'Atatürkçülük' ve özgür düşünce

Atatürk 'Türk modernleşmesi'nin öncüsü olarak, dünyanın da kabul ettiği dönüşümleri yaptı. Ama 'değişim' yerinde durmaz.

10 Kasım, cumhuriyet dönemine ve Atatürk’e ilişkin tartışmaları alevlendirdi. Geçmişte açıktan yapılamayan, cesaret edilemeyen değerlendirmeler gündeme geldi. Bazı Atatürkçü kesimler, tartışmaları tepkiyle karşılasalar da bu konular artık konuşulma noktasında.
Atatürk’ün “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” sözlerine sık sık gönderme yapılır. Bilimsel düşüncenin esası ise tabuları, dogmaları aşan bir şekilde konuları ele almak değil midir? Cumhuriyet dönemine ilişkin bazı eleştiriler gündeme gelince ‘mürşit’ (yol gösterici) olduğu söylenen bilimsel tutum gidiyor, yasakçı bir öfke bunun yerini alıveriyor. Bilim diyenler, tartışmayı susturmak için her türlü tehdide başvurmaktan geri durmuyorlar. 

Jandarma zulmü
Yaşar Kemal’in romanlarının büyük çoğunluğu, cumhuriyet dönemindeki haksızlıkları ve adaletsizlikleri anlatır. Jandarma zulmünü anlatır. Bir destan, bir ağıt gibi...
Güneydoğu’da 29 Kürt isyanında neler oldu biliyor muyuz? Dersim’de 90 bin kişinin öldürüldüğü, yüz binlerce insanın köylerinin, evlerinin yakılarak sürgüne gönderildiği, Hacıbektaş’ta Alevi dergâhının kapatılıp, semah yapmak isteyenlerin yeraltına itildiği, bu ülkenin Hıristiyan ve Yahudi yurttaşlarının ‘Varlık Vergisi’ ile mülksüzleştirilip sürgüne gönderildiği acaba tarih kitaplarında yer alıyor mu? 

‘Ekonomik mucize’ efsanesi
Cumhuriyet bir ulus devlet kurma projesiydi. Bu proje; Türklük, Müslümanlık ve Hanefilik dışındaki bütün farklılıkları zorla yok etmeye dönüştü mü, dönüşmedi mi? 1930’lu yıllarda “Kürtler yoktur”, “Kürtçe konuşmak yasaktır” diyen, Alevi’yi yeraltına iten bir devlet anlayışı nasıl demokrasiye yürüyen bir anlayış olarak kabul görebilir ki?
Cumhuriyet dönemi ekonomisi ‘kendine yeterli bir ekonomi’, ‘borcu olmayan bir ekonomi’ olarak öğretiliyor ve bu dönemdeki ekonomik durum bir, ‘mucize’ olarak yere göğe sığdırılamıyor.
Halbuki biz o dönemin kayıtlarından biliyoruz ki, Anadolu yoksulluk ve sefalet içindedir. 1915 Ermeni Tehciri, ardından 1923 Rum mübadelesinden sonra Anadolu’da ticaret, üretim çökmüştü. Buna cumhuriyet döneminde ticaret içinde etkili olan gayrimüslim yurttaşlarımızı hedef alan ‘ekonomiyi millileştirme’ siyasetleri de eklenince dramatik bir tablo ortaya çıktı. Devletçi önlemler, yapılan bazı temel yatırımlar, mütevazı yararlar sağladıysa da yaraları sarmaya yeterli olmadı.
Ekonomi, siyasetten bağımsız olabilir mi? 29 Kürt isyanına neden olan ve onu bastıran, Dersim’i yer ile yeksan eden, gayrimüslimleri sürekli ‘yok edilmesi gereken zararlılar’ olarak gören anlayış, gerçekten ‘mucizevi’ ekonomik başarılara imza atabilir mi? 

‘Değişim’ yerinde duran bir şey değil
Cumhuriyetin kuruluşu, modernleşme atılımları yok sayılabilir mi? Tabii ki sayılamaz. Osmanlı İmparatorluğu gibi küresel bir gücün üzerine kurulan, büyük bir devlet deneyimini devralan cumhuriyet, tabii ki önemli ‘değişim’lere imza attı.
Atatürk ‘Türk modernleşmesi’nin öncüsü olarak, dünyanın da kabul ettiği dönüşümleri gerçekleştirdi.
Ancak ‘değişim’ yerinde durmaz. Süreklidir. Türkiye, günümüzde de önemli bir ‘değişim’ yaşıyor. Bu değişim de çağın ihtiyaçlarıyla birleşiyor.
Cumhuriyetin ‘değiştirici’ olduğuna sürekli vurgu yapan günümüz Atatürkçüleri, bugünkü ‘değişim’i anlamakta güçlük çekiyorlar. Değişimden ‘korku’ üretmeyi tercih ediyorlar. Geçmişin eleştirilmesine, tarihin yeni bir anlayışla yeniden değerlendirilmesine tahammül edemedikleri gibi, demokratikleşmenin de devam eden bir süreç olmasını içlerine sindiremiyorlar, iktidarın ellerinden gitmesinin paniğini yaşıyorlar.
Türkiye, Kürt’ü yok sayan, Alevi’yi ezen, dindarı ‘potansiyel tehlike’ olarak değerlendiren, gayrimüslim yurttaşlarını ‘düşman işbirlikçisi’ olarak damgalayan anlayışlarla yönetildi uzun yıllar.
Şimdi bunu aşmanın gerginliğini yaşıyoruz. Kimlikleri içine sindiren yeni bir cumhuriyet anlayışı, aynı zamanda geçmişle de yüzleşecektir.