Avrupa Birliği, dertlerimize deva olabilir...

Türkiye'nin kendi sorunlarını kendisinin çözmesine gerektiğine inanırım. Batı'nın müdahalelerinin çoğu zaman Türkiye'nin demokratikleşmesine zarar verdiğini düşünürüm. Ancak... Avrupa Birliği ile başlayan yeni dönemi umutla karşıladım.

Türkiye'nin kendi sorunlarını kendisinin çözmesine gerektiğine inanırım. Batı'nın müdahalelerinin çoğu zaman Türkiye'nin demokratikleşmesine zarar verdiğini düşünürüm. Özellikle, İsrail'le Türkiye arasındaki krizin tırmanmasından bu yana, ABD ve Batı'dan gelen eleştirilerin bir çoğunun inandırıcı ve iyi niyetli olmadığını gördük. Özgürlük, demokrasi, insan hakları gibi konularda da çifte standartlarına tanık olduk.

Ancak... Avrupa Birliği ile başlayan yeni dönemi umutla karşıladım. Başbakanın AB'ne girmek ve üyelik müzakerelerini sürdürmek ve tamamlamak konusundaki kararlılığını ifade etmesi yeni bir başlangıç olarak önemliydi. AB'nin yeni fasılları açmak ve Türkiye konusunda "istemezük" tutumuna son vereceği konusundaki yaklaşımı dikkat çekiciydi.

Türkiye'nin AB ile müzakereleri yeniden canlandırmasının bir çok olumlu etkisi olabileceğini söyleyebiliriz. Birinci etki, sürekli Batı ile kavgalı ruh hali sona erebilir. Türkiye'den Batı'ya yönelik olumsuz yaklaşımlar yumuşayabilir. Aynı şekilde Batı'dan Türkiye'yi karalamayı ve tecrit etmeyi amaçlayan kötümser ve zaman zaman kasıtlı yorumlar, yerini daha iyi niyetli yaklaşımlara bırakabilir.

Diğer bir tayin edici muhtemel etki, Türkiye'nin duraklayan demokratikleşme rotasını yeniden canlandırma imkanıdır. Özellikle son dönemde basın ve ifade özgürlüğü noktasında ortaya çıkan baskıcı ve otoriterleşmeyi körükleyen yönelimlerde bir değişim yaşanabilir.

ÇÖZÜM SÜRECİNDE YENİ İVME

Üçüncü ve belki de hepsinden önemlisi, çözüm süreci konusunda yeni bir ivme yakalama ihtimalidir. PKK'nın 7 Haziran seçimlerinin ardından başlattığı ve yaygınlaştırmayı amaçladığı, "özyönetim" denemeleri, çatışma ortamını tırmandırdı. En çok bölge halkını mağdur eden, hendek kazma, yollara barikat kurma, mayın döşeme eylemleri, bir çıkmaza girmiş durumda. PKK, bu yeni stratejide umduğunu bulamadı. Ancak, bir yönüyle bakıldığında geriye dönüşü çok zor olan bir açmazın içinde tıkandı kaldı.

Bunun aşılması gerek. Bu açıdan AB bir imkan olabilir. Çünkü, PKK bu eylemleri yaygınlaştırırken, bir ölçüde de Batı'dan gelebilecek desteği hesaba katıyordu. Batıdan umduğunu bulamadı. Batı, tercihini beklendiği gibi bir NATO üyesi olan Türkiye'den yana yaptığını net bir şekilde ifade etti.

YENİ DÖNEM İÇİN

Ancak Batılılar, fırsat buldukça çözüm sürecine yeniden dönülmesinden yana olduklarını da ifade etmekten geri durmuyorlar. Hükümetin çözüm sürecine dönülebilmesi ve yeni bir dönemin başlayabilmesi için, bazı koşulları var. Bu koşulların olmazsa olmazı, Abdullah Öcalan'ın 2013 Newroz açıklamasında ifade ettiği, "Türkiye'ye yönelik silahlı  mücadele dönemi bitmiştir. PKK, Türkiye'yi en kısa zamanda terk edecektir." saptamasının hayata geçirilmesidir.

Yani PKK, Türkiye'ye yönelik silahlı eylemlere son verdiğini ilan eder, makul ve inandırıcı bir takvimle Türkiye'nin terk edeceğini açıklarsa, yeni bir dönem başlayabilir.

AB, böyle bir yolun açılması noktasında bir rol oynayabilir. Çünkü çözüm sürecine dönülmesi için atılması gereken ilk adım PKK'nın tutumunu değiştirmesinden geçiyor.

Böyle bir adım atılması halinde operasyonlar durabilir, PKK'nın dağdan indirilmesi sürecinin yol haritası yeniden çıkarılabilir. Cemil Bayık, son günlerde Batı medyasında yaptığı açıklamalarda, "silahlı mücadeleyi sürdürmek istemiyoruz" diyor. Bu bir başlangıç noktası olarak alınabilir.

Evet görüldüğü gibi, Batı'yla ilişkilerin yeniden canlanması, yeni bazı adımların atılması açısından bir imkana dönüşebilir. Bu nedenle AB ile yapılan görüşmeleri, yalnızca bir göçmen sorunu olarak görmemeliyiz. Arkasında daha derin ve anlamlı bir tablo ortaya konabilir.

RUSYA İLE KRİZ SÜRÜRKEN

Türkiye'nin özellikle Rusya ile ortaya çıkan krizle uğraştığı bir dönemde, Batı ile ilişkileri düzeltmesi, daha anlamlı. Çünkü, bu krizin arkasında da Ortadoğu'ya yönelik değişik gelecek hesaplarının çatışması yatıyor.

Türkiye, Batı ülkeleriyle Suriye konusunda da sıkıntılar yaşadı. Bugün Rusya'nın öne sürdüğü, "Türkiye IŞİD'i destekliyor" efsanesi, bir Batı kurmacası. Bu nedenle Batı'da havanın değişmesi, Suriye'nin geleceğinde de olumlu ortaklıkları beraberinde getirebilir.

Eskilerin deyimiyle, "velhasılı kelam" AB Türkiye ilişkilerindeki yeni ve olumlu ivme, iyiye işaret...