Alevilerdeki farklılık ve hükümetin yaklaşımı (1)

Reha Çamuroğlu?nun düzenlediği ve Başbakan?ın destek verdiği ?Muharrem İftarı? bir açılımı ifade ediyor. Hükümetin ve AKP?nin Alevilere yönelik yaklaşımı yararlı ve gerekli bir adım olarak görülmelidir. Bu yaklaşım iyidir. Yararlıdır.

Reha Çamuroğlu’nun düzenlediği ve Başbakan’ın destek verdiği ‘Muharrem İftarı’ bir açılımı ifade ediyor. Hükümetin ve AKP’nin Alevilere yönelik yaklaşımı yararlı ve gerekli bir adım olarak görülmelidir. Bu yaklaşım iyidir. Yararlıdır.
Yüzyıllardan miras kalmış Alevi sorunu bir yaklaşımla halledilebilecek kadar kolay bir sorun değildir. Bu nedenle hükümetin ve Başbakanın attığı adımları dikkatle atması gerekiyor.
Feshane’de düzenlenen iftara katıldım. İzzettin Doğan’ın, Reha Çamuroğlu’nun ve Tayyip Erdoğan’ın konuşmalarını dinledim. İftara gelmeden önce de Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Ali Balkız’ı aradım. Bu iftara davetli olup olmadığını sordum. ‘Davetli değilim’ dedi. Davetli olsa gelir miydi sorusunu sormadım. Hacıbektaş Postnişini Veliyettin Ulusoy’un da davetli olmadığını sordum, o da davetli değildi.
Geçen yıl Ankara’da düzenlenen ve yine Reha Çamuroğlu’nun örgütlediği iftara da benzer isimler çağrılmamıştı. Ben bu soruyu yeni piyasaya çıkan ‘Aleviler’ kitabımı hazırlarken Çamuroğlu’na sormuştum. “Neden davet etmediniz?” “Bana düşkün diyen, AKP’yi düşman gören bir zihniyeti neden çağırayım ki” diye cevap vermişti.
Bu kez neden davet etmediğini sormadım. Benzer bir cevap alacağımı biliyorum. Geçen yıl bu iftarda bulunmayan İzzettin Doğan ve Fermani Altun bu kez davetliler arasındaydı. İzzettin Doğan aynı zamanda konuşmacıydı. Başbakan konuşması sırasında İzzettin Doğan’a yönelik saygılı ve övücü sözler söyledi.
İzzettin Doğan, konuşması sırasında Alevi dedelerinin özlük haklarından ve maaşlarından söz etti. Bu belki de konuşmasının en dikkat çekici yanıydı. Çünkü daha önce Başbakan ve ekibi onunla görüşmüşlerdi. İzzettin Doğan, dedelik kurumunun devletçe meşru hale getirilmesini ve dedelerin maaşa bağlanarak devlet görevlisi olarak kabul edilmesini istiyordu.
Hükümetin de bu konuda bazı adımlar atmaya hazırlandığı söylenebilir. Reha Çamuroğlu, dedeler ve maaş sorusuyla karşılaştığı zaman şöyle bir cevap vermişti “İstemeyen zorla devlet görevlisi yapılamaz ki!”
Çamuroğlu’nn bu sözü Aleviler arasında son dönemde belirginleşen bir ayrışmayı ifade ediyor. Ali Balkız’ın Genel Başkanı olduğu, Alevi sivil toplum kuruluşları diye tanımlanabilecek Alevi Bektaşi Federasyonu ve onun alt kuruluşları, dedelerin devlet tarafından maaşa bağlanmasından yana değiller. Bu görüşe Hacıbektaş Postnişini Veliyettin Ulusoy da katılıyor.
Tabii ayrılık bu konuyla sınırlı değil. Tahmin edilebileceği gibi bazı noktalarda Aleviler arasında değişik görüşler ve duruşlar söz konusu. Diyanetten Sorumlu Devlet Bakanı Sait Yazıcıoğlu ile bu konuları konuştuğumuzda, üzerinde dikkat çekilen noktalardan birisi Aleviler arasındaki ayrılıkları doğal karşıladıklarıydı. Yani bu ayrılıklar üzerinden siyaset üretilmeyecekti.
Devletin, geçmişte de yaptığı gibi, ‘devlete yakın’, ‘devlete uzak’ Aleviler üzerinden siyaset üretmesi akıllıca olmazdı. Bunu değişik zeminlerde dile getirenlerden birisi de benim. Feshanedeki iftardaki tablo, ister istemez şu sonucu doğurdu: AKP hükümeti, ya da Reha Çamuroğlu, çözümü kendileriyle daha kolay uzlaşabilecekler üzerinden aramak istiyor.
Gerçekten Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) ile AKP hükümetinin sorunun çözümü konusunda zorluklar yaşamaları söz konusu. Çünkü, ABF hükümete daha mesafeli duruyor. Kendi kitlesinin AKP konusundaki tepkisel duruşu onları da dikkatli davranmaya itiyor. Söylemleri sert. Ancak bir başka gerçek var ki ABF, aktif Alevi kitlesinin en yaygın örgütü. Hacıbektaş Postnişini de büyük ölçüde onlarla birlikte hareket ediyor. Geniş kitleleri harekete geçirebiliyorlar. Yurtdışında örgütlü Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu da onlarla aynı çizgide.
Hükümet eğer kolaya kaçar ve kendisiyle daha kolay anlaşmaya yatkın gruplarla sınırlı olarak bu konuyu çözmeye kalkarsa, veya sorunu böyle çözebileceğini sanırsa ‘attığı taş ürküttüğü kurbağaya değmez’ hali doğabilir.  
Ali Balkız, bir buçuk aydır Başbakan ve Cumhurbaşkanıyla görüşmek için başvuruda bulundukları ve şu ana kadar bir cevap alamadıklarını söylüyor.
İzzettin Doğan’la saatlerce görüşen Başbakan, acaba ABF’nin görüşme talebine neden cevap vermiyor?
Burada bir ayrımcı tutum mu söz konusu?
Öyleyse, ortada bir yanlışlık söz konusu demektir.
Hükümet, Aleviler içindeki farklılıklara karşı özenli bir tarafsızlık siyaseti izlemelidir. Yoksa, bugün çözüldüğü sanılan sorunlar, yarın büyüyerek daha içinden çıkılmaz hale gelebilir.
Tabii bu yazı burada bitmedi...
Devam edeceğiz...