Asker de demokrasiyi yıpratmasın

'Askeri yıpratmayalım.' Bu moda sözcük son zamanlarda yeniden çokça konuşulmaya başlandı. Tabii ki bu ülkenin güvenliğinden sorumlu asker yıpranmasın.

‘Askeri yıpratmayalım.’
Bu moda sözcük son zamanlarda yeniden çokça konuşulmaya başlandı.
Tabii ki bu ülkenin güvenliğinden sorumlu asker yıpranmasın. Asker haksız
suçlamalarla yüz yüze gelmesin.
Her ülkenin bir ordusu vardır. Ordusuz devlet olmaz.  Olsun ama demokrasiyi korusun. Sürekli demokrasiyi yıpratan bir güç olmaktan çıksın.
Taraf gazetesinin yayımladığı ‘AKP’yi ve Fethullah Gülen’i bitirme planı’ başlıklı haber, ordu içinde, karargâh içinde yasadışı faaliyetler olduğu, geçmiştekine benzer çabaların devam ettiği iddiasını da beraberinde getirdi. Yayımlanan belgenin çok yeni bir tarihi içermesi, altındaki imzanın muvazzaf bir karargâh subayına ait olması endişeleri ve tepkileri yükseltti.
Dün sabah itibarıyla Genelkurmay Askeri Başsavcılığı’nın yaptığı açıklama tatmin edici olmadığı gibi kafalardaki şüpheleri, endişeleri artırıcı nitelikteydi. Askeri savcılık, belgeyi henüz görmediklerini ve bunu Taraf gazetesinden istediklerini açıkladı. Bu
açıklamayı takip eden cümlede ise Genelkurmay’da böyle bir belgenin bulunmadığı yer aldı.
Şu soru ister istemez akla geliyor: Askeri savcılık görmediğini söylediği bir belgenin olmadığına nasıl karar veriyor? Kaldı ki, yine bu açıklamada soruşturmanın yeni başladığından söz ediliyor. Soruşturmanın hemen başında nasıl böyle bir hükme varılabiliyor?
Sivil savcıların yapması gereken işe askeri savcılık neden bu kadar aktif şekilde dahil oluyor?
Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılarda bu belgenin aslının olduğu anlaşılıyor. Sivil savcılığın bu konuda yapması gereken ya yeni bir dava açmak, ya da devam eden Ergenekon davasına bu girişimi dahil etmektir. Planın altında imzası bulunan albayın sivil savcılıkça ifade vermek için davet edilmesi bu yöndeki gelişmeye işaret ediyor.
* * *
Askeri Savcılığın ardından Genelkurmay Başkanlığı bir açıklama yaptı. Bu açıklama kafalardaki soruları netleştirmeye yaramadı. Çünkü Genelkurmay Başkanlığı bu belge vardır ya da yoktur demiyor. Varsa şunlar yapılacak, yoksa şunlar yapılacak deniyor.
Böyle bir belge yoksa sorun bir başka boyuta taşınır. Bunu öne sürenler hesabını verirler. Ancak aradan dört gün geçtiği halde Genelkurmay’ın hâlâ bu belge yoktur diyememesi kafalardaki soru işaretlerini artırıyor. Çünkü belgenin altında bir albayın imzası bulunuyor. Bu albaya sorar ve cevabını alırsınız. Kaldı ki bu albay daha önce de benzer bir belgede adı geçen bir albay. O zaman da Genelkurmay’dan açıklama gelmemiş, belge yoktur denmemişti. Albay o belgeden bu yana görevine devam ediyorsa, ister istemez ortada bir bit yeniği vardır diye düşünüyorsunuz.
Belge varsa, durum iyice vahimdir. Dünkü Taraf gazetesinde yer alan manşet haber, vehameti daha da açık hale getiriyor. Taraf gazetesi isminin açıklanmasını istemeyen bir orgeneralin şunları söylediklerini aktarıyor. “Kara Kuvvetleri Komutanı’yken Başbuğ’u iki kez bu ekiple ilgili uyardım. Yanlış işler yaptıklarını söyledim. Başbuğ da ‘müsaade etmem’ dedi.” Yani, ordu içinde hâlâ darbeler peşinde koşan etkili bir ekipten söz ediliyor. Başbuğ’un da bunlardan haberdar edildiği söyleniyor. 
Şimdi yapılması gereken sürekli ‘eğer doğruysa’ diye vurgulanan planı yapanları açığa çıkartmak ve gereken cezaya çaptırılmalarını sağlamaktır.
* * *
Darbelerle ve darbe anayasalarıyla özürlü olan Türk demokrasisi bu girişimlerden yıpranıyor. Bu girişimler sonucunda ordunun yıprandığı da ortada. Avrupa Birliği ilerleme raporlarında her seferinde dikkat çekilen konulardan birisi askerin siyasete müdahalesi. Bu haliyle Türkiye’nin Avrupa Birliği üyesi olması da mümkün görünmüyor.
Ordunun asli görevine dönmesi, ülkenin güvenliğiyle ilgilenmesi ve siyasete müdahale etmemesi, bu ülkede demokrasinin yerleşmesi için olmazsa olmaz koşul. Ordu siyasetten bütünüyle elini çekecek. Öyle olmadığı sürece, ordu içinde de bu hareketlilik bitmeyecek gibi görünüyor.
Ordunun siyasetin içinde bulunmasını meşru görürseniz ve kabul ederseniz, o zaman bu amaçla darbe hazırlıkları yapılması da kaçınılmaz hale gelir. Askerler arasında bu ülkeyi yönetme hevesi bir türlü sona ermez.