'Alevi Önraporu'ndaki sorunlar

Lafı eğip bükmeden söyleyeyim: Alevi Çalıştaylarının devletle Aleviler arasındaki...

Lafı eğip bükmeden söyleyeyim: Alevi Çalıştaylarının devletle Aleviler arasındaki ilişkiler açısından büyük bir atılım olduğunu düşünüyorum. Devlet, Alevileri tanıdığını ve onların taleplerini dikkate alacağını, bu Çalıştaylar sırasında şimdiye kadar hiç olmadığı kadar net bir şekilde göstermiş oldu. Bu toplantılar ve devletin yaklaşımı ülkemiz demokrasisi, din ve inanç özgürlüğünün sağlanması için bir kazanç. Devlet Bakanı Faruk Çelik, Çalıştayların Moderatörü Necdet Şubaşı ve yardımcısı Süleyman Bayraktar iyi niyetli ve soruna çözüm getirmek konusunda olumlu bir görüntü çizdiler.
Bu atılımı çok gecikmiş bir atılım olarak görebilirsiniz, devletin Alevileri tanımasının zaten ‘çok doğal’ bir zorunluluk olduğunu, bunun abartılmaması gerektiğini düşünebilirsiniz. Ama Türkiye gibi ülkelerde, bu kadar doğal olguların bile ancak çok dolambaçlı yollardan geçildikten sonra halledilebildiklerini unutmamakta yarar var.
Hepimiz başından beri, yaklaşık 1000 yıllık bir geçmişi olan ve devletin reddettiği, yok saydığı bu sorunun bu Çalıştaylarda çözülmesinin mümkün olmadığının farkındaydık. Çalıştaylar sırasında, Sünni kültürü, Sünni gelenekleri ve Sünni fıkhının bu sorunun çözümünde ciddi bir engel olarak karşımıza çıktığını da gördüm. Ne olursa olsun, son derece değerli bir başlangıç gerçekleştirilmiş durumda...
Sünni din adamlarının ve bu konuda yazılar yazan insanların bütün çabalarına rağmen, Sünni gelenek, hala, Alevileri bir inanç grubu olarak benimsemekte zorlanıyor. Onların yaklaşımına göre, Müslümanların cami ve mescit dışında bir ibadet yerleri yok. Bu yüzden kanunlardaki ‘ibadet yeri’ bölümlerine ‘cemevleri’ kelimesinin dahil edilmesini kabul etmiyorlar. Hatta cemevi kavramının varlığını bile kabul etmekte zorlandıklarından söz edilebilir. 
7. Çalıştay sırasında, bir Diyanet İşleri yetkilisi, çok samimi bir değerlendirme yaparak özetle şunları söyledi: “Biz Diyanetçilere göre bazı sorulara verilecek cevaplar çözüme yardımcı olmayabilir. Biz soruna belli bir dini anlayışla bakıyoruz. Ancak siyaset, dini bakışlarla sınırlı davranmak zorunda değildir. Çözümü siyaset üzerinden üretmek daha yararlı olur.”
***
Devlet Bakanlığı’nın ‘Alevi Çalıştayları Önraporu’nun toplantılardaki havayı büyük ölçüde yansıtmasına karşın, Diyanet’in de yer yer sözünü ettiğimiz önyargılara ve önkabullere esir düştüğü dikkat çekiyor. 
‘Cemevlerinin statüsü’ başlıklı bölümdeki şu ifadeler ilgi çekiciydi: “Ancak bu mekânların birer ibadethane olarak tanınlanması konusunda Alevi olmayan katılımcılar da kaygılarını ifade etmişlerdir. İslam içinde bir bölünmeye yolaçabileceği, çünkü her dinin ancak bir mabedi olabileceği vurgulanmış, bu durumda Alevilerin ibadethane vurgusu yapmaktan kaçınarak kendi bildiklerini uygulama konusunda devlet tarafından bilinen statüsü cemevleri ifadesiyle yetinmeleri gerektiği ifade edilmiştir.”
Bu görüş, Diyanet İşleri’nin, Sünni ulemanın ve yazarların görüşü. Onların ‘inanç haritaları’na göre, İslam’da cami dışında bir ibadet mekânı yok; böyle bir mekândan söz edilmesi bile, onlara göre ‘bölücülük’ anlamına geliyor...
Kısacası, o hiç yabancısı olmadığımız, geleneksel tekçi/dayatmacı anlayışı örneklendiren bir yaklaşımla karşı karşıya olduğumuz açık.
Eğer bir ülkede milyonlarca insan ibadet yeri olarak cemevlerini kabul ediyorsa, devletin onları resmen ‘ibadet yeri’ kabul etmemesi gibi bir şey söz konusu olamaz. Bu konunun belirlenmesinde başka bir mezhebin ulemasının görüşlerinin temel alınması, laikliğe de, insan hak ve özgürlüklerine de ters düşer.
‘Önrapor’un son sayfasında yer alan şu cümleleri büyük bir şanssızlık olarak görüyorum: ‘Mevzuatta doğacak sıkıntıları aşmak üzere ilgili kanuna bir ekleme yapılması önerilmiştir. Buna göre madde aşağıdaki şekillerde tanzim edilebilir: ‘Birer inanç ve erkan merkezi olarak değerlendirilen cemevleri de kanunlarda ibadethanelere tanınan bütün imkânlardan yararlanır’ veya ‘cemevlerine de aynı imkânlar sağlanır.’
Bu ifadeler, Sünni kabulleri temel alarak Alevileri mahkûm eden, bütün toplumsal değerleri Sünni temellere göre belirlemeye çalışan gelenekselleşmiş anti-demokratik bakış açısını yansıtıyorlar. Eğer Aleviler cemevlerini ibadethane olarak görüyorlarsa, bunu tartışmanın bir anlamı yoktur. Gerisi boş laftır.
***
Dedelik konusunda da sıkıntılar olduğunu biliyoruz. Şimdiye kadar Alevi örgütleri dedelik konusunu bir sivil etkinlik olarak kendi içlerinde çözdüler. Bazı Alevi grupları ise dedelerin devlet memuru statüsü içine alınmasına kadar gidecek bir çözüm istiyorlar. Alevilerin ezici çoğunluğu buna itiraz ediyor. Ben kendi adıma, dedelerin demokratik bir Türkiye ideali içinde sivilliklerini korumalarını yararlı görenlerdenim.
Çalıştayda şekillenen dikkat çekici bir yaklaşım da, bu girişimin Sivas’ın olaydan acı duyan bütün kesimleri (tabii Alevi olmayanları da) kapsayacak bir anlayışla yeniden düzenlenmesi yönündeydi...
Müze fikrinin, ‘tehlike üreten’ bir fikir olarak görülmesi, oldukça abartılı ve maksadını aşan bir yaklaşım. Bu konunun bütün ‘taraf’larının bu acı olayın anılacağı bir mekân yaratılmasından yana olduklarını göz önünde bulundurulduğunda, böyle bir fikrin ortaya atılmasını anlamlandırmak zorlaşıyor.
‘Zorunlu din dersleri’ konusunda da, hâlâ Diyanet’in baskın rolünün olduğunu gözlemlemek mümkün Din derslerinin onca tartışmaya rağmen sure ezberleme bölümleri içermeye devam etmesi, bu konudaki zorlukların ne boyutta olduğunu gözler önüne seriyor.
Tabii, bu konularda daha birçok tartışma yapılmasında, yeni ve yaratıcı fikirlere açık olunmasında yarar var.
Not: Bu değerlendirme burada bitmiyor. Fırsat oldukça sürdüreceğim.