Amsterdam?dan Türkiye?ye bakarken...

Aleviler arasındaki farklılıklar ve hükümetin tutumu üzerine ikinci yazımı yazmayı birkaç gün sonraya ertelemek durumunda kaldım.

Aleviler arasındaki farklılıklar ve hükümetin tutumu üzerine ikinci yazımı yazmayı birkaç gün sonraya ertelemek durumunda kaldım. Türkiye’de basın özgürlüğünü takip ve Türkiyeli ile Hollandalı gazeteciler arasındaki ilişkileri geliştirmeyi amaçlayan ‘Röportaj’ inisiyatifinin davetiyle üç gazeteci meslektaşımla Amsterdam’a geldim. Açılışı ‘Ropörtaj girişimi adına Mehmet Ülger yaptı. 
Yola çıkmaya hazırlandığımız andan itibaren, cep telefonuma sürekli yeni haberler geliyordu. ‘Ankara’da kazı’, ‘Genelkurmay’daki toplantının ardından İlker Başbuğ Başbakan ve Cumhurbaşkanıyla görüştü.’ ‘Yargıtay Başkanlar Kurulu toplandı.’ Gerginlik son haddinde. Bakalım neler olacak endişesiyle uçağa bindik.
Genelkurmay açıklama yapmadı.
Komutan eşleri Tuncer Kılınç’ı eşini ziyaret ettiler. Yargıtay açıklama yapmadı. Başkan
hukuka özen uyarısında bulundu.
Uçağa binerken bazı yazarlar, Avrupa’nın da Ergenekon davasında hukuksuzluk yapıldığı konusunda derin endişeler taşıdığına ilişkin yorumlar yapmışlardı. Daha önce de benzer ifadeleri Deniz Baykal kullanmıştı.
Ergenekon soruşturmasının ‘sulandığı’, artık ‘inandırıcını yitirdiği’ yönünde yorumların sayısı iyice artmaya başlamıştı. Soruşturmanın önemine vurgu yapan ‘liberal’ler yine hedefteydiler.
***
Biz Hollanda’ya Türkiye’deki basın özgürlüğünü Hollandalı meslektaşlarımızla konuşmaya gelmiştik ama, kulağımız Türkiye’deydi. Yasemin Çongar ve Kürşat Bumin’le fırsat buldukça Türkiye’den haberler almaya çalışıyorduk.
İlk haber benim cep telefonuma düştü: ‘Gölbaşındaki kazılarda çok sayıda silah ve patlayıcı bulundu.’  Ürktüm ve ferahladım. İki duyguyu aynı anda yaşadım. Ürktüm çünkü, çeteler faaliyetlerini sürdürüyorlardı. Ölüm makinesi çalışıyordu. Veli Küçük’ün telefon arkadaşı İbrahim Şahin hafıza kaybı sorunun çözmüş ve bombaları depolamaya başlamıştı.
Gazetelere baktım, Ergenekon  davasının ‘fasa fiso’ olmasını isteyen meslektaşlarımız, ‘Bunlar Susurluk kalıntısı, Ergenekon’a bulaştırmayın’ çabası içine girmişlerdi. Halbuki bu silahlar ve bombalar yeni gömülmüştü. Hepsi tazeydi. Taze işler için depolanmışlardı.
Çoğunluğunu Hollandalı gazetecilerin oluşturduğu salona girdiğimizde,
konumuz Türkiye’de basın özgürlüğüydü. Yasemin Çongar haberi verdi: ‘Ermenilerden özür diliyoruz’ imza kampanyası için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ‘Türklüğe hakaret’ten soruşturma başlatmıştı. Al sana özgürlük.
Avrupa Parlamentosunun Türkiye-AB ortak Meclis Komisyonu Başkanı Joost
Lagendijk ve eşi gazeteci meslektaşımız Nevin Sungur da toplantıyı izlemeye gelmişlerdi. Bir gün önce Türkiye’de ‘AB Ergenekon soruşturmasından kaygılı’ ifadelerini sormak imkânı oluşmuştu.
Joost Lagendijk, “Biz soruşturmayı sonuna kadar destekliyoruz. Bir gün önce Hannes Svoboda da bunları belirtti.
Tabii ki hukukun kurallarına uygun olarak yürütülmesini söylüyoruz. Ancak Türkiye’nin çetelere, darbecilere yönelik hukuki alanda başlattığı temizleme girişiminin destekçisiyiz ve bu davayı çok önemsiyoruz.”
***
Amsterdam buzlar içinde. Sıcaklık geceleri -10’larda. Hollandalılar 12 yıldır ilk kez gerçek buzda kaymanın keyfini çıkarıyorlar. Olağanüstü soğuğa rağmen ‘Türkiye’de medya, iktidar ile basın arasındaki ilişki’ başlıklı toplantıya ilgi çok fazla. Birçok insan yer bulamadığı için toplantıyı Türkiye’de ne olup bittiğini öğrenmek amacıyla ayakta izliyor.  
‘Basın özgürlüğü’ bitmeyen öykü.
Yıllardır Türkiye’de yaşayan Hollandalı gazeteci Jessica Lutz, az satışlı gazetelerin, Kürt kimliğini öne çıkaran gazetelerin gördüğü baskıları anlatıyor ve son yıllarda göreceli bir iyileşme olduğunun da altını çiziyor.
Türkiye’den gelen haberlerin arkası kesilmiyor. İbrahim Şahin’in evinden çıkan krokilerden Türkiye’nin dört bir yanında yeni kazılar yapıldığı haberi geliyor.
Ergenekon davası fasa fiso diyenlerin yeni durumu nasıl değerlendirdiğini merak ediyorum. Hepimizi tehdit eden ve askeri darbe peşinde koşan bir gücün varlığını kim inkâr edebilir?
Hollanda’da yaşayan eski solcu bir arkadaşımla konuşuyorum: ‘AKP iktidarda kalacağına darbeyi bir süre için tercih edebilirim’ diyor. Şaşkına dönüyorum. Yıllardır yurtdışında bir askeri darbe mağduru olarak yaşıyor ve bunları söylüyor.
Ergenekon soruşturmasının sonuçsuz kalmasını isteyenlerin bir kısmının böyle düşündüğü bir gerçek. Peki bu operasyonlar yapılmasaydı, bu dava açılmasaydı, acaba şimdi nasıl bir noktada olacaktık, bunu hiç düşündünüz mü?
Gerçek bir demokrasi, gerçek bir basın özgürlüğü bir ülkeye kolay gelmiyor. Hollandalı izleyicilerimize, basın özgürlüğünün, AB sürecine ve demokratikleşmeye bağlı olduğunu anlatmaya çalışıyoruz.
Geriye dönüş yolundayız...
Kazılar devam ediyor...