra da sürdüreceklerinin işaretini veriyorlar. Ergenekon davası bu hesaplaşmanın en büyük muharebe alanı olma özelliğini sürdürüyor. Kürt sorununun çözümü de, hesaplaşmanın en ateşli alanlarından birini oluşturuyor.
* * *
AK Parti, Türkiye’nin demokratikleşme serüveninde asıl olarak olumlu bir işlev yerine getirdi, getirmeye devam ediyor. Tabii, onun böyle bir işlevi üstleniyor olması, tam anlamıyla demokratik bir güç olduğu ya da tam anlamıyla demokrasiyi içine sindirdiği gibi anlamlara gelmiyor. AK Parti, hassas olduğu bazı alanlarda çok demokratik bir imaj verebilmesine rağmen, diğer bir çok alanda otoriter bir portre çizmeye devam ediyor. Seçim Kanunu, Siyasi Partiler Kanunu gibi birçok kanun hâlâ yürürlükte. AK Parti bunlardan yararlanmayı sürdürüyor ve herhangi bir rahatsızlık duyduğu izlenimini vermiyor. AK Partililer örneğin RTÜK, YÖK gibi kurumların kendilerinin denetimine geçmesinden ötürü memnunlar ve bu kurumların otoriter özüne ilişkin büyük bir rahatsızlık içinde olduklarından söz etmek zor.Tek parti iktidarının olanaklarını daha cok kendi çevrelerinde oluşmakta ve gelişmekte olan burjuvazi için kullandıklarını gözlemleyebiliyoruz. İhaleler, olanaklar kendi çevrelerine gidiyor.
Ne olursa olsun, bütün bu yedi yılın asıl belirleyici yönü, ülke demokrasisinin “normalleşme” arayışıydı. Epeyce mesafe alındığından söz etmek gerçekten de mümkün.