Alinda Kraliçesi Ada

Alinda, muhteşem agorasıyla varlığını sürdüren ve ayakta kalan evleriyle, gördüğüm en etkili ören yerlerinden birisi. Alinda kentinin harabelerini gezerken Büyük İskender'i manevi oğlu olarak kabul eden bu kentin kraliçesi Ada'nın öyküsünü merakla dinledim.

Bodrum-Karpuzlu- Çine yolunu izleyerek, bölgenin tarihine doğru bir günlük yolculuk yaptık. Çine'de tarihi Köfteci Tahsin'in  dükkanında köftelerimizi yerken, yoğun bir günün ardından gördüklerimi öğrendiklerimi sizlerle paylaşmak istedim.

 

İlk durağımız Karpuzlu. Aydın ilinin küçük fakat tarihi bir ilçesi. Ününü Alinda antik kentinden alıyor. Alinda, muhteşem agorasıyla varlığını sürdüren ve ayakta kalan evleriyle, gördüğüm en etkili ören yerlerinden birisi.

 

Alinda kentinin harabelerini gezerken Büyük İskender'i manevi oğlu olarak kabul eden bu kentin kraliçesi Ada'nın öyküsünü merakla dinledim.

 

Karia Kraliçesi Ada

 

Alinda'nın bilinen öyküsü şöyle: Tamamen bir Karia yerleşimi olduğu kaydedilen Alinda hakkında  çok az şey biliniyor.

 

Şehirle ilgili tarihte ilk ve hemen hemen tek bilgimiz Mausolos’un kardeşi Kraliçe Ada ile ilişkilidir. İ.Ö. yaklaşık 340 yılında, kardeşi Piksodaros tarafından tahttan indirilen ve Alinda’ya sürülen Ada, burada saltanatını kısmen de olsa sürdürmeye devam etmişti. Tahtını tekrar ele geçirme fırsatını kollayan kraliçenin bu bekleyişi, çok uzun sürmedi. İ.Ö. 334 yılında Büyük İskender Karia’ya geldiğinde, Ada onu görmeye gitti. Alinda’yı kendisine teslim etmeyi ve erkek kardeşiyle savaşında yardım teklifinde bulundu. Ayrıca Büyük İskender'den evladı olmasını istedi.

 

Buna karşılık olarak da kaybettiği tahtını talep ediyordu. İskender, Alinda’yı ondan almayı reddetti ancak oğlu olma teklifini  memnuniyetle kabul etti. Daha sonra, Ada Halikarnassos'u (Bodrum) geri aldı ve İskender onu tüm Karia’nın kraliçesi  ilan etti.

 

Karia Kraliçesi Ada'nın bir dönem yaşadığı Alinda, tarihe direnen eserleriyle, bütün zarafetiyle, yüzlerce yıla meydan okuyor ve ayakta duruyor.

 

Marsias ve Çine çayı

 

Bu yöre efsanelerle dolu. Alinda'dan Çine'ye geçtik ve Çine çayının tarihine ilişkin Marsias'ın efsanesini dinledik: Tanrıça Athena, bu vadi içinde akan derenin kenarında dolaşıp kaval çalarken sudaki aksini görür. Yanaklarının şişkin olduğunu fark edince, çirkin görüntüsüne sinirlenir ve elindeki kavalı fırlatıp atar. Kavalı Marsias bulur ve çalmaya başlar. Öyle güzel çalar ki ünü her yere yayılır. Müzikte kendisini rakipsiz gören Tanrı Apollon'a kafa tutacak kadar yeteneğini geliştirir. Apollon bunun üzerine Marsias’ı yarışmaya davet eder. Rivayet odur ki, Marsias kavalı daha güzel çaldığı halde yenik ilan edilir. Buna rağmen Apollon'un öfkesi dinmez ve Marsias’ın derisini yüzdürür. Sonradan yaptığına pişman olur. Marsias’ın bedenini ırmağa dönüştürür. İşte antik adıyla Marsias, bugünkü adıyla Çine Çayı efsaneye göre böyle ortaya çıkar.

 

Çine köftesi

 

Dedim ya  Çine bir efsaneler kenti. Çine'deki çağdaş efsanelerden birisi de Çine köftesi. Bu öykünün geçmişi de şöyle:

Çine köftesini merhum Tahsin Işık ve babası 1900’lü yılların başında yoğururlar. Değişik bir tat yaratabilmek amacıyla  uzunca ve zahmetli denemeler yaparak, bugünkü Çine köftesini oluştururlar. İlk köfte lokantası 1930'da açılır.

 

Tahsin usta bu lezzetin sırrını saklamış, yalnızca yakınlarıyla paylaşmış. Halen bu köftenin şehirde yapılışını bilenler 50’yi geçmiyormuş.

 

İşte böyle. Türkiye yeni bir hükümet kurmaya hazırlanırken, gündelik siyasi gerilimlerin dışında, Ege'nin insanı büyüleyen tarihi içinde küçük bir yolculuk yaptık.

 

Ruhuma iyi geldi.