Almanya'dan, bir Kürt'ten mektup

Bir çözüm umudunun doğmuş olmasını toplumun önemli bir kesimi dikkatle izliyor, bu pranganın ülkemizin ayaklarından sökülüp çıkarılması için yapılanları umutla, sempatiyle...

Bir çözüm umudunun doğmuş olmasını toplumun önemli bir kesimi dikkatle izliyor, bu pranganın ülkemizin ayaklarından sökülüp çıkarılması için yapılanları umutla, sempatiyle karşılıyor, sürece destek vermek istiyor. Umuyoruz ki, muhalefet partileri de böylesine tarihi bir dönemeçte, bir tarihi sıçrama olanağının yakalandığı koşullarda, geçmiş alışkanlıklarından farklı olarak, siyasi çekişmeleri bir yana bırakırlar, umudun gelişmesine ortak olurlar.
Komşum Mehmet, Ankara’ya ‘Çalıştay’a giderken küçük bir not hazırlamıştı. Bu notu İçişleri Bakanı’na ulaştırmamı istemişti. Ben de Mehmet’in notunu toplantıda okudum ve sıradan bir Kürt yurttaşının duygularını ifade eden düşünceleri katılımcılarla paylaştım.
Mehmet taleplerini şöyle sıralamıştı: “Ben bir Kürt yurttaş olarak, Türkiye’de her yurttaşın sahip olduğu hakları istiyorum. Benim bir anadilim var. Anadilimin korunmasını, yaşamasını istiyorum. Benim de hakkımı koruyan yeni bir anayasa istiyorum. Operasyonların durdurulmasını istiyorum. Artık insanlar ölmesin, barış gelsin istiyorum. Ayrımcılık istemiyorum, farklılık istemiyorum. Bu vesileyle sizi saygıyla selamlıyorum. Mehmet Dursun.”   
Mehmet yıllar önce yaşadığı bir hikâyeyi de anlattı bu arada. Adaya ilk geldiği günlerde, henüz Türkçe’yi doğru dürüst konuşamadığı dönemde, bir yakınıyla Kürtçe konuştuğu için bir adalı tarafından ihbar edilmişti. Bunun üzerine karakola götürülmüş, polisler tarafından bir daha Kürtçe’yi sokakta konuşmaması için ‘kibar’ bir şekilde uyarılmış, korkutulmuştu.
‘Ne ayrımcılık yapılıyor ki’ diye garip sorular soranların, komşuları Kürtlerle konuşmalarını öneririm. İlginç öyküler dinlemeleri mümkündür.
***
Önümde Almanya’dan, Kürt asıllı bir Alman vatandaşı tarafından gönderilmiş bir mektup duruyor. Kürtler içindeki genel eğilimi yansıttığını düşündüğüm bu mektubu sizinle paylaşmak istiyorum.
“Ben A. B. Almanya’da yaşayan Midyatlı Kürt’üm. 35 yaşındayım. Almanya’da elektronik eğitimi gördüm. Şu an bir boya üreticisi firmanın genel müdürlüğünü yapıyorum. Eşim Türk. 2 çocuk sahibiyim.
Size yazmamın sebebi, siz ve sizin gibi değerli arkadaşların yaptıkları ve yapmak istediklerine olan sonsuz saygımdandır. Tabii ki en önemli sebep şu anda ülkemizin geçmekte olduğu çok hassas süreçte, sizin gibilerin kesinlikle bu süreçte büyük bir etkisi olabileceğinden emin olduğum içindir.
Ne olursunuz bu yazımı ciddiye alın. Ben Avrupa’da yaşayan Kürt asıllı bir Alman vatandaşı olarak, kesinlikle şu güzelim Türkiyemizin heba olmasını ve insanlarımızın birbirine karşı kin ve nefret gütmesini istemiyorum. Bu duruma artık tahammülümüz kalmadı. Ben bir insan olarak üzerime düşen neyse her türlü olumlu katkıya hazırım.
Bulunduğum konum itibariyle değişik Alman işadamları ve yardım kuruluşlarıyla ve sosyal içerikli tüm partilerle olumlu ilişkilerim var. Herhangi bir legal veya illegal kuruluşa üye değilim. Prensipte olmadım ki her insana eşit mesafede bulunayım. Bu fırsatı sosyal imkanlarımı, gerektiğinde kullanmaya hazırım. Şu anki Kürt ve Türk sorununun Türkiye içerisinde çözümü açısından gereğini yaptığınızdan eminim. Ne olursunuz bir tarih yazınız . İleride tarih kitaplarında senelerce süren kirli bir savaşı sona erdirenlerin listesinde yer alınız. Ben de yer almaya hazırım.
Aslında gün bugündür .
Nasıl ki Kurtuluş Savaşı’nda insanlar tek amaç için bir araya gelip aralarındaki husumeti bir kenara bıraktılarsa şu anda da aynı süreç başlamıştır.
Demokratıyla, milliyetçisiyle, solcusuyla, sağcısıyla, dincisiyle, Kürtçüsü, Türkçüsü, Alevi’si, Sünni’siyle tek amaç için, insanlık paydası altında birleşerek, ülkemiz ve insanlarımız için doğan bu tarihi fırsatı değerlendirip, ülkemizi bağımsızlaştırabiliriz. İnsanımızı, Avrupa insanlarının medeniyetine yükseltebiliriz.
Biz de artık özgür olabiliriz .
Bu kirli savaş hiç kimseye ne Kürt, ne de Türk’e bir fayda sağlamamıştır. Sadece paramızın kaybolmasına insanlığımızın kinle, kanla lekelenmesine sebep olmuştur. Madem hep başkaları bizi kullanıyor diyoruz, şimdi biz kendi meselemizi aramızda kardeşçe halledip başkalarının bizi kullanmasına son verelim.
Bir politikacı olarak değil, ne olursunuz bir insan olarak düşünelim. Herkes bu süreçte üzerine düşeni yapsın. Ülkemiz için insanlarımız için kimseye kin gütmeden herkesi kendimiz gibi düşünerek kardeşçe, birlikte yasamak için bunları yapalım. Artık yeter, herkes benim bu sürece nasıl bir faydam olacak mantığıyla yaklaşsın.
Kim olursa olsun eğer bu savaşı bitirecekse ellerini bile öperim.
Artık hiçbir insan ölmesin. O gencecik beyinleri ülkemizin kalkınması için harcayalım, dağlarda çarpışarak değil .
Allah’tan dileğim bugün silahların konuştuğu Hakkari dağlarında bir gün Alp dağlarında olduğu gibi kayak pistleri olsun. İnsanlar orada kayak tatili yapsınlar. Artık kimse şehit olmasın.
Şehit çocuğuna ‘Senin babanın kanını yerde bırakmam’ deyip de ona sarılıp ağlamaktansa o çocuğun babasının şehit olmadığı bir ortam yaratmalıyız. Gelin el ele vererek barışa ulaşalım.”