Arda Gedik?in 6-7 Eylül?ü...

Arda Gedik, 27 Mayıs askeri darbesinin mağduru. Babası Adnan Menderes hükümetinin son Dahiliye (İçişleri) Vekili (Bakanı) Namık Gedik?ti.

Arda Gedik, 27 Mayıs askeri darbesinin mağduru. Babası Adnan Menderes hükümetinin son Dahiliye (İçişleri) Vekili (Bakanı) Namık Gedik’ti. Darbeciler, Namık Gedik’i çöp arabasına bindirip gezdirdiler ve sonra da intihar ettiğini söylediler. İntihar mı etmişti, işkence edildikten sonra pencereden mi atılmıştı?
Demokrat Parti yöneticileri, Yassıada yargılamaları sırasında 6-7 Eylül 1955 tarihinde gayrimüslimleri hedef alan yağma ve saldırılardan da suçlandılar. Tomris Giritlioğlu’nun yönettiği ‘Güz Sancısı’ filmi bu tarihsel ayıbı ele alıyor. Gerçekleri bir anlamda yüzümüze çarpıyor. Tomris, her zamanki duyarlığı içinde tarihin bir dönemiyle daha yüzleşmemizi sağlıyor.
Fatih Altaylı ve Murat Bardakçı, pazar gecesi bu filmden yola çıkarak 6-7 Eylül olaylarını konuştular. Konuklarından birisi de dönemin İçişleri Bakanı Namık Gedik’in oğlu Arda Gedik’ti. Arda Gedik, 27 Mayıs askeri müdahalesini ele alırken bir darbe mağduru olarak darbeye ve sonrası yaşananlara ilişkin doğru ve haklı eleştiriler yaptı. Seçilmiş
bir yönetime karşı hukuk dışı bir yargılama yapıldığını ifade etti. Demokratik bir tutum sergiledi. Karşısında 27 Mayıs’ı savunmaya çalışan Erol Şadi Erdinç’e yönelik eleştirileri yerindeydi.
***
Arda Gedik, ‘Güz Sancısı’ filmine gitmediğini ve görmek istemediğini söyledi. Gazetelerde filme yönelik eleştirileri okumuştu. Gedik’in yağma ve saldırı olaylarına yaklaşımı ilginçti: Ona göre bu bir tertip değildi. Demokrat Parti’nin sorumluluğunu görmezden gelmek amacıyla, ‘bu bir tertip değildir’ demesi çok inandırıcı olmadı.
6-7 Eylül bir tertipti. Belki de Demokrat Parti’yi darbeyle yıkılışa götüren tertibin önemli halkalarından birisiydi. 6-7 Eylül bir ‘özel harp’ faaliyetiydi. Sorumluları bunu böyle ifade etmişlerdi. Zaten, ellerine sopa verilip kamyonlarla İstiklâl Caddesi’ne ve Rum işyerlerinin yoğun olduğu yerlere taşınanlar bir örgütlenmenin göstergesiydi.
Olaylardan sonra yargılananlar arasında şehir dışından getirilenler de vardı. Onlar, Rum işyerlerini tek tek nereden bileceklerdi? ‘Güz Sancısı’ filminde de dikkat çekilen ‘Kıbrıs Türk’tür Cemiyeti’nin biraz altı karıştırılınca ‘özel harp’çilere ulaşılabileceği görülür.
Atatürk’ün Selanik’te doğduğu eve bomba atılması bir tertiptir. İki demir parçasından oluştuğu söylenen bombanın arkasından bir İstanbul gazetesinin on binlerce basılarak olaylardan hemen önce dağıtılması da bu tertibin bir parçasıdır.
6-7 Eylül günü Rumlar ve diğer gayrimüslimler ağır bir saldırıyla yüz yüze geldiler. Aralarında öldürülenler oldu. Burada da Arda Gedik’in aklımda kalan şu sözleri bir başka drama işaret ediyordu: “Bir papaz sünnet edilmiş, kanama nedeniyle ölmüş...”
Gedik’in ‘sünnet saçmalığı’ diyerek aktardığı bu örnek bile olayın vahametini tam anlamıyla kavramadığına işaret ediyordu. 6-7 Eylül’ü yorumlarken ‘mozaik çatladı’ diyen Arda Gedik, sıradan yurttaşların kendi kendilerine galeyana geldiğini söyleyerek tarihsel bir yanlışa düştü. DP’yi savunacağım derken, bir büyük örgütlü suçu gizlemeye destek vermiş oldu. .
Şu ahir ömrümüzde öğrendik ki, hiçbir büyük siyasi cinayet veya tertip, devlet içindeki bazı üst düzey güçlerin dahli ve yönlendirmesi olmadan gerçekleşmiyor. Bunu aslında hepimizden daha iyi bilmesi gerekenlerden birisi de Arda Gedik’tir.
6-7 Eylül bir devlet tertibidir. Bunun ne kadarından Demokrat Parti yöneticileri sorumludur?  Onlar muhtemelen kendi hedeflerini aşan bir tertiple yüz yüze geldiler. ‘Özel Harp’çiler hükümetten etkin bir güç olduklarını birçok kere olduğu gibi bu olaylarda da kanıtladılar. Bu nedenle Yassıada yargılamaları sırasında konu neredeyse geçiştirildi. Asıl tertipçiler üzerinde durulmadı.
6-7 Eylül DP’nin de çöküşe doğru gidişinin ilk işaretlerindendir. Çünkü hükümet bu olayda kontrolü yitirdi. Düşündüğünün çok daha ötesinde derin bir oyunla yüz yüze geldi. Üzerine de gidemedi, gitme cesaretini gösteremedi. Çünkü kendi sorumlulukları da vardı.
Arda Gedik, Rumların İstanbul’dan asıl gidişinin 6-7 Eylül 1955’te değil 1963 yılında İsmet İnönü dönemindeki sürgünle olduğunu da özellikle vurguladı. Doğru, ancak kendi yurttaşına, bu toprağın asıl sahipleri olan Rumlara reva görülen 6-7 Eylül vahşetini bu saptama ortadan kaldırabilir mi?
Herkes kendi mağduriyetini doğru anlıyor, başkasınınkini ise görmezden gelmeyi, hafifsemeyi tercih ediyor.
Bu nedenle tarihle doğru bir şekilde yüzleşmek de mümkün olmuyor.
Not: Perşembe günü gerçekleştirilecek bir kalp operasyonu için hastaneye yatıyorum. Kısa bir aradan sonra görüşmek umuduyla...